Safları Sıklaştırmak Kalpte Başlar
Elif E. Bayraktar
İnsan, çoğu zaman niyetini ve ahlâkını tek başına değil beraber yürüdüğü insanların istikametiyle inşa eder. Aynı istikamete yürüyenlerle omuz omuza olmak, insanı diri tutar, samimi destek cesarete dönüşür. Saflar sıklaştıkça güçleniriz.
“Safları sıklaştırmak”, sadece omuz omuza durmak değil; niyeti, istikameti ve sorumluluğu birlikte taşımaktır. Bu kavram hem zahirde hem bâtında derin bir anlam taşır ve ahiret perspektifinde belirleyici bir çağrıdır.
Safların gevşek olduğu yerde boşluklar oluşur; o boşluklar da şüpheye, korkuya ve fitneye kapı aralar. Safı sıklaştırmak, zor zamanlarda kaçmayı değil, yerinde durmayı tercih etmektir. Çünkü ahiret yolculuğu, en çok imtihan anlarında kiminle kaldığınla ölçülür.
İnsan, “Ben iyiyim” diyebilir; fakat safını sıkılaştırmıyorsa iyiliği korumasız kalır. Hak üzere olanların dağınık olduğu yerde, bâtıl düzenli görünür. Bu yüzden safları sıkılaştırmak, hakkın yalnız kalmaması için bilinçli bir duruştur.
Saf, aynı sevinçte birleştiği kadar aynı yaraya duyarlı olabilmektir. Bir mazlumun derdi seni yerinden oynatmıyorsa, o safta fiziksel olarak bulunsan bile ruhen kopukluk vardır. Safları sıklaştırmak, başkasının yükünü, “Bana ne” demeden omuzlamaktır.
Saflar genellikle konfor bozulduğunda seyrelir. Oysa ahiret için kıymetli olan saf, bedel gerektiren saftır. Sessiz kalmanın rahatlığını değil, doğru yerde durmanın sorumluluğunu seçmek… İşte bu, safları sıklaştıran şeydir.
Dilde birlik, kalpte ayrılık varsa saf görünürde sıkıdır ama hakikatte dağınıktır. Haset, kibir ve üstünlük taslama safların arasındaki görünmez boşluklardır. Bu yüzden safları sıkılaştırmak, önce kalpteki mesafeleri kapatmaktır.
Kur’an, müminlerin kurşunla kaynatılmış bina gibi saf bağladıklarından söz eder. Sımsıkı kenetlenmiş müminlerden birine ya da birkaçına bir şey olsa, hastalansa diğerleri onu taşır. Bir şey olduğu dışarıdan anlaşılmaz bile.
Kişi safını, “İnsanlar ne der” diye değil, “Allah ne görür” diye sıkılaştırır. Çünkü ahirette saf, sosyal kimliklerle değil niyet ve sadakatle okunacaktır.
Kur’ân, kıyamet sahnesinde, “Keşke falancayı dost edinmeseydim” pişmanlığını özellikle vurgular. Bu ifade, yanlış safta yer almanın sadece dünyevî bir hata değil, ebedî bir kayıp olabileceğini gösterir. Zira insan, hak ile bâtıl arasındaki mücadelede tarafsız kalamaz; sessizlik bile bazen zulmün safına yazılır.
Doğru safta durmak her zaman kalabalık olmak demek değildir. Hakikatin tarafı kalabalık olmayabilir; ama doğru olan hep oradadır. Bazen hak, azınlıkta ama Allah katında ağır basan bir saftır. Orada yer almak zor olabilir; haktan yana saf tutmak, bedel ödemeyi göze alabilenlerin işidir. Fakat ahiretteki karşılığı izzet ve emniyettir. Kimlerle saf tuttuğumuz, yalnızca dünyadaki duruşumuzu değil akıbetimizi de belirler.
Saf tutmak, yalnızca aynı mekânda durmak değildir. Hangi değerlere alkış tuttuğun, hangi haksızlığa göz yumduğun, kimin derdiyle dertlendiğin, ahirette “kiminle beraber anılacağını” belirler.
Şu soru hayati önem taşır:
“Ben kimin safındayım; hakikatin mi, konforun mu?”
Peygamber Efendimiz(asm)’ın, “Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadisi, bu hakikatin en sade ifadesidir. Sevgi burada sadece duygusal bir bağ değil; hayranlık, meyil ve gönül yakınlığıdır. Kalbin yöneldiği taraf, kıyamet günü insanı da oraya çeker.
“Bizler ki aynı kitaba baş eğmiş insanlarız. Bizden alâ akraba mı olur?” der Cemil Meriç. ‘Akrabalar’ ile safları sıklaştırmak, kaçmamak, dağılmamak, yalnız bırakmamak ve yarın “Ah keşke!” demeyecek bir yerde durmayı seçmek lâzım.

