Kendini Gerçekleştiren Fitne (2) (Beklenti Etkisi ve Güncel Fitneye Sebebiyet Vermek)

Maddî-Manevî Sebebiyet Verme (Tesbîb Hareketi):   Psikolojideki ve Sosyo-psikolojideki Kelebek Etkisi (Çığ Etkisi), Beklenti Etkisi (Pygmalion Etkisi), ‘Kendini Gerçekleştiren Kehanet’ (Self Fulfilling Prophecy) gibi olguların penceresinden ülkemizde hususiyle dinî çevrelerde 2013’te patlayıp umuma yayılarak yaşanmaya başlayan güncel dehşetli fitneye derinlemesine nazar edilirse, bu korkunç fitnenin başlangıcı, süreci ve sonucu üzerine daha isabetli tespit, teşhis, sentez…

Gövdem Yerlerde, Ruhum Sen’de…

Ey, gövdem yerlerde, ruhum Sen’de… Toprak idim… Yine toprağa karışıp gideceğim… Tende cân idim… Bedende Cihân… Aşka hasret… Ayrılığa hikmet… Lâkin… O gün… Ukbâya nazar eyler iken son ihanetim ile dünyayı bırakıvereceğim… Ninova’da dalga dalga dalgalanan hazin bir ezan idim… Basra’da basiret erkânının inkâr edilemez efkârı idim. Mağaralara kapanan ebrârın göğü anımsatan olmazsa olmaz esrârı…

Kisra’nın Adaleti: Hükümdar Nuşirevan’ın Vicdan Devleti

Cahiliye Dönemi’nde Hz. Ömer (bin Hattab) ve Sa’d bin Ebî Vakkas, Arabistan’dan İran’a ticaret yapmak amacıyla at götürürler. Atların talim edildiği alana vardıklarında, nüfuzlu biri gelerek atlarına zorla el koyar. Çaresiz kalan iki arkadaş, geceyi geçirmek için bir hana giderler. Hancı, yabancı olduklarını görünce sorar: „Siz Arapsınız, buralarda ne işiniz var?“ Ömer ve Sa’d, ticaret…

Evrad-ı Kudsiye Üzerine – 1 Menşei, Silsiledeki Yeri ve Manevî Faziletleri

İslam dünyasının en yaygın ve köklü tasavvuf yollarından biri olan Nakşibendiyye tarikatının isim babası, Şah-ı Nakşibend, asıl adıyla Muhammed bin Muhammed Bahâeddîn el-Buhârî (1318 – 1389), bugünkü Özbekistan’ın Buhara şehri yakınlarındaki Kasr-ı Arifân köyünde doğmuş ve yine orada vefat etmiştir. Gençliğinde geçimini sağlamak için kumaşlar üzerine nakış ve desen işleme sanatı ile uğraşan Şeyh Bahâeddin…

Ahmet Selim’den Tekamül Notları – 5

1. Fırsatlar gökyüzündeki irili ufaklı yıldızların sayısıncadır, sonsuzdur. Ama başını kaldırıp bakmazsan onların ışığını gözlerinden beynine ve yüreğine yansıtan tefekkür şuuruyla nurlanmayı bilmezsen dar mekânların kör edici sahte ışıkları yalnızca karanlığını ve şaşkınlığını artırır.   2. Osmanlı Devleti yenilmeye, çökmeye, çekilmeye başlayınca göçe koyulan veya bulunduğu yerde kalan sahipsiz Müslüman Türk’e vurmayan kalmadı. Güçlüyken herkes…

İncitme

Anlaşılmak için dinlenmediğin yerde konuşup da kelâmı incitme Saygıyla alanın olmadığı meclise verip de ol selâmı incitme Kalbinde putlaştırdığın hevânla “Lâ ilâhe” deyip de ‘lâm’ı incitme ‘Dindarlığınla’ ortaya çıkıp da günahınla din-i İslâm’ı incitme!   Küçücük gamlara sızlanıp da bîçâre mübtelâ-yı âlâmı incitme Nefs-i emmârene melâmet hırkasını giydirip de melâmı incitme Sabaha dek zikirsiz gafilâne…

Sükût Her Zaman Erdem midir?

Susmanın koruyan, saklayan ve haksızlığa zemin hazırlayan yüzleri üzerine Bazen susmak, söylenmiş en doğru sözden daha yerinde olabilir. İnsan öfkesinin en yoğun anında konuşmadığında, yalnızca karşısındakini değil, sonradan pişman olacağı kendi cümlesini de korur… Bir tartışmanın ortasında durabilmek, kırıcı bir sözü dilin ucundan geri çevirip yutkunmak veya konuşmak için daha sakin bir zamanı beklemek her…

Eyvah Aldandık

Ölümü ve sonrasını hiç düşünmeden yaşamak… İnsan için ne büyük bir yanılgı, ne derin bir gaflet! Halbûki hayat dediğimiz şey, başı ve sonu olan bir yolculuktan ibaret. Bu yolculuğun en kesin durağı ise ölüm. Buna rağmen insan, en kesin hakikati görmezden gelmeyi başarabilen garip bir varlık. Ahiret beklentisi olmayan bir insan için geriye yalnızca tek…

Uçak Serüveni

Bir tufan vakti geldi ötelerden Sanki tanıyordum kendisini ezelden Dikkatlice bakmak isterken Geldi aklıma ve kalbime ki birden Bu deniz gözler, ruhlar aleminden   Hani ervâh-ı âlemde ruhlar buluşurmuş, Dünyada tekrar birbirlerini bulurmuş Orta nokta neresidir diye sorursalar Kalp pusulasının gösterdiği sütunmuş   Neden bakamıyorsun dedi öncülerden bir öncü İffet..! dedi, haya..! dedi sözcülerden bir…

Kurduğum Dengelerim-4

  İnsanları anlamak zorunda olmak… Hem de tüm insanları. Nasıl mümkün olabilir bu? İsterseniz bir de tersini düşünelim. İnsanları anlamak zorunda hissetmediğimizde, anladığımızı sandıklarımız kimlerdir? Gerektiğince tüm kümeyi temsil eden örnekleri irdelemeden, bütün hakkında söylediklerimiz ne kadar doğru olabilir ki? Gerçeğe ulaşmak ise hedefimiz, tüm insanları anlamak zorunluluğunu kendimize şart koşmalı. Başka şeyler de gerekli…

Tahmidiye Duası Üzerine – 6

Ve’lhamdu lillahi rabbi’l-alemin Ale’l-imani billahi ve ala vahdaniyyetihi ve ala külli ismin min esmaihi ve ‘ala külli sıfatin min sıfatihi sübhanehu hamden-bi adedi cemi’i tecelliyati esmaihi ve sıfatihi celle celaluhu mine’l-ezeli ile’l-ebed. La ilahe illa hu. [1] İlahi! Seni noksan sıfatlardan tenzih ediyorum. Sen sadece benim küçük dünyamın değil; hücrelerimin içindeki gizli atomların da, galaksilerin…