DüşünceHavva Küçük KonurNisan '26

“Nesyen Mensiyye”

Havva Küçük Konur

       Bir ikindi çaresizliği düştü gökten; yangın yeri oldu her yer. Çırpınan, çırpındıkça derinleşen, ağır sancısını yeryüzüne çıkaramayan bir yürekti ondaki. Bir kalbin sessiz duruşu, teslimiyetiydi. Yutkundukça gitmeyen bir yumru, boğazda cam kırıkları… Yutsan kanatır, çıkarsan çıkmaz. Ve bir ân-ı seyyâlede akan hayatın içinde, kabullenişin sessiz çığlıkları…

Uçsuz bucaksız çölün vahalara teşne olduğu yerde, içinde tek bir ot bitirememiş insanlar; kumların zerre zerre, tane tane onu sarmaladığı ama tek bir dost elinin uzanmadığı, dokunmadığı bir kadın… Hem ilahi müjdeye mazhar olmanın huzuru hem de bununla birlikte insanların gözündeki iffetsizlik zannı. Hakikati bilmek, Allah’a kurbiyetin tatlı meyvelerini devşirmek idi illa… Peki ya yaşanması gereken hayat? Alınacak nefes? Kat edilecek mesafe? Geçilmesi gereken tekâmül yolculuğu?

Dayanılması zor bir sabır yolculuğuydu bu. Rab’den gelen susma emrinin “ale’r-re’si ve’l-ayn” (baş ve göz üstüne) kabulüydü. Hz. Meryem’in dostu kumlardı, kuşlardı, hurma dallarıydı. Ve bu zorlu meşakkatin, tahammülü zor buudunda bir söz döküldü dilinden: “Nesyen mensiyye…” (Unutulup gitseydim…) Kur’ân-ı Kerim’de de geçen bu ifade, her okuduğumda beni o kadar sarsıyor ki o çaresizliği yudum yudum içiriyor, massediyor.

Ne anlatsam anlatamayacağım, ne söylesem hissettiremeyeceğim gibi geliyor. Acizliğin dibinde, çaresizliğin nihayetindeyim. Aslında bir başkaldırı bu. Hz. Meryem’in susma orucu; onun içinin imbikten süzülürcesine özleşmesi, kıvamını bulması ve âb-ı hayata kavuşması için geçmesi gereken dar bir dehlizdi. İnsanların kendi suizanlarının vahşeti karşısında, elbette sığınılacak yer olarak çölün ıssız kumlarını ve bir hurma dalının gölgesini seçti. Bediüzzaman’ın “insten tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet” dediği yer… İnsanların vahşetinin büyüklüğü karşısında, vahşi bilinenlerin küçüklüğünü görebilmek… Ama çarnaçar katlanmak zorunda olmak. İlahi lütfu ve bunun insanların gözündeki kötü anlamını birlikte yudumlamak… Ve bir yerinde yükseliveren bir naz belki: “Nesyen mensiyye…”

Bazen insanın mefkûresi uğruna sancılar, sıkıntılar ve musibetlere düçar olması ama etraftaki insanlardan, en yakınlarından görülen dışlanmışlık; sırtını dönme, hatta ilişkilerini tamamen kesmelerini görme, nasıl bir tezat oluşturuyor insanın içinde değil mi? Mefkûren var, güçlüsün, doğru yolda olduğundan eminsin, için rahat, vicdanın Allah’ın razı olmasından dolayı hoşnut… Ama etrafındakilerin verdiği her türlü eziyetin dayanılmaz boyutlarını aynı anda yaşamak.

Ne dersiniz? Böyle bir durumda kalan, bu hâli yudumlayan her hasbinin dilinden dökülmez mi bu söz? Allah’ın lütfunun mührü olarak…

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment