Afganî Ali

İster büyük annemin Şia aşkına verin isterseniz vesile-i dünyamın Aliliğine verin. Ana diyârımın Acemliği, ata diyârımın Araplığı beni Özbek diyarımdan uzak eylemesin. Gel… Gel ey Oğuz boyu… Gel ey Hub soyu… Gel ey Hazar yolcusu, gel! Yeşiller diyarında kalan bir oyundu! Gel oyun bitmeden, gel! Yolcu küsmeden gel! Ruhumu üzmeden gel! Gel ey can yoldaşım!…

Sokağın Ruhu 2

Felsefe Kulübündeki sunum başlığım. Her ne kadar altını doldurmak üzere günlerce düşünmüş, söylenebileceklere göre cevaplarımı simüle etmiş olsam da, içimde ne var ise ortaya saçılabileceği gerçeğini kabullerenek gittim oraya. Stres yoktu. Ama sunum sonunda adını koyamadığım bir ruh hali vardı üzerimde. Günlerce sürdü. Korku, yalnızlık, anlaşılamama, güçsüzlük, çaresizlik, çözümsüzlük… Öncelikle pozitif değerlendirmeleri masaya koyalım. Sunum…

Takvim Değişirken Kalbimizde Kalanlar

Ocak ayı, takvimlerin değiştiğini sanıldığı gibi yüksek sesle ilan etmez; bu değişim daha çok, sabah mutfağa girip çayın buharını izlerken fark edilen sessiz bir idraktir. Herkes uyanmadan önceki o kısa dinginlikte insan, bir yılın daha geçtiğini ancak hâlâ “burada” olduğunu fark eder. Geride kalan yıl, çoğumuz için planlandığı gibi ilerlememiş olabilir. Ertelenen randevular, çıkılamayan yolculuklar…

Bir Molla Lütfi Vardı

Daha önce bir kitap hakkında bu denli etkilenerek yazı yazdım mı hatırlamıyorum; ancak bu eser beni derinden sarstı. Belki günümüzde de sıkça maruz kaldığımız algı yönetiminin nasıl inşa edildiğini anlatmasından, belki toplu linç furyasının yıkıcılığından, belki de henüz adını koyamadığım başka hislerden dolayı kitap beni bir şekilde içine çekti. İskender Pala’nın İtiraf adlı romanından bahsediyorum.…

Neden Sen

Hayat bazen hiç beklemediğiniz bir yerden sorular sorar size. Bir anda omuzlarınıza çöken bir ağırlık, kalbinize düşen bir sızı ve zihninizde dönüp duran o inatçı soru: “Neden ben?” Hâlbuki her “Neden?” sorusu, aslında gizli bir davetin kapısını aralar. Belki de sorulması gereken asıl soru şudur: “Neden ben olmayayım?” Bir imtihanla karşılaştığınızda “Neden ben?” demeyin. Çünkü…

Er Mektubu

İki cihan saadetime… Gözümün nuru, gönül kandilimin ay ışığı; mektubunda seni unuttuğumu söyleyip sitem etmişsin. Sevmek, iki bedende tek ruh olmaktı; insan hiç kendini unutur mu? Kavuşmak yaklaştıkça takvimler arsızca inatlaşır oldu benimle. Sevdiceğim, sen de gönlüme bir hüzün daha düşürme. Buralar biraz karışık, başımızın üstünde yüce bir dağın dumanı var. Bu sis bulutu ne…

Aşıklar (!) gördük kafirleşmişler. Mâşuk zannedilenleri gördük putlaşmışlar !

Bizi bekleyin. Seferdeyiz. Sabredin. Size söyleyeceğiz…. “Aşk” demiştik. Başka bir sevdâ değildi bu. Vedûd diyarının sesi idi Aşk ! Aşk idi “levlâk” Sahibi’ne kavuşan. Aşk idi Hz.Adem’e (a.s) maya olan ! Aşk idi “Benî Adem”e nur olan, huzur olan. Mâdem “Kâbemsin” demişti aşkın küçüğü Aşk’ın Ekber’ine ? Aşk idi sarhoş serserileri ayıltan ! Aşk idi…

Vuslat

Kavuşmak bir gündüz heyecanı, bir bahar nağmesi, kocaman bir umudu insanın. İçinde yıllarca arayıp dolaştırdığı çiçek… Bir ummanın nihayetini merak ettiğinde, bulduğun bir yunus balığı belki. Rüzgârın deli deli eserken çıkardığı ses… Dalgaların kıyıya çarparken çıkardığı o muazzam yayılışı… Vapurun kıyıya yanaşırken lastiklere çarpışının iç gıcırtısı… Her şey bir şeye kavuşuyor. Her âşığın bir maşuku…

Kırk Satır

Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben derdime nâmeleri dökülürken dilinden, bir derviş kalenderliğinde tevâzu örtüsüne bürünmüştü benliği. İnsan kendini kime şikâyet edebilirdi ki, kendini kendine dâhî şikâyet edemezken üstelik. Her vukû kendi irâdesine bağlı değil miydi insanın? Ah kesip atabilseydi kangren olmuş tüm merhabaları, yediği tokatın tadına doyamamış gibi diğer yanağını da çevirmemeyi becerebilseydi insan. Zannettiklerimin…

Sokakta Beşinci Gün 2

    Yine isteksizlik vardı ama nedeni farklı idi sanki. Görünen o ki, sokağa alışıyorum. Bu iyi midir? Cevabını verebilmek için çok erken. Zaman hükmünü verecektir. İsteksizdim, çünkü birkaç gün önce sokakta aradığım cevaplarımla ilgili bir dostumla görüşmüştüm. Kadın ve inanç, dedim, en önemli iki konu. Kendim için cevaplarımı bulmalıyım. Kendime rağmen, gerektiğince, dayanabildiğimce tüm…

Çocuğun Anavatanı: Sevgi

Çocuk eğitiminin en temel koşulu, belki de tüm süreçlerin merkezinde yer alan unsur sevgidir. Çünkü sevgi yalnızca bir duygu değil; insanın varoluşunda yer alan en derin ihtiyaçlardan biridir. Sağlıklı, mutlu ve kendisiyle barışık bireyler yetiştirebilmek, çocuğun fıtratında var olan bazı beklentilerin karşılanmasına bağlıdır. İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren şu beş temel mesajı duymaya ihtiyaç duyar:…