DüşünceEdebiyatOcak '26Tugay Mola

İster büyük annemin Şia aşkına verin isterseniz vesile-i dünyamın Aliliğine verin. Ana diyârımın Acemliği, ata diyârımın Araplığı beni Özbek diyarımdan uzak eylemesin.

Gel… Gel ey Oğuz boyu… Gel ey Hub soyu… Gel ey Hazar yolcusu, gel! Yeşiller diyarında kalan bir oyundu! Gel oyun bitmeden, gel! Yolcu küsmeden gel! Ruhumu üzmeden gel! Gel ey can yoldaşım! Gel hayalimdeki din kardaşım! Gel kelâmâtımdaki muhatabım, gel! Gel! Kemâlâttaki üstâdım! Gel….

Sözlerimin rotasını tutturamaz oldum. Kim kime ne der belli değil! Bir hazan ki fırtınası şâha kalkar! Bir hazan ki arzı arşa uçar! İşte o anda! Zamanın yok olduğu diyârda! Beklerken gârımda! Ciğercâne yâdın yâdımdadır! Zannedilen lahzada ne dediğimi şaşırdığım mektuplarımda! Bir defa anla! Bir defa sıvazla! Beni bir defa bağışla!!

Ali’nin (r.a.) mahreme-i esrârı gecelerdedir! Şafak o’nun gözlerini hiç kapalı görmedi. Gecelerce çağlardı münacaatlarında! Münâcâtları ki cifrin şâhında! ……………………………………… Allah’ın (c.c.) huzurunda! İnlerdi ki geceler insafsızca! Ey gözü kanlı! Gel! Gel gör gözüm! Sendeki kandı ama bendeki cândı! Duy sesimi bir defâ, ağlayan cihândı! Bir defa daha esrârlı gecelerin Âli beytiyle şafak sökeyim. Bir defâ değil! Bin defâ gel! Gel, canımı al da gel! Gel, gönlümü al da gel! Aşkımı ver de gel!

Gel….. Geliş gidişlerde ip atlarken, istersen ben yüzüm gayri Allah’a döneyim!!! Bir şey varmış gibi kapı ağzımdaki ne bulacaktı ki? Sözlerimin kıymeti yok! Ama gönlümün kelâmı çok.

Muharrem geçse de benim yüreğim Muharrem’e bir ayak yolluğu olsun. Kerbelâ’daki esirlerin vücutlarından damlayan o aşk şarabı olsaydım. Hint’ten gelen ve şâhlar memleketinde kemâle eren sarhoşların dîvâne meşkcisi olsaydım. Arap diyârının mecnunlarından birisi olsaydım da ben… Ama ben Türk diyârının gariplerinden olsaydım keşke! Ah keşke!

Ağıdıma mümin gönüller ağlamazlarsa ağlamasınlar. Ben benim gibi yoldan sapanlara bir ağıt kalmak isterim. Zîrâ Hüseynîlerin şehitlerine Müslim gökler ağlar! Arş ağlar! Ferş ağlar! Mahşer ağlar! Eğer o mahşerde ben de ağlamayacaksam vallahi anam ağlar! Anamı ağlatmak istemiyorum! Ben ağlamak istiyorum. Varlığımdan uzak, gönüllerinize yakîn ağlamak istiyorum.

“Ağlamayalı hayli zaman oldu” demeyeceğim. Belki de diyemeyeceğim! Zîrâ ben hiçbir zaman ağlayamadım. Ağlasaydım bu hâllerde olmazdım! Çağlasaydım bu kuyuda boğulmazdım! Bilen ve bildiren Allah’tır! Bilgiçlik taslatan sadece şeytandır!

Ey ihtiyârlamadan âzad olmuş gönlüm… Sen doğardın. Ben ki yaşlandım! Sen mi şahlandın? Ben mi aklandım!? Ne sen! Ne de ben! Sadece Allah! Ali’yi görür ağlar. Hüseyn’i duyar ağlar. Kalemi çizer ağlar. Yolcuyu gözler ağlar. Ama benim gönlüm yanar! Benim dünyâm inler! Benim ukbâm gürler!

Bu hadden sonra diyâr-ı İslâm’a göç etmek isterim. Ezanla gözlerimi kapatmak isterim! Ezanla iftihârımı açmak isterim. Ezanla sahurumu yapmak isterim. Zira ben selamla gönlümü vermek isterim!

Fars diyârından geçen Afgân’ın yavuz evlâdı ziyâretime tenezzül ettiklerinde hamd etmiştim. Şükretmiştim. O anda ki inzâl bana Fuzuli’yi, Nesîmi’yi, Hafız’ı, Mevlanâ’yı, Hûb’u unutturacak bir “Ene’l-Hak” yaşattı. Berâberliğim kısa sürmüş olsa da onun kardeşliğinde Kerbelâ Şâhı’nın ruhâniyatından istimdât dilendim. Gerisini bilemeyenlerdenim. Sözlerdeki esrârı gönül bağınız çözse de ben hâlâ Afyonî gecelerde bir intizâr içindeyim! Dua ediniz! Himmet ediniz!

Ey Afgân diyârının Fârisî gönlü! Gelişine sevindim! O yüzden hoş âmedîdeydim. Zira sen bana bir Ali olmuştun. Sen benim âciz nazarımda bir veli doğmuştun. Sen beni bin türlü işkencelerden kurtarmıştın. Bir lahzacıkta olsa mağara odama teşrifin beni elemlerimden uzak eyledi. Zira sen bana Hakikatı hatırlattın. O yüzden sevindim. Ne siyaha karışmış saçın ne de ceylana yürek attırmış kaşların!! Sadece gönül diyârın! Sadece gönlün ey dirilen ömrüm!

Nerelerdeydin? Neden daha önce ortaya çıkmadın? Aşkımın inzivâsını seninle aştım. Gece karanlığında Nûr el-Hûb’u (c.c.) seninle yeniden yaşadım. Aşkı, muhabbeti seninle terk ettim. Zira ben seninle Rabbe geldim! Ama keşke… Keşke o lahzadaki boyutu her ân koruyabilseydim. Ah keşke… Ben yansaydım da yeniden düşmeseydim. Bana Rabbimi hatırlattığın için seni sevdim ve seni hep seveceğim. Seni hep özleyeceğim. Seni hep öveceğim…

Yusuf kuyuda! Yakub’un hicranı gözyaşında… Nasıl o kanlı gözüne bakabilirdim ki? Ben kann akan gözlerine bakmaya cesâret edemesem de sen benim can isteyen gönlüme himmet et! Tarih bundan gayri sukuta ermek isterse istesin. Ben âtînin hayalindeyim. Ben îmân beklentisindeyim.

Ya Râb! Bana da bir himmet! Bana da bir Celâlet, Rahmet, Merhamet! Odama gelen Ali’nin hakikat fâş eden hâlini hisseder oldum. Rabbime şükrettim. Ali’nin Hakikatnûmâ Aşkı beni âşık etmişti. Vefâsı beni mahcub etmişti ama gönlündeki aşkla vecde getirmişti…

Ey yolcu!! Ali-deli birbirine karışmış olsa da her biri Rabbâni gecelerde “Rabbenâğfirlenâ” diye inler. İşte gönlüm o hengâmede bir himmet bekler! Arzım-arşım gürler. İnan bir hikmet ister….

Meyhânemdeki yolcu “Ben sana ölürüm” deyiverecekti! Ben de derim ki “Sen asla bana ölme! Ne bana öl ne de benden dolayı Hakikat yolundan dön! Sen sadece Aşka öl!”

Gel bu gece beraber ölelim. Bundan sonra kelâm susar! Azab coşar! Aklımda kalıp kalmamanızın bir manası olmaz. Yeter ki ben aşkınızda meşk olayım!

Aşk’a (c.c.) meşk olanlara selam olsun!!

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment