Ağustos-Eylül '26Düşünceİsa Çiçek

Cahiliye Dönemi’nde Hz. Ömer (bin Hattab) ve Sa’d bin Ebî Vakkas, Arabistan’dan İran’a ticaret yapmak amacıyla at götürürler. Atların talim edildiği alana vardıklarında, nüfuzlu biri gelerek atlarına zorla el koyar. Çaresiz kalan iki arkadaş, geceyi geçirmek için bir hana giderler. Hancı, yabancı olduklarını görünce sorar: „Siz Arapsınız, buralarda ne işiniz var?“

Ömer ve Sa’d, ticaret için geldiklerini ancak atlarının zorla ellerinden alındığını anlatırlar. Hancı şaşırarak, „Burası adalet ülkesidir, böyle bir şey nasıl olur?“ der. Atları alan kişinin Hükümdar Nuşirevan’ın oğlu olduğunu öğrenince onlara şu tavsiyeyi verir: „Bu gece misafirim olun, ücret ödemeyin. Sabah ‚Arz-ı Hal‘ meydanına gidin ve hükümdara bizzat durumu anlatın.“

Sabah meydanda Nuşirevan halkın dertlerini dinlerken sıra onlara gelir. Hükümdar, „Bu Araplar ne istiyor?“ diye sorunca tercüman çağrılır. Onlar, „Hükümdarın oğlu atlarımızı zorla aldı,“ deseler de durumu örtbas etmek isteyen tercüman, „Atları meçhul kişilerce gasp edilmiş,“ diye çevirir. Bunun üzerine Nuşirevan, „Atların bedelini verin, gitsinler,“ der.

Paralarını alıp hana dönen ikiliyi hancı öfkeyle karşılar: „Başkası suç işleyince kellesini vurduran hükümdar, söz konusu oğlu olunca sadece bedel mi ödetiyor? Bu gece de burada kalın!“

Ertesi sabah hancı onlarla birlikte meydana gider ve hükümdara haykırır: „Hükümdarım! Başkası suç işlediğinde adalet kılıcını çekersin; fakat yapan senin oğlun olunca diyetle mi geçiştirirsin?“ Nuşirevan, tercümanın yalan söylediğini ve adaletin yanıltıldığını o an anlar.

Hükümdar, hancıya dönerek, „Bunları bu gece de misafir et. Sabah birini şehrin doğu, diğerini batı kapısından uğurla,“ talimatını verir. Ertesi sabah şehirden ayrılırken gördükleri manzara dehşet vericidir: Kapıların birinde hükümdarın oğlu, diğerinde ise yalancı tercüman asılmıştır.

Yıllar sonra Müslüman olan Hz. Ömer ve Sa’d bin Ebî Vakkas, bu ibretlik olayı Hz. Peygamber’e (S.A.V.) anlatırlar. İşte o meşhur düstur bu hakikatle mühürlenir: „Adalet mülkün temelidir.“ Adaletin ve vicdanın olmadığı yerde saltanat da mülk de hızla yok olup gider. Bu hikaye, adaletin dini veya etnik kökeni olmadığını son derece güçlü bir şekilde vurgulamaktadır.

Tarihî Bağlam ve Nuşirevan’ın Yönetim Anlayışı

İran hükümdarı Nuşirevan, bir Mecusi (Zerdüşt) olmasına rağmen kurduğu bu sistemle tarihe „Vicdan Devleti“ kavramını kazandırmıştır. Onun anlayışına göre devlet; sadece bir güç aygıtı değil, mazlumun sığınacağı bir vicdan kalesidir. İnancı ne olursa olsun, bir hükümdarın kendi evladını bile adalete feda edebilmesi, devletin vicdanını diri tutmuştur.

Nuşirevan (I. Hüsrev), Sasani İmparatorluğu’na en parlak dönemini yaşatan ve tarih boyunca ismi „Adil“ (Anuşirvan-ı Adil) sıfatıyla özdeşleşmiş efsanevi bir hükümdardır. Pers geleneğinde adaletin sembolü olarak kabul edilir. Onun döneminde sarayının duvarına asılı bir „Adalet Çanı“ olduğu; haksızlığa uğrayan en sıradan vatandaşın bile bu çanı çalarak doğrudan hükümdara ulaşabildiği rivayet edilir.

Nuşirevan, devletin ayakta kalmasının din veya ırk birliğiyle değil, hukuk güvenliğiyle mümkün olduğuna inanırdı. Mecusi olmasına rağmen Hristiyanlara ve diğer inanç gruplarına karşı hoşgörülü davranmış, devletin „herkesin sığınağı“ olması gerektiğini savunmuştur.

Sadece bir devlet adamı değil, aynı zamanda bir düşünür olan Nuşirevan; Bizans İmparatoru Justinian felsefe okullarını kapattığında oradan kaçan filozoflara kapılarını açmış ve onları sarayında ağırlamıştır. Cundişapur Akademisi’ni kurarak tıptan astronomiye kadar pek çok alanda bilimin gelişmesini sağlamıştır.

Hz. Muhammed (S.A.V.), Nuşirevan’ın saltanatı döneminde dünyaya gelmiştir. Bir hadiste Peygamber Efendimiz, „Ben adil bir hükümdar zamanında doğdum“ diyerek Nuşirevan’ın adaletine atıfta bulunmuştur.

 

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment