DüşünceHaziran-Temmuz '26İlimYüksel Kurtoğlu

Evrad-ı Kudsiye Üzerine – Giriş

Ezberin Manevi Gücü

Yüksel Kurtoğlu 

 

Gece yarısı hastane koridorunda yalnız başına beklerken, bir hatanın ağırlığı altında ezilirken veya uğradığın iftiradan dolayı sokaklara düştüğün an, diline ilk dolanan şey ne olur?

Sadece cesetten değil; kalp, nefis, ruh, akıl gibi manevi latifelerle de donatılan Âdemoğlunun, kalbinde ne varsa dilinden o dökülür derler. Zira latifelerin ortak besin kaynağı ve kelime haznesi olan zihne ve ilhamın mana istasyonu olan kalbe nakşedilen ayet, hadis, evrad veya hikmetli söz, duygusal anlarda kullanılacak kelam ve mefhumlar olarak şekillenir.

Öfkelenen, hüzünlenen, coşan veya çaresiz hisseden insan; kalbinde sakladığı hislerini, bildiği kelimelerden elbise biçerek ifade eder. Kelâmın süzülüp dile gelmesi, bireyin iç dünyasındaki zenginliğin dışa vurumu olduğu kadar, o zenginliğin hangi renk ve desenle ifade edildiğiyle de ilgilidir. Bu nedenle, insan neyi biriktirirse, gönlünün ilhamları da o birikimin membaından beslenir, cümleleri o mefhumların boyasıyla boyanır.

Hafıza havuzunu Kur’an-ı Kerim pınarından fışkıran saf, berrak ve derin İslamiyet suyuyla dolduran, inşirah bulduğu veya sıkıştığı yerlerde lal kesilmek yerine, lisanının sınırlarını aşar ve kendini kutsal suyun debisine bırakır. Çünkü ezber, hafıza hamallığı değil; insanın duygusal anlarında, aklın ve nefsin dağınıklığını toparlayan manevi bir emniyet kemeridir.

Kur’an-ı Kerim’deki —en azından— duaları hafızasına alarak vird-i zeban eden insanın imdadına; her şeyini kaybettiği, kolunun kanadının kırıldığı, bir ağacın altına oturup veya bir kaldırım taşına yığılıp, çaresizlikten başını elleri arasına aldığı noktada, bilinçaltından yükselen ve dudaklarından taşan Hazreti Musa (Aleyhisselam)’ın “Rabbi innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr” [1] duası koşacaktır.

Yahut; kendine göre hayırlı olduğunu düşündüğü ve elde etmek için yana yakıla yalvardıklarının hakikati ortaya çıktığında, pişmanlık ve mahcubiyetten, Hazreti Nuh (Aleyhisselam)’ın “Rabbi innî eûzü bike en es’eleke mâ leyse lî bihî ilm. Ve illâ tağfirlî ve terhamnî ekün mine’l-hâsirîn” [2] sedası yükselecektir gönlünden.

Veya; plan-projesini yapmadan, sebeplere hakkıyla tevessül etmeden, fevri verdiği kararın faturasını ödeme vakti geldiğinde, Hazreti Yunus (Aleyhisselam)’ın “Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn” [3] cümlesi dökülecektir ağzından.

Kimi zaman; içine düştüğü ağır şartlar, her geçen gün kendini ezip sabrını ve takatini tükettiği, daha fazla dayanamayacak hale geldiğinde, ezberindeki Hazreti Eyüp (Aleyhisselam)’ın “Rabbi innî messeniyed-durru ve ente erhamür-râhimîn” [4] yakarışı, acısını ilahi rahmete isyanla değil, peygamberane bir edeple havale etme refleksini kazandıracaktır.

Yeri gelecek; uzun bir yolculukta, ağaçları, kuşları, gölleri, nehirleri, dağları ve bunlar arasındaki ahengi, tıkır tıkır işleyişi, arkalarındaki ilmi, sanatı, kudreti tefekkür edecek; bir, beş, on, yirmi Subhanallah yetmeyecek; hafızasında taşıdığı Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahauddin Hazretlerine ait Evrad-ı Kudsiye’deki:

Sübhâneke yâ Azîme’l-Muazzam

Sübhâneke yâ Kayyûme’l-Mükerrem

Sübhâneke yâ Bâis

Sübhâneke yâ Vâris

Sübhâneke yâ Kâdir

Sübhâneke yâ Muktedir

Sübhâneke yâ Âlime’s-sırrı ve’l-hafiyyât

Sübhâneke yâ Bâise men fi’l-cedâleti ve’l-müsmekât

Sübhâneke yâ Müste’bide cemî’i’l-halâik

Sübhâneke yâ Mukaddire’l-vecdi ve’s-savâbık… [5]

kelamı dindirecektir kalbindeki külli tesbih isteğini.

İlahi nimet sağanakları altında ezildiği, “Ya Rab, sana nasıl, neyle mukabelede bulunabilirim?” ızdırabıyla kıvrandığı an Tahmidiye duasındaki;

“Ve’l-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn. Alâ in’âmâtillâhi aleynâ bi’l-et’imeti ve’n-ni’ami hamden bi-adedi cemî’i’l-et’imeti ve’n-ni’ami ve envâ’ihâ ve ravâihihâ ve tuûmihâ ve eczâihâ” [6] hamdi, onun adına gönlündekileri ifade edecektir.

İnsanın ihtiyaçlarına ve hissiyatına sınır çizilmediği için listeyi uzatmak mümkün.

Hayatının her anında, taşıdığı duyguları; kilitlenip kaskatı kesilmek veya sıradan kelimelerle anlatmak yerine, devasa kametlerin elleri, dilleri ve lafızlarıyla Rahmet-i İlahiyeye takdim etmek, kul için hem manevi bir rütbe hem de kalbi bir sibopdur.

Ancak ezber yoluyla zihne ve kalbe nakşedilen kutsal metinler, insanın hissiyatını cüz’iyetten çıkarıp külliyete taşır. İçindeki ham sızı veya coşkun hayret, gönül sultanlarının terennüm ettiği kelam kumaşıyla biçildiğinde “en ali” şeklini alır.

Dipnotlar:

[1] Hazreti Musa (Aleyhisselam)’ın Duası:

“Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra (lütfuna) muhtacım.” (Kasas Suresi, 28:24)

[2] Hazreti Nuh (Aleyhisselam)’ın Duası:

“Rabbim! Şüphesiz ben, hakkında bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, ziyana uğrayanlardan olurum.” (Hûd Suresi, 11:47)

[3] Hazreti Yunus (Aleyhisselam)’ın Duası:

“Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden tenzih ederim. Gerçekten ben (nefsine) zulmedenlerden oldum.” (Enbiyâ Suresi, 21:87)

[4] Hazreti Eyüp (Aleyhisselam)’ın Duası:

“Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni iyice sarstı. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.” (Enbiyâ Suresi, 21:83)

[5] Evrad-ı Kudsiye Bölümünün Meali:

● Seni tenzih ederim, ey azameti her şeyi kuşatan, en yüce olan Azîm!

● Seni tenzih ederim, ey varlığıyla her şeyi ayakta tutan ve ikramı sonsuz olan Kayyûm!

● Seni tenzih ederim, ey ölüleri (maddi-manevi) dirilten Bâis!

● Seni tenzih ederim, ey her şey fani olduktan sonra baki kalan mülkün gerçek sahibi Vâris!

● Seni tenzih ederim, ey her şeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Kâdir!

● Seni tenzih ederim, ey kudretini her varlıkta gösteren muktedir saltanat sahibi!

● Seni tenzih ederim, ey gizli olanı da, gizlinin en gizlisini de hakkıyla bilen Âlim!

● Seni tenzih ederim, ey kabirlerin karanlığında ve toprağın altında çürümüş olanları yeniden diriltecek olan!

● Seni tenzih ederim, ey bütün mahlukatı kendisine ibadet ve kulluk etmekle yükümlü kılan!

● Seni tenzih ederim, ey ruhlardaki coşkun aşkı, cezbeyi ve her şeyin ezelî başlangıcını takdir eden!

[6] Tahmidiye Bölümünün Meali:

Bize ihsan ettiği bütün rızıklar, yiyecekler ve nimetler için; evrendeki tüm yiyeceklerin ve nimetlerin, onların bütün türlerinin, kokularının, tatlarının ve en küçük zerrelerinin (atomlarının) sayısı adedince Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment