Büyük Oyunun Perdesini Yıkmak:
İranlı Alimler Şii miydi, İslam’ın mıydı?
Tuba Çiçek
Bugün modern dünya ve özellikle İslam coğrafyası üzerinde oynanan en sinsi oyun, tarihimizi mezhepçi bir gözlükle okutmaktır. Bugün “İran” dendiğinde sadece “Şiilik” üzerinden bir kutuplaştırma üretenler, aslında İslam medeniyetinin DNA’sını yok etmek isteyenlerdir. Oysa bugün Sünni dünyasının baş tacı ettiği hadis külliyatından tefsir ekollerine kadar her şey, o coğrafyanın ilim deryasından beslenmiştir. İmam Buhari, İmam Müslim ya da Ebu Hanife… Bu dev isimleri “İranlıydı” diye dışlamak ya da “Şii-Sünni” kavgasına malzeme etmek, tarihe yapılacak en büyük ihanettir. Onlar ne bir mezhebin ne de bir grubun temsilcisiydiler; onlar doğrudan vahyin ve aklın hizmetindeydiler.
Siyonist manipülasyonun en sevdiği yöntem, Müslümanları “kimlikler” üzerinden parçalamaktır. Eğer biz bugün İbn-i Sina’ya “İranlı ve Şii” veya Buhari’ye “Horasanlı ve Sünni” diyerek bakıp aralarına duvar örersek, Siyonizmin “parçala, çatıştır ve yut” stratejisine en büyük hizmeti yapmış oluruz. Oysa bu alimlerin yetiştiği iklim, mezheplerin üstünde bir “İslam akıl hattı” oluşturmuştu. Orta Doğu’da bugün akan kanın gerisinde, Müslümanların bin yıllık ortak mirasını unutturmak isteyen bir üst akıl var. İran coğrafyasından yetişen alimleri ötekileştirmek, İslam dünyasının entelektüel hafızasını silmektir. Şii-Sünni çatışması, sömürgeci sırtlanların sofrasına meze olmaktan başka bir işe yaramamaktadır.
İbn-i Sina’nın tıbbı, Harezmi’nin cebiri, Gazali’nin hikmeti ne “Şii”dir ne de “Sünni”; onlar İslam’ın evrensel malıdır. Bu mirası mezhep kavgasına kurban etmek, kendi evini içeriden ateşe vermektir. Eğer bugün bir “İslam Rönesansı”ndan bahsedeceksek, bu ancak mezhepçi bağnazlıktan arınarak, Horasan’dan Endülüs’e uzanan o devasa birliği yeniden anlamakla mümkündür. Siyonist manipülasyonların bizi hapsettiği “Şii-Sünni” darboğazından çıkmanın tek yolu; Buhari’yi de, İbn-i Sina’yı da, Mevlana’yı da aynı ağacın dalları olarak görebilmektir. Unutmayın; düşman bizim mezhebimize bakmıyor, bizim birliğimizden korkuyor. Ve o birliğin anahtarı, bu kadim coğrafyanın yetiştirdiği alimlerin ortak mirasında saklıdır.

