DüşünceGülşah KarabörkNisan '26Tasavvuf

 

İçkinliğin İçinden Hiçkinliğin Hiçinden Vuslata

Gülşah Karabörk

       İçkinliğin içinden, hiçkinliğin hiçinden, sanmaların viranesinde aşkınlığın Kerbelâ’sından ve dahi yokluklar harabesinden geçtik. Hurûf-u Mukatta alfabesinden bir nehir aktı da var zannettiklerimizin suskunluğu batırdı gölgelerimizi. İçkinliğin derin sularından, hiçkinliğin en koyu karanlığından geçtikçe; var sandığımız bu fani âlemi, umut diye tohum gibi ektik gönlümüzün bahçesine. O var zannettiklerimiz ise sadece bir gölgeydi; bir vehim, bir hayal perdesi, bir rüya misali… Yokluğunda eridik, fena bulduk; kendi benliğimizi Hakk’ın varlığında mahv u nâbud eyledik. Batıklıkta katık yaptık, harabelerde samalandık.

Yokluklar harabesi sandığımız yer; aslında aşkın ilk mektebi, fenanın eşiği, yanışın ocağı çıktı. Ey derviş! Bu yol, nefsin “ben” diyen gururlu sesini susturmakla başlar. Varlık iddiamızı terk etmeden O’nun birliğine eremezsin. Fenâfillâh makamında kul; kendi sıfatlarından, fiillerinden, hatta fenasını görmekten bile geçer. Sonra bekâbillâh ile Hakk’ın sıfatları ve tecellileri ile baki olur. “Ölmeden önce ölmek” sırrı burada zuhur eder: Yok ol ki gerçek varlık tecelli etsin; hamlıktan pişmişliğe, yanışa varsın. Zira Mevlânâ’nın buyurduğu gibi: “Hamdım, piştim, yandım!” Yunus’un sesiyle: “Yokluktayız, yokluğun sarhoşu olmuşuz. Yokluk sevgilisi, çok daha vefalıdır.”

Yüce Rabbimiz buyurur: “Her şey helak olucudur, ancak O’nun zatı bakidir.” (Kasas, 88). Bu ayet, faniliğin derin feryadını duyurur; her varlık O’nda erir, O’nda baki kalır. Ve yine rahmetin engin kapısını aralar: “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Zümer, 53).

Bu harabe, zannettiğin gibi bir son değil; dirilişin, yeniden doğuşun, gül bahçesine dönüşün mekânıdır. Yokluklar içinde yoğruldukça kalp gözün açılır; masivadan arınırsın. Zikirle, tevekkülle, sabırla, riyazetle yürü bu yolda; her adımda bir sır açılır. Her “yok” deyişinde bir “var” gizlidir; her fenada bir beka saklıdır. Her yanışta bir aydınlık doğar, her harabede bir mamuriyet gizlenir. Mevlânâ’nın döndüğü sema gibi aşk ile devran et; Yunus’un yana yana söylediği gibi: “Işk boyadı beni kana, ne akılam ne divane, gel gör beni ışk neyledi!”

Ey yokluğun yolcusu! Gönlünü Hakk’a teslim et, dünya varlığı seni aldatmasın; o bir rüya, bir gölge, bir imtihan, geçici bir konaktır. Gerçek varlık, O’nda fani olup O’nunla baki olmaktır. Tevhid nuru kalbine doldukça karanlık harabeler nurla dolar; kendi benliğin söndükçe O’nun cemali belirir, gönül evi mamur olur. Rahmeti sonsuz olan Rabbimiz kullarını ümitsiz bırakmaz. Günah dağları kadar büyük hatalarımız olsa da O’nun mağfireti her şeyi kuşatır. Zira O; Gafûr’dur, Rahîm’dir. Tövbe kapısı her dem açıktır, her nefeste yeni bir fırsat sunar. Her sabah yeni bir umutla doğarız; her nefeste O’nu anarak diriliriz. Yoklukların ardından lütfuyla yeniden var oluruz.

Umutla nihayet buluruz: Bu yolun sonu cemaldir, ebedî vuslattır, beka makamıdır. Allah’ın lütfuyla fenadan sonra bekaya ereriz. Gönlümüz O’nun nuruyla dolar, yokluklar aydınlanır, harabeler gül bahçesine döner. Rahmetinden asla ümit kesilmez; çünkü O; her şeyi bilen, her şeyi gören, kullarına karşı sonsuz şefkat sahibi olandır. Yürü ey derviş; sabret, zikret, teslim ol… Sonunda O’nun cemalini müşahede etmek vardır. O vuslat ki bütün yoklukları unutturur, ebedî varlıkla doldurur gönlü; aşkın şarabıyla mest eder, faniliğin acısını balla sarar.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerimize olsun.

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment