DüşünceEdebiyatEkim '26Meryem Pîrim

Bu düzen lafla değişmez. Samimiyetle, şuurla, fikirle-mefkûreyle, aksiyonla (amelle) değişir. Kendini değiştiremeyenler, düzen müzen değiştiremezler. “Balık baştan kokar” madalyonun bir tarafıdır, unutmayalım ki “ağaç da köklerinden çürür.” (30.09.1994)

Doğrulardan taviz vererek yanlışları düzeltmek asla mümkün değildir. Uzlaşayım derken yozlaşırsınız, yaklaşıp tutayım derken tutulup sürüklenmeye başlarsınız. (28.09.1994)

Osmanlı, matematikle, kimya ile uğraşmadığı için batmadı; yeterince düşünmediği ve bunun neticesinde sosyal-siyasî-iktisadi meselelerini halledemediği için battı. Düşünemediği için taklide yöneldi, taklide yöneldikçe çaresizliği yoğunlaştı. (25.09.1994)

Bu dünyada nice faziletli insanların hayatı, musibetlerle-çilelerle geçmiştir. Onlar mükafatlarını uhrevi hayatta alacaklar. Bu dünya, imtihan yeri, insanın cüz’î iradesi (lihikmetin) rol sahibi burada. Yevmiddin’de ilahî irade, mutlak adaletini (ikmalen) tecelli ettirecek. Burada da bazı cezalar ve mükafatlar var ama asıl cezalar-mükafatlar orada. (17.09.1994)

Nostaljimiz, aslında “gelememiş geleceğe” özlemdir. Bir arayışa yardımcı olma uyarısıdır. Yozlaşmaya direniştir… Mukavemeti olmayanın hamle gücü de olmaz. Hasreti olmayanın vuslatı da olmaz. Hafızası olmayanın hayal gücü de olmaz. Dünü olmayanın yarını da olmaz. (06.09.1994)

Yenilmenin bile bir güzelliği vardır. Yenilmek, suç işlemek değildir. Yenilmeyi hazmedemeyen galibiyeti de hazmedemez. (19.12.1995)

Herkes öfkeli, herkes şikâyetçi; peki, kötülükler nereden geliyor? Bizde hiç gaflet yoksa, kusur yoksa, hata yoksa; ihmal yoksa; şikâyetçi olduğumuz menfilikler nereden doğdu ve doğuyor? Hiç aynaya bakmıyoruz, kendimizi bir “murakabe ve tenkid” süzgecinden geçirmeye yanaşmıyoruz. (17.12.1995)

Havaya suya ekmeğe ne kadar muhtaç isek düşünceye de o kadar muhtacız. (16.12.1995)

Sevginin başı, sevginin en üstünü, Allah sevgisidir. Bütün sevgiler, bu sevgiye nisbetle halisiyet ve gerçeklik kazanır. Uymuyorsa, ters düşüyorsa; o sevgi, “halis ve gerçek sevgi” değildir. Bu, bir büyüğüne duyulan sevgi olsa da böyledir; insanın o kendi çocuğuna duyduğu sevgi de olsa böyledir; tabiata yönelik sevgi de olsa böyledir… (11.07.1995)

Yeni bir anlayışa muhtacız. Bir zihniyet inkılâbına hasretiz… Mevcut hâlimizle hiçbir meseleye çözüm bulamayız. (03.06.1995)

Gönül adamı olamayandan dava adamı da olmaz, düşünce adamı da. (20.01.1995)

Okuduğunu anlayamayan ve meramını yazıyla ifade edemeyen bence “okur-yazar” değildir. Sadece “okur-yazar” olmaya adaydır. Bugün dilekçe yazamayan hukuk mezunları var. Düşünebildiğini anlatamadığı için ve de düşünüleni anlayamadığı için, dalında kuruyan uzmanlar var. (02.01.1995)

 

Kaynak: “Keyfiyet Köşe Yazıları”

 

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment