EdebiyatHatice Derin SilahlıİlimMayıs '26

Girift

Hatice Derin Silahlı

Her kelime incedir, her insan biraz kalın…

Biraz bülbül, biraz gül, biraz isyan, biraz zul…

İyiliğin içinde sağa sola yatar, çamura batar da “Kendim ettim, kendim buldum,” diyemez gururundan. Kader suçludur, kaderi kötüdür, nazara gelmiştir; bir abdestsizlik vardır da çözememiştir. Kendini suçlayacak değil ya; “Bahtım kara,” der, çıkar işin içinden. Üstelik şu ayet tokat gibi yüze çarparken:

> “Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.” (İsrâ, 13)

Aymaz düşüncelerinin ve yılgın zihninin savcılığını yapadursun; yorgun bedeninin getir-götürcülüğünü yaparken yaşam yolunda keskin virajlar alan, kalbi çoktan hurdaya çıkmış, vicdanı mekanikleşmiş ve ne kim olduğunu anlamış ne de kimliğini bulabilmiş ruhsuz bedenler…

Nefes almak yaşamak için yeter miydi? Ya da yalnızca doğmuş olmak, değer görmek için? Arz-talep dengesinde arzın hırsızı olup talebin arsızı olmak, insan olmanın neresinde saklıydı?

“Ben yaşamadım o yaşasın,” düşüncesiyle, “Ben yaşayamadım o da yaşamasın,” sefaleti arasındaki uçurumda niceleri can verdi. İnsan, kırık kalbinin hamalı kendisi olmalıyken, tüm kırılmışlıklarının parçalarıyla başkalarını parçaladı. Değer görmek onun hakkıydı; göremediği değerin intikamını da başka bir masumdan almayı kendine hak gördü insan.

“Nesin?” diye sordular. İçinin aynasına bakamayan biri; mezbele kenarından “Bülbülüm!” diye seslendi. Kokusu geldi uzaklardan; bin sözle övse kendini, bir daha yücelemeyeceği kadar…

Güneşi balçıkla sıvadı, ay ışığının altını kıstı. Bir karanlık örterdi kusurları, bir de çokça para… Bir insanlık değer katardı insana, bir de çokça para…

“Sizin taptığınız benim ayaklarımın altındadır,” diyen Muhyiddin İbnü’l-Arabî’yi haklı çıkardı tüm hırslar. Ve tüm o hırslar, çamurdan yaratılmış insanı sahipsiz bir haksızlık sandalında enginlere taşıdı.

İnsan, kaçıncı dereceden kaç bilinmeyenli denklemdi? Kaç hecenin boynundaki düğüm, kaç günahın gırtlağındaki boğumdu? Küçük hesapların büyük kâr sağlayacağı düşüncesi, kendini ölümsüz sanan insanın felâketi oldu. Elde değer kalmalıydı, gül kalmalıydı; hiç olmazsa elde bir “1” kalmalıydı. Elde var “hiç” olmamalıydı…

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

* “…İnsan zayıf yaratılmıştır.” (Nisâ, 28)

* “…Doğrusu o (insan) çok zalimdir, çok cahildir.” (Ahzâb, 72)

* “Gerçekten insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrâhîm, 34)

* “…İnsan pek acelecidir.” (İsrâ, 11)

* “…Gerçekten insan çok cimridir.” (İsrâ, 100)

* “…İnsan, tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.” (Kehf, 54)

* “İnsan… şimdi apaçık bir hasım kesildi.” (Yâsîn, 77)

* “Gerçekten insan, hırslı ve huysuz yaratılmıştır.” (Meâric, 19)

* “Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.” (Meâric, 20)

* “Gerçekten insan, kendisini müstağni gördüğü için azar.” (Alak, 6-7)

* “Gerçekten insan ziyan içindedir.” (Asr, 2)

Böyle buyuruyor âlemlerin Rabbi. “İnsan” diyor. Sen, ben, o, hepimiz… Oysa bazen en mükemmel sıfatları yükleriz sevdiklerimize ve hep kendimize. Her kapının anahtarı, her yaranın merhemi biliriz. Bu yüzdendir kaybetmemek için verdiğimiz savaş ve bu yüzdendir mükemmellik arayışında kurşun yememiz.

 

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment