Dert dediğin aşığa, Sultan’dan gelen davet,
Kaçmak değil bizimki, yaraya bin şükretmek.
Neşet’in sazındaki kadere teslimiyet,
„Yok iken, var eden var,“ sığın budur emniyet.
NİDÂ-İ FERD FASLI
Her tekbir bir basamak, İlim’den Kudret’e yol,
„Kün“ sedası yükseldi, yokluğa dedi: „Var ol!“
Ferd ismi tecellisi, benzersiz her nakışta,
Vahdetten haber verir, kapı açar bakışta.
NEFHA-İ HAYY SOLUĞU
Hayy ismi erişince, ışıklandı âlemler,
Zikirle nutka geldi, suskun duran cisimler,
Cansızlık örtü söktü, uyandı gizli cevher,
Ataletten kurtulup hayatla şenlendiler…
SIRR-I KAYYUM KIYAMI
Kayyum’la süzüldü, bedene bilinmez ruh,
Toprak bağından koptu, dindi manasız şübuh.
İrade süvaridir, bineği onun nefis;
Menzile doğru sür, diner her türlü yeis.
NUR-U HAKEM KAYDI
Hakem’in hikmetiyle okuduk her yaprağı,
Şuur güneşi doğdu, gördük saklı şafağı.
Veda edip hayvani, günübirlik darlığa,
Kucak açtık ebedi, nurani yaşantıya…
HÜKM-Ü ADL SİKKESİ
Adl mührü vurulunca, eşya yerini buldu,
Zerre israf edilmez, mizan hassas kuruldu.
Âzâya uygun suret, her endam tam kıvamda,
Rabbani tuğradır bu, parlar her bir makamda.
TAKDİS-İ KUDDÜS CİLVESİ
Kuddüs tecellisiyle, arındı tüm kâinat,
Leke tutmaz bu ayna, tazelenen bir sanat.
Göklerden yere yağan, nezafet selleridir,
Bu tertemiz intizam, Akdes’in eseridir…
LEM’A-İ EHAD IŞIĞI
İman nuruyla doldu, bedenin her hücresi,
Dindi gönül sızısı, kesildi nefsin sesi.
Göğsümüzde kayalar, gönlümüzde Bilâl var;
„Ehad! Ehad!“ dedikçe, şifa bulur yaralar…
HATİME
Ne hayal meşgalesi, ne de „unutma“ yolu,
Doğrudan O’na döndük, kalbimiz „Hu“yla dolu.
Sancıya gelen lütfu, kalbine eyle hissâr;
Ömrü şükürle ör ki ahiret olsun bahar…
Yüksel Kurtoğlu

