DüşünceGülşah KarabörkHaziran-Temmuz '26İlim

Hû Nefesinin Potansiyeli

Gülşah Karabörk 

 

Varlığımızın miğferi ve koruyucusu nefestir. Nefese odaklanarak yaptığın her şey otomatik pilottan çıkıp salata geçer. Salatın emredilmesi budur. Çünkü ruh insanı, ruha o koku ve nefhin aldığı nefesle merkeze getirir. O yüzden acele işe şeytan karışır. Varlığın ekseni Hu’dadır; o da kalptir. Bu nefes, ruhun nefhasında saklıdır. Kur’an’da anlatılan „ulü’l-elbâb“ (öz sahipleri) kapıları bu nefesle tıklatılır. Lübbün (özün) kapıları açması nefestir.

Ne zaman ki kendi potansiyelinizi görür, o yönde yola koyulur ve bunu fiiliyata dökerseniz; o zaman ruhun manasıyla idrake başlarsınız. Selamet görünmeyenin ardında değil, hissedilenin ardındadır; bu da nefesle aralanır. Nefis bunu ruhunun sezgileriyle değil, beşeriyetinin korkularıyla perdeler. Kabul görmek ya da görünür olmak perdesi, bunun bir göstergesidir. Görünene bağlı bir aldanış insanı aldatır; özün ışığını bulanıklaştırır.

Nefes bu perdelerin incelmesini sağlar. İnsan, sessizlikte izleyerek ve murakabe ile ayırt ederek orada hakikatinin nurunu tanımaya başlar. Evet, hepimiz aynı hakikatin farklı suretleriyiz, varlığın farklı cilveleriyiz. Aramayı nefese bırakarak onun merkezlenmesini sağladığınızda, nefes ariftir.

Yaşanan her duygu bedende iz bırakır. Tüm yanılsamalarla varlığını sürdüren egosal bir sistem var. Duyguları yorumlayarak ruhu yeniden örtersiniz; bunu nefesle bıraktığınızda o gider, o sezgiyi sana getirir. Nefes daraldığında algınız daralır. Yaşadığımızı sandığımız hayat, aslında bu sistemin sunduğu hayatı yaşamaktır. Parlatılmış kimliği bıraktığınız yer nefes olsun.

Nefesi rahmani bir dil ile fısıldadığınızda, o size ayırt eden Furkan’ı getirir. Ego, nefeste gözlemlenen bir yapıya dönüşür. Ruh berraklaştığı anda o gözlemlenen de sakinleşir. Her hareketle, her durumla özdeşleşmeyin; aksın gitsin. Sizi tetikleyen durum geçmişte size neyi hatırlatıyorsa, şükranla onu uğurlayın ve nefesinizin şahitliğinde helalleşin. Yani o ego sistemi, sizin onu görmenizle ve sadece akıp gitmesine izin vermenizle sakinleşir. Savunma mekanizması oluşturmadan akmaktır bu.

Ve evet… İnsan acısını anladığı kadar iyileşir; bastırdığı duyguları kabul edip uğurladığı kadar özgürleşir. Her birimiz yaşadıklarımızı farklı notalarla yaşarız. Nefesimizin farkındalığını kaybettiğimizde savruluruz. Bir anıyı, bir sözü, bir durumu içimize alıyoruz. Söyleyeceğimiz ve söylenen sözleri heybemize alıp gidiyoruz; o yüzden sözlerimize de dikkat etmeliyiz. Hakikatimiz, içsel halin yansımasıdır. Sonra da kendi arayışımızın gölgesine yakalanıyoruz.

Hakikate ulaşmak huzura ermek değildir belki; bazen daha derin hissetmektir. Bu hakikat, insanı o üryan gözlemcilikte de yakalayabilir. Hakikat, zıt olan iki hal arasındaki arafta bekler. Durmayı seçtiğiniz anda, o ince boşlukta gizlidir. Ve bu araftan nefesin ve Huu ile çıkar; marifeti, arif olan nefesinizin getirmesine izin verirsiniz.

Nefeslenmek eminliğinde salat olsun, Huu…

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment