DüşünceElif E. BayraktarMayıs '26

Kalbin Yönü Hayatın Yönüdür

Elif E. Bayraktar

İnsan, başkalarının neyi var neyi yok diye baktığı sürece hayatta gerçek bir tatmin duygusuna ulaşamaz. Başkalarının servetine, işine ya da çocuklarına imrenmek, uzaktan bakıp “Ne kadar rahat ne mutlu bir hayatı var” diye düşünmek çoğu zaman bir yanılgıdır. Çünkü görünen, her zaman gerçeğin tamamı değildir.

Nitekim Kur’an’da bu konuda dikkat çekici bir uyarı yer alır:

“Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın…” (Hicr Suresi, 88)

Bu ayet, insanın gözünü başkalarının hayatına değil, kendi kalbine çevirmesi gerektiğini hatırlatır.

Kimi insanlar başkalarına bakarak kolay bir hayatın var olduğunu zanneder; kendi yolundaki zorlukları ise ağır bir yük gibi görür. Oysa görünenle hakikat her zaman aynı değildir. İman etmek, hayatın hiç zor olmayacağı anlamına gelmez; aksine imtihanın varlığını hatırlatır.

“İnsanlar, ‘İman ettik’ demeleriyle sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebut Suresi, 2) sorusu, hayatın bir imtihan olduğunu açıkça ortaya koyar.

İman, zorlukların ortadan kalkması değil; zorluklarla nasıl başa çıkılacağını öğrenme yoludur. İman, insana problemsiz bir hayat vaat etmez; aksine hayatın iniş çıkışlarını anlamlı kılar. Zorluklar ortadan kalkmaz, fakat insan o zorlukların içinde kaybolmaz.

Çünkü iman, olayları değiştirmekten önce bakış açısını değiştirir. Başına geleni sadece “iyi” ya da “kötü” diye etiketlemek yerine, her şeyin bir hikmet taşıdığına inanmayı öğretir. Bu yüzden mümin için hayat, yük olmaktan çıkar; anlam arayışına dönüşür. Ve insan, tam da bu anlam sayesinde en zor anlarda bile ayakta kalabilir.

İnsan, imtihanı unuttuğunda hayatın adaletini de yanlış anlamaya başlar. Herkesin kendi yolunda görünmeyen mücadeleleri vardır; kimisi sıkıntı içinde kimisi sabırla, kimisi şükürle yürür. Asıl olgunluk ise kendi yükünü başkalarının kolaylığıyla kıyaslamadan, verilen imtihanı anlamaya çalışmaktır.

Rabbine sığınır, çağrıda bulunur, dua eder insan. Bazen dualarının kendi istediği şekilde kabul olmasını bekler. Oysa dua, bir talep değil; bir teslimiyettir. Biz isteriz, fakat veren Allah’tır ve O, en doğru olanı kendi hikmetiyle takdir eder. Allah’a güvenmek, sadece istemek değil; verilen her sonuca razı olabilmektir.

Çünkü zahirde iyi görünen her şey gerçekten hayırlı olmayabilir; aynı şekilde zor görünen her şey de şer değildir. Nitekim şu ilahi hakikat bunu açıkça dile getirir:

“Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır, hoşlandığınız bir şey de sizin için şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216)

İnsan çoğu zaman bilmeden, aceleyle, hatta hayır ister gibi şer isteyebilir. Bu yüzden kalbin istikameti, dilin duasından daha belirleyicidir. Çünkü insan sınırlı görür; Allah ise her şeyi kuşatır.

Gerçek kurtuluş, bu karmaşanın içinde kaybolmamakla mümkündür. Nitekim kurtuluşa erecek olanlar; iman edenler, iyi işler yapanlar, hakkı tavsiye edenler ve sabredenlerdir.

Peygamber(asm)’n dikkat çektiği gibi, kalp iyi olursa bütün beden iyi olur; o bozulursa bütün beden bozulur. Belki de bu yüzden asıl mesele, başkalarının hayatına bakmak değil; kendi kalbimizi doğru yerde tutabilmektir. Çünkü göz nereye kayarsa, kalp de oraya sürüklenir.

Mukallib olan Allah kalplerimizi hakka ‘sürüklesin!

Elif Emel Bayraktar

 

 

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment