Takvim Değişirken Kalbimizde Kalanlar

Ocak ayı, takvimlerin değiştiğini sanıldığı gibi yüksek sesle ilan etmez; bu değişim daha çok, sabah mutfağa girip çayın buharını izlerken fark edilen sessiz bir idraktir. Herkes uyanmadan önceki o kısa dinginlikte insan, bir yılın daha geçtiğini ancak hâlâ “burada” olduğunu fark eder. Geride kalan yıl, çoğumuz için planlandığı gibi ilerlememiş olabilir. Ertelenen randevular, çıkılamayan yolculuklar…

Döngüler Döngüsü: Denge

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyül azîm. Döngü Hak’tır ki kendi cemâlini kendisi seyrederken çizdiği nurdan bir halkadır; başlangıcı da O’dur, sonu da O’dur, ortası da O’dur. O halka ki dönmekle dönmekten kurtulur; durmakla durmaktan çıkar. Güneş, geceyi gündüzün sırtına dolayıp yuvarlarken (كَوَّرَ), aslında Zât-ı Mutlak kendi nurunu kendi nuruna sarıyordur. Bu tekvir,…

Başörtülü Kadınların Değişen Hükümetler ile Değişmeyen Kaderi

Türkiye’de yaşanan birçok ciddi toplumsal hareketin yan oyuncusu, deyim yerindeyse figüranı ve adeta kuklası hep başörtülü kadınlar olmuştur. Bu tespit her ne kadar „dost acı söyler“ kabilinden ağır bir itham gibi görünse de tarihsel gerçeklik bu tabloyu desteklemektedir. 28 Şubat döneminde ellerine kelepçe vurulup hapse gönderilenlerin ezici çoğunluğu, hatta tamamı; başörtülü, dindar ve muhafazakar bir…

Bir Molla Lütfi Vardı

Daha önce bir kitap hakkında bu denli etkilenerek yazı yazdım mı hatırlamıyorum; ancak bu eser beni derinden sarstı. Belki günümüzde de sıkça maruz kaldığımız algı yönetiminin nasıl inşa edildiğini anlatmasından, belki toplu linç furyasının yıkıcılığından, belki de henüz adını koyamadığım başka hislerden dolayı kitap beni bir şekilde içine çekti. İskender Pala’nın İtiraf adlı romanından bahsediyorum.…

Neden Sen

Hayat bazen hiç beklemediğiniz bir yerden sorular sorar size. Bir anda omuzlarınıza çöken bir ağırlık, kalbinize düşen bir sızı ve zihninizde dönüp duran o inatçı soru: “Neden ben?” Hâlbuki her “Neden?” sorusu, aslında gizli bir davetin kapısını aralar. Belki de sorulması gereken asıl soru şudur: “Neden ben olmayayım?” Bir imtihanla karşılaştığınızda “Neden ben?” demeyin. Çünkü…

Er Mektubu

İki cihan saadetime… Gözümün nuru, gönül kandilimin ay ışığı; mektubunda seni unuttuğumu söyleyip sitem etmişsin. Sevmek, iki bedende tek ruh olmaktı; insan hiç kendini unutur mu? Kavuşmak yaklaştıkça takvimler arsızca inatlaşır oldu benimle. Sevdiceğim, sen de gönlüme bir hüzün daha düşürme. Buralar biraz karışık, başımızın üstünde yüce bir dağın dumanı var. Bu sis bulutu ne…

Halîlü’l-İnsan : Halîlu’r-Rahman İnsânî Dost’luktan İlahî Dost’luğa

“… Saadet kendinin olan kuvvet demektir; umutla kâinata emniyet demektir. Varlıkların tam saadet verebileceklerine inanmak, geçici ve aldatıcı olana bağlanmaktır. Ruh ise kuvvetlerin kuvvetini yaratıcıdır. Ruhun bütünlüğüne ulaşamayan insan kuvvetsizdir. O benliğe yabancıdır, kâinatın kör bir esiridir. Bu insan, kuvvetini yok edici insiyakların tatminile iktidarsızlığa gömüldükçe benliğinden her gün bir parça uzaklaşmaktadır. (Mabedde) umumî bir…

Aşıklar (!) gördük kafirleşmişler. Mâşuk zannedilenleri gördük putlaşmışlar !

Bizi bekleyin. Seferdeyiz. Sabredin. Size söyleyeceğiz…. “Aşk” demiştik. Başka bir sevdâ değildi bu. Vedûd diyarının sesi idi Aşk ! Aşk idi “levlâk” Sahibi’ne kavuşan. Aşk idi Hz.Adem’e (a.s) maya olan ! Aşk idi “Benî Adem”e nur olan, huzur olan. Mâdem “Kâbemsin” demişti aşkın küçüğü Aşk’ın Ekber’ine ? Aşk idi sarhoş serserileri ayıltan ! Aşk idi…

Vuslat

Kavuşmak bir gündüz heyecanı, bir bahar nağmesi, kocaman bir umudu insanın. İçinde yıllarca arayıp dolaştırdığı çiçek… Bir ummanın nihayetini merak ettiğinde, bulduğun bir yunus balığı belki. Rüzgârın deli deli eserken çıkardığı ses… Dalgaların kıyıya çarparken çıkardığı o muazzam yayılışı… Vapurun kıyıya yanaşırken lastiklere çarpışının iç gıcırtısı… Her şey bir şeye kavuşuyor. Her âşığın bir maşuku…

Kırk Satır

Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben derdime nâmeleri dökülürken dilinden, bir derviş kalenderliğinde tevâzu örtüsüne bürünmüştü benliği. İnsan kendini kime şikâyet edebilirdi ki, kendini kendine dâhî şikâyet edemezken üstelik. Her vukû kendi irâdesine bağlı değil miydi insanın? Ah kesip atabilseydi kangren olmuş tüm merhabaları, yediği tokatın tadına doyamamış gibi diğer yanağını da çevirmemeyi becerebilseydi insan. Zannettiklerimin…

Uçurumun Kenarındaki Hayatlar: Dışlanmışlığın Vicdani Sorumluluğu

Reels izlerken bazı gençlerin bir kaç videosuna rastladım. Edindiğim izlenimlere göre; hayatı boyunca şiddet gören, kişiliği -çarpık ilişkilerin gölgesinde- fıtrata ters şekillenen, talihsiz hayatlara sahip, sayıları hiç de azımsanamayacak kadar çok bir sürü genç insan batılı bir takım bozuk güruhun “deforme olmuş ahlâki mirasçısı” gibi yakışmasa da kendilerine ait olmayan çok çirkin bir bayrak yarışı…