Ve’lhamdu lillahi rabbi’l-alemin Ale’l-imani billahi ve ala vahdaniyyetihi ve ala külli ismin min esmaihi ve ‘ala külli sıfatin min sıfatihi sübhanehu hamden-bi adedi cemi’i tecelliyati esmaihi ve sıfatihi celle celaluhu mine’l-ezeli ile’l-ebed. La ilahe illa hu. [1]
İlahi! Seni noksan sıfatlardan tenzih ediyorum. Sen sadece benim küçük dünyamın değil; hücrelerimin içindeki gizli atomların da, galaksilerin devasa çarklarının da Rabbisin. Senden başka ilâh, Senden başka melce (sığınılacak yer), ve Senden başka mence (kurtuluş yolu) yoktur, ancak Sana sığınılır. [2]
En büyük bela insanın dinine gelen musibet olduğu gibi, en büyük şifa bedendeki ağrının dinmesi değil, kalpteki iman nurunun parlamasıdır.
İman, Âlem-i ervahtan (ruhlar aleminden), rahm-ı mâderden (anne karnından), sabâvetten (çocukluktan), gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, haşirden, Sırat’tan geçen uzun sefer-i imtihanda, ezelden ebede kadar uzanan köprü, zerreleri güneşe bağlayan bağdır.
O öyle bir nurdur ki; insanı insan eder, belki insanı sultan eder. Onun sayesinde insan, sadece et ve kemik yığını olmaktan çıkar; bütün kâinatın en nazlı, en kıymetli misafiri ve kâinat Sultanı’nın muhatabı olur.
İşte bana lütfettiğin iman gözlüğüyle görüyorum ki, kâinat sessiz bir matemhane değil, her zerresiyle zikreden muazzam bir orkestra.
Zeminden semâvâta doğru yükselen şükürler, zikirler ve dualar; semâvâttan zemine doğru inen rahmetler, bereketler ve feyizler ile mukabele görüyor.
Duyduğum sesler dostane selam, yarattığın mahlukatın ise birer munis hizmetkâr..
Hayatımdaki hiçbir hadise tesadüfün oyuncağı, hiçbir elem de Senin adaletsizliğinin sonucu değil. Her şey intizam altında, bir Padişah-ı Zülcelal’in emrindedir.
İnsan, ancak sırtını dayadığı yer kadar güçlüdür. Kendi cılız bileğine güvenen, en küçük sarsıntıda devrilmeye mahkûmdur; fakat sırtını dağa yaslayan, o dağın haşmetiyle dik durur.
Gönlümdeki iman, devletin angaryasını çeken asker gibi, beni, Sana ve Senin takdirine bağlayan en büyük nokta-i istinad ve nokta-i istimdadım.
Zira; insanın en derin yarası, kâinatın büyüklüğü karşısında kendini kimsesiz, sahipsiz ve tesadüfün oyuncağı sanmasıdır.
Kalbin bu ‘yalnızlık ve anlamsızlık’ sızısına karşı Allah’ın var, Vahid ve Ehad olduğunu bilmek; her hadiseyi şifalı reçeteye, her acıyı birer manevi terfiye dönüştüren en tesirli devadır.
Sırtını yaslayacak bir ‘Dağ’ arayan gönül için iman; korku illetine ’emniyet’, gelecek kaygısına ‘tevekkül’, ölümün soğukluğuna ise ‘ebediyet’ şifasıdır.
İmanın iklimine giren adam; beline ve başına yüklediği hayat yükünü, sefineye bırakır, üstünde oturup, nezaret eder taşımaktan kurtulur.
“Tevekkeltü alallah” der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle, hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra, saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir. [3]
Teşekkür ederim Rabb’im, Hayat yolculuğunun sabâvet durağında “Rahîm” isminle beni şefkatle kucakladın, gençliğimde “Aziz” isminle beni diri ve âli tuttun, şimdi ihtiyarlığın eşiğinde “Bâki” isminle bana sonsuz hayat müjdesi veriyorsun.
Senin birliğine ve her isminin ve sıfatının tecellisine îmân etme şerefini bana bahşettiğin için sadece dilimin ucuyla değil; ruhlar alemindeki ilk “Bela” sözümden, ebediyetteki sonsuz menzillere kadar, sadece bir kez değil; ezelden ebede, isim ve sıfatlarının kâinat aynalarındaki tecellîleri adedince, her anı seyyalem için, Sana hamd ediyorum.
Lâ ilahe illa hu… O’ndan başka ilah yoktur; Hayy ve Kayyûm’dur O. Bâki ve dâim olan, birliğiyle şeriki bulunmayan, evveli ve âhiri, zahiri ve bâtını kuşatan O’dur. Azizdir, Cabbardır; Hakimdir, Gaffardır. İşiten ve gören, her şeye lütfuyla nüfuz edip her şeyden haberdar olan O’dur. Günahları örten Şekûr, her şeyi ihsan eden Vehhab ve her şeye gücü yeten Kadîr’dir O. Halîm’dir, Alîm’dir, cömertliği sonsuz Kerîm’dir. Sırtımı dayadığım sarsılmaz kale; mahlukatı yoktan var eden Hâlık, her şeyi yerli yerince idare eden Müdebbir, kalpleri sonsuz şefkatiyle saran Hannân ve lütufları bitmek bilmeyen Mennân olan; Rabb-i Rahimim’dir. O (Celle Celalühü), her şeyimdir…
Dipnotlar:
- [1] Kusur ve noksanlıktan münezzeh olan Allah’a, O’nun birliğine, isimlerinden her bir isme ve sıfatlarından her bir sıfatına îmân nimeti için; ezelden ebede kadar isim ve sıfatlarının tecellîlerinin tamamı adedince Âlemlerin Rabbi olan ve kendisinden başka gerçek ilâh bulunmayan Allah’a hamd olsun.
- [2] “Lâ melcee velâ mencee minke illâ ileyk” Buhârî, Vudû, 75; Müslim, Zikir, 56. (Ayrıca bkz. Ebû Dâvud, Edeb, 98)
- [3] Said Nursi, Sözler, 23. Söz, Birinci Mebhas, Üçüncü Nokta.

