Sosyal Medya Bağımlılığı

Öyle bir ele alındı ki, katılımcılardan hiçbirisi „Ben bağımlı değilim“ diyemedi. Söylemlerden anlaşılan bu. Bazı kriterler öne sürüldü. Ele alınanların hepsini burada listelemeyeceğim. Öğrenmek isteyenler sosyal medyada bulup okuyabilirler. Ne dedim ben şimdi? Bağımlılıktan bahsederken sosyal medyaya atıfta bulunmak? İçler acısı durumumuz. Ne yazık ki, pek çoğumuzun yapadurduğu bir refleks. İhtiyaç duyduğumuz herşeyi sosyal medyada…

Bir Zannın Vebali: Şeyh Hadi’nin Hikayesi

Gördüklerimiz her zaman hakikat midir? Yoksa gözümüzün gördüğü, kalbimizin zannına mı yenik düşer? İşte bir mahalle halkının “takva” adına nasıl bir yıkıma sebep olduğunun ve yirmi yıllık bitmek bilmeyen bir pişmanlığın öyküsü. Yaklaşık 20 sene önceydi. Namaz kılmak için genelde mahallemizdeki camiye giderdik. Camimizin hocası Şeyh Hadi adında bir hocaydı. Mahalleli tarafından sevilen, sayılan ve…

Büyük İslam Mütefekkiri Merhum Ahmed Selim’den Vecîz Hakikatler

1- Özeleştiri yapamayan, eleştiri de yapmamalıdır. 2- Ailenin kalp atışları medeniyetin şaşmaz göstergesidir. 3- Parasız hiçbir şey olmuyorsa, parayla da hiçbir şey olmaz. 4- Düşünce üretme gücünde ve samimiyetinde olanlar çözüm, olmayanlar ise düğüm üretir. Goethe, “Çözüme katkı sunmayan, problemin bir parçası olur.” diyor. 5- İnsan kendini yabancılaştırarak da yalnızlaşır ve hiç farkına varmaz. 6-…

Üveykin Bağrındaki Hançer

Hafakan yalnızlığı süzülürken çökmüş çehrelerden Bir sıcak gül beklenir, kış yudumlamış dost bahçelerden   Ateştir, yakıcı soğukta bir öksüzün gözyaşları Yakîn gûrbetin kırık dizlerine iz iz dökülürken…   Ürperişlerle sırılsıklam… ıssızlığın kollarında Çırpınır, kutsî sevgiler kıymık kıymık sökülürken…   Şafak tüllerinde muhabbet üveykleri sarmaş-dolaş; Kor gecelere bürünmüş, sessiz hıçkırıklarıyla ben…   Yönsüz seklerim çâresizliğin acı…

Afganî Ali

İster büyük annemin Şia aşkına verin isterseniz vesile-i dünyamın Aliliğine verin. Ana diyârımın Acemliği, ata diyârımın Araplığı beni Özbek diyarımdan uzak eylemesin. Gel… Gel ey Oğuz boyu… Gel ey Hub soyu… Gel ey Hazar yolcusu, gel! Yeşiller diyarında kalan bir oyundu! Gel oyun bitmeden, gel! Yolcu küsmeden gel! Ruhumu üzmeden gel! Gel ey can yoldaşım!…

Sokağın Ruhu 2

Felsefe Kulübündeki sunum başlığım. Her ne kadar altını doldurmak üzere günlerce düşünmüş, söylenebileceklere göre cevaplarımı simüle etmiş olsam da, içimde ne var ise ortaya saçılabileceği gerçeğini kabullerenek gittim oraya. Stres yoktu. Ama sunum sonunda adını koyamadığım bir ruh hali vardı üzerimde. Günlerce sürdü. Korku, yalnızlık, anlaşılamama, güçsüzlük, çaresizlik, çözümsüzlük… Öncelikle pozitif değerlendirmeleri masaya koyalım. Sunum…

Takvim Değişirken Kalbimizde Kalanlar

Ocak ayı, takvimlerin değiştiğini sanıldığı gibi yüksek sesle ilan etmez; bu değişim daha çok, sabah mutfağa girip çayın buharını izlerken fark edilen sessiz bir idraktir. Herkes uyanmadan önceki o kısa dinginlikte insan, bir yılın daha geçtiğini ancak hâlâ “burada” olduğunu fark eder. Geride kalan yıl, çoğumuz için planlandığı gibi ilerlememiş olabilir. Ertelenen randevular, çıkılamayan yolculuklar…

Bir Molla Lütfi Vardı

Daha önce bir kitap hakkında bu denli etkilenerek yazı yazdım mı hatırlamıyorum; ancak bu eser beni derinden sarstı. Belki günümüzde de sıkça maruz kaldığımız algı yönetiminin nasıl inşa edildiğini anlatmasından, belki toplu linç furyasının yıkıcılığından, belki de henüz adını koyamadığım başka hislerden dolayı kitap beni bir şekilde içine çekti. İskender Pala’nın İtiraf adlı romanından bahsediyorum.…

Neden Sen

Hayat bazen hiç beklemediğiniz bir yerden sorular sorar size. Bir anda omuzlarınıza çöken bir ağırlık, kalbinize düşen bir sızı ve zihninizde dönüp duran o inatçı soru: “Neden ben?” Hâlbuki her “Neden?” sorusu, aslında gizli bir davetin kapısını aralar. Belki de sorulması gereken asıl soru şudur: “Neden ben olmayayım?” Bir imtihanla karşılaştığınızda “Neden ben?” demeyin. Çünkü…

Er Mektubu

İki cihan saadetime… Gözümün nuru, gönül kandilimin ay ışığı; mektubunda seni unuttuğumu söyleyip sitem etmişsin. Sevmek, iki bedende tek ruh olmaktı; insan hiç kendini unutur mu? Kavuşmak yaklaştıkça takvimler arsızca inatlaşır oldu benimle. Sevdiceğim, sen de gönlüme bir hüzün daha düşürme. Buralar biraz karışık, başımızın üstünde yüce bir dağın dumanı var. Bu sis bulutu ne…

Aşıklar (!) gördük kafirleşmişler. Mâşuk zannedilenleri gördük putlaşmışlar !

Bizi bekleyin. Seferdeyiz. Sabredin. Size söyleyeceğiz…. “Aşk” demiştik. Başka bir sevdâ değildi bu. Vedûd diyarının sesi idi Aşk ! Aşk idi “levlâk” Sahibi’ne kavuşan. Aşk idi Hz.Adem’e (a.s) maya olan ! Aşk idi “Benî Adem”e nur olan, huzur olan. Mâdem “Kâbemsin” demişti aşkın küçüğü Aşk’ın Ekber’ine ? Aşk idi sarhoş serserileri ayıltan ! Aşk idi…