Bir Akşamın Ardından

Derdine derman olduklarım, bir gün bana dert olacaktır.. biliyorum.. İnsan yorulunca, üzülünce dünya kocaman bir nefes darlığı oluyor.. Güçlüyüm diyorum ama kalbim bir gelincik kadar hassas.. Bu günde akşam oldu, Her zaman nasılsak, bu akşam da öyleyiz işte, Canımız sıkkın, kalbimiz dargın.. Dudağımı bükmüş zoraki gülümsemişim komik sayılan ne var ise.. Bir ses kulağıma “yapabilirsin”…

Kaybolan Ritüeller

Bir zamanlar sabahlar, mis gibi çorba kokusuyla başlar; Akşamlar, dua sesleriyle son bulurdu. Türk aile kültüründe sofraların kalbinde, vaktiyle çorba kaynar; sonra çayın buharı yükselirdi. Sofralar kurulurken biri ekmeği böler, biri çorbayı karıştırır, biri sessizce “Afiyet olsun” derdi. Diğerleri sanki bu sözü beklermiş gibi, hep bir ağızdan ya da mırıltı hâlinde “Eline sağlık” diye karşılık…

Yalnızlık

    Geçen akşam yalnızlığın ne olduğunu düşündüm kendi kendime… O sırada ben de yalnızdım. Yalnızlığın tanımı neydi ve neye göre değişiyordu? Kimi kalabalık bir topluluğun içinde bile kendini yalnız hissedebiliyordu veya insan kendi düşüncelerini savunduğunda bile yalnız kalabiliyordu. Eşler arasında bile ödün veren, fedakâr davranan eş, kendini yalnız olarak addediyordu. Farklı düşündüğüm zaman ise…

Hoşçakal Serâ

Terkedilmiş bir öykünün başkahramanı olarak duruyorum karşında Sözüm bela kokulu Nefesim intihar… Bağrına saplansam Koyu bir hicrân fışkırır oluk oluk Dolunca gözlerin Taşırma sakın içinden içimi! Bıraktığın yerden değiyorum sona Hoşçakal Serâ! Bir oyunun tam ortasında Kandırılmış bir çocuk Eline tutuşturulan kokuşmuş vaatler Ve perde arkası ihanet… Madara olurken cümle âleme Aşka düşe kahroldum her…

Maymun Gibi

Öğleden sonraydı. Mahkemenin önündeki kalabalık azalmaya başlamıştı. Etraf muz kabukları, tüyler, kuş pislikleri ile dolu olduğundan yine iş başa düşmüştü. Süpürgeyi, faraşı alıp her yeri süpürmeye başladım. Gözlerim tam önüme düşen pisliğe takıldı. Kafamı kaldırdığımda kargayla göz göze geldim. Sırıttı. Ardından “Huh hah hah” ya benzeyen sesler çıkardı. Diğer kargalar bu çağrıyla arkadaşlarının yanına geldi.…

Büyük Balonun Eceli: İsrail’in Âkıbeti

Büyük balonların eceli küçük iğnelerdir. Zulüm ile kendi “haksız hukukunu” sağlamaya çalışan İsrail, hem kendi halkına, hem Dünya’ya ne kadar rezil, ne kadar acımasız hatta nasıl gaddar ve kalleş olduğunu her fırsatta gösterdi utanmadan. Sanmasınlar ki zalimlik ile âbâd olurlar! Neyi kurtarmaya çalışıyorlarsa bilsinler ki ilk önce ondan olurlar. Ve elbet mazlumun sahibi Allah’tır. Bir…

İstanbul’a Bahar Mektubu

İçimi döktüğüm şehre bahar gelmiş. Baharının etkisi yok düşümde, dünyamda İstanbul! Mutluluğun nasıl olur senin diye sorma. Hep böyleydin de deme bana. İstanbul, gözlerime bak ve gördüğünü anlat bana. Bahar mı gördüğün? Yanılıyorsun. Sen mi? Sen de değilsin görünen. Derine bak, daha derine cesaretin varsa. Yüreğime giden yoldan, Süveyda’nın harabelerine çıkan dönemece bak. Anla derdimi…

Hacca Haramla Gitme!

Nerdeyim ben? Sözde mana, manada söz kalmadı ise tövbe ederim! Rüyama yeniden döndüm. Gör ve bil ki sen bir gün mescidime geleceksin. Gönül mescidime geleceksin! Salâtını orada kılacaksın. Siyâmını orada tutacaksın. Kelâmını orada yazacaksın. Beni duyacaksın… Hacca haramla gitme! Hacca gitmeden önce bana gel ve benim önümde tavaf et! Bana bırak o haramları hacca gitmeden…

Aralık Kapı

  Aralık… Kapı aralık. Sessiz gecede. Issız yolda. Bir başıma. Karda kışta. Adımlarım boşlukta. Karanlığın ortasında. Bir ay ışığı kaldı dünyamda… İki yanım var iç içe: Çocuk yanım; hırçın, susmuyor, ağlıyor, sızlıyor, feryat figan… Diğer yanım; geçmiş karşısına, anlatıyor, tatlı dille, tebessümle, içten, gönülden, aralarına öğütler serpiştirilmiş masallar uyduruyor durmadan. Gecenin sonu gündüzdür, kışın sonu…

Ey Tarihin Rüyası, Ey Âtînin Yüksek Kararı

  Ey Hüseynî Hasan devlet! Ey Hasenî Hüseyn devlet! Ey can mehabbet! Yazılanalara bakmadan yazıldı(lar) sana! Ey himmet! Ey devlet..! Günahlarıma bakmadan yazdırıldığım mektuplarda gönül devletine yağdım. Belki küfürle yağdım. Ama Hak olduğunu bilerek yağdım. Küfrümü ancak senin hak devletin bilirdi. Kisrâlar yıkılalı nice oldu… Gel gör ki kisrâlaşmış nefsim bir türlü yıkıldığının farkına varamadı.…

YAĞMURLU ÂMİN’LER

Yağmuru ağlamadan anlatmayı beceremediğim günlerin birinde, “hiçbir havayı sevemedim dünyadan, yağmurda ıslanmayı özlediğim kadar…” diye şarkı söyleyen çocuğa rastladım. Büyük/lendiğim aklıma ters gelen çocukça şeyler anlattı ufak seslerle… Mantıklı ol, dedim, “gerçek” denilen dağlar var burada. Korkup geri dönmesi için, içinde sakladığını en çok çocuk yanıyla sevenleri yiyen canavardan bahsettim. Korkmadı. Korkmadan sordu üstelik: –…