SÂYE

Kaçmaya çalıştığım o buğulu hakîkat Gölgem ile aramda ince keskin bir sırat Prangamı sökmeye çalışıyorum fakat Uçurumdan aşağı bir el itiyor beni Aynı el başlangıca çeviriyor dümeni Bu keşmekeş, ademde esrarengiz bir hâldi Birisi; cinnet dedi, diğeri cennet bildi Benimse güzergâhım ıssız âkîm bir yoldu Rastlasaydım aşığa görünürdü ahseni Belki nasiplenirdi gölgemin de deseni Kâinat…

Vefanın Gözyaşları

Düşlerde dönüşler; dönüşlerde düşüşler.. ne acı! Girdaplara kurbân düşünceler, yaralarda sancı… Hüzün cenderesinden vefânın gözyaşları sızar; Gül gerdanlığı diken diken; ağlasın bülbül-ü zâr.. Zinhâr dağılmasın şafak takından, kristal edâ! Buruk inletir; cefâ döşeğinde vefâya vedâ… Hasret yamaçlarını dupduru ışık seli aklar.. Kimbilir sîneler neler; kimler ne sîneler saklar? Kaybolup gitmiş amansız koylarda; izler pek hissiz..…

Musa Şeriatı: Adalet!

kimsesiz ve ağlarken bir kadın kendini değersiz ve acılı hissettiği bir anda söylenmişti o sözler kadını darma duman eden cümleler adama komik gelmişti nedense kadın aldırmayıp gözyaşlarını silmişti ayıp olmasın diye güldü kadın adam komik bulduysa komikti belki de gerçekten fazlaca da ciddiye almamalıydı belki de haysiyyetsizliğini sonrasında bu da geçer ya hu demişti incinmişti…

ÜSTADIM

Dünyevî bedene hatırlatan İlahî özü, Hakikat incileriyle dizilmiş her bir sözü, İki çeşme ağlatır, temizler paslı her gözü, Hz. Muhammed’in şakirdi Said-i Nursi Kalplerde yıkılmış imanın duvarını ören, Ehl-i küfür ve şirkin putlarını yere seren, İslam’ın zafer ayak seslerini müjde veren, Hz. Muhammed’in şakirdi Said-i Nursi Zerreden şemse esmaülhüsnayla eder nazar Bir el, bin kalemle…

Ölen de kurtulmuyor ki!

Ne bileyim işte; Ters giden birşeyler var, Yoluna koymam, toparlamam lazım diyorum. Ama nasıl yapılır, ne yapmam gerekir, Bilmiyorum… Fezada kaybolmuş gibiyim, Gökyüzü kocamanmış, Çırpınan tek kuş benmişim, yorulmuşum, Konacak bir yerim bile yokmuş gibi. İçimdeki yalnızlık, İnsandaki vefasızlık duygusunu başka nasıl anlatırım! Yolum açılsın, ulaşayım, Yetişeyim diye çıkışa doğru koşmuşum da Sonunda duvara çarpmışım…

LEYÂL’İN SON YARGICI

Âdem’in yuttuğunu kus ey âlem-i ekber Toprak almıyor artık, göğün sırtında makber Kan damlıyor göğsüne çiğnendikçe yakutun İblisi alkışlıyor kendine tapan putun Ne gedâ ne şah olan yaşamak virasında Kaldı dilsiz ve dinsiz, ikisi arasında Açıldı perde perde kuytuda saklanan giz Ayân değil miydi hâl, yoksa sen miydin aciz Kulağına üflense âh, İsrafilin sur’u Neresinden…

Sonsuzluk Yolcusu

Dünya yaman, âhir zaman Arzda deprem, semada kan Herşey alt-üst, herşey talan;           Bu diyardan kaçmam gerek           Bu dik yardan uçmam gerek   Beden kafes, hayat tuzak Hedef yüce, yollar zik-zak Vakit kısa, menzil uzak;           Dünya-ukba geçmem gerek           Daim O’nu seçmem gerek   Âtî gelmiş, mâzî olmuş Ömür bitmiş, mîâd dolmuş Gönül…

Ey Gül-i Ruhsârım

  Darende’li Seyyit Osman Hulûsi –Ateş- Efendi’nin (1914-1990) Ruhuna İthâfen…   Ey Gül-i ruhsârım sana hakkıyla gönül bağlayamadım Huzûrunda durup şöyle doya doya ağlayamadım Nemli bir tomar kağıt gibi için için tüttümse de Bir salıverip kendimi, şöyle göz göz çağlayamadım Besmelesinde kaldım her başladığım güzel amelin Aşk ocağında ciğerimi şöyle bir dağlayamadım Nefsin nârâlarından karıştırdım…

Mazinin Kalbi Hatıralarda Atar

  Hatıraların Hatrına İthafen…   (1) Bir düşün: İnsan mı yaşlanır, zaman mı? Ne gam! Zaman delikanlı, zaman bahar. Ömür dediğin altmış yıl mı, bir ân mı? Gerçek, bedenimde kış, saçlarımda kar. Gençlik bir varmış bir yokmuş, çerden-çöpten Masal gibi varı yoka bağlıyorum. Garip, her gün bende zaman gençleşirken, Zamanda ben her ân ihtiyarlıyorum. Mazinin…

Derdime Devâ Aradım..

Derdime devâ aradım… Meğer derdim benim devâm imiş… Kitaplarda değilmiş, lâ ve lâ vellâ… Geleceğe sakladım, şimdilik sakıncalı sırların bugün açıklanmasını… Aklanmasını, pâklanmasını… Nurlanmasını… Zuhur etmesini… Gelecekte ben toprak olsam da, sesimi tek başına alıp da dünya âlemlerine duyuracak o sabah güzeli melek seslendirecek… Şiirler dökülecek… Mersiyeler tütecek… Kâfiyeler kâfiyelenecek… Abdallar çalmaya başladığında şarkılarımı… Haydi…

ÖRTÜYE TUTUNMUŞ DUA

Bütün tadlar senin adına vardır: Adını anmanın tadına vardır Bütün yâdlar senin adına vardır: Yâdına yanmanın tadına vardır   Dünyayı içtim bir bir, kanamadım Âbına kanmanın tadına vardır Zehirledi ağyar balı kalbimi Balına banmanın tadına vardır   Dayandığım çoklar yıkıldı gitti Tek’e dayanmanın tadına vardır Boyandığım renkler soldu silindi Yoka boyanmanın tadına vardır. Musa Hûb…