BİR YAZGININ ÖYKÜSÜ

……….. bir günbatımı kucağında zehirlenince biricik tutkusu dudağında titreyen bir dilekçe Sonsuz’a yükselince sonlunun ağıtları alevlenince bir yerlinin göğe sevdası ve tamamlanınca gönlün yarım kalan şarkısı bir ulu ışık sızacaktı umutların can çekiştiği kuytudan üstü-başı sırılsıklam güneşin gözyaşları bir ışık… bu nasıl evren, bu nasıl devrandı sağına baktı: ağlayıncaya kadar güldü soluna baktı: gülünceye kadar…

Göynük Gönüller

Biz gönül hizmetkârıyız, dost cenneti bahtımız Postluk kavgası gütmeyiz, gönüllerdir tahtımız Nefsimizedir kahrımız, vefâyadır kahtımız… Düşmanın duâcısıyız, dostumuza yârânız; Her kalbe âşık bir kalbimiz var elhamdülillah Kahkahalarda olmasak da, gözyaşında varız Gönlü hicâz’a âhlı, günahına vâhlılarız Bütün gülleri severiz, dikenleri sayarız… Unutulmuşu unutmayan, arayıp soranız; Her yola açık bir kapımız var elhamdülillah Bizler gönülleri göynük,…

Eksik Kalan Yanım

Kendini hiçbir yere ait hissedememenin de büyük bir ağırlığı var.. Göçmen kuşlar gibi oradan oraya uçar ruhun. Dünyadasın ama ruhun öte âlemlerde… Evet, hiçbir yere ait hissetmiyorum kendimi. Ne bir şehre, ne bir insana, ne bir eve… Hiçbir yerde iyi hissetmiyorum kendimi. Olduğum her yerde eksiğim. Aradığım her ne ise olağanüstü bir şey olmadığına eminim..…

BEDİÜZZAMAN’IN VEFATI ÜZERİNE YAZILMIŞ İLK İKİ ŞİİR

Ankara merkez vaizliği yapmış Nur talebelerinden Osman Aydın Hoca (1929- ?), Üstad Bediüzzaman’ın 23 Mart 1960’da vefat haberi üzerine “Elveda” isimli şu şiiri kaleme almıştır. ELVEDA -Büyük Üstadım Bediüzzaman Hazretlerine- İşte geldi çattı ayrılık derdi Bin türlü elemi bizlere verdi. Gam, keder postunu gönlüme serdi. Üstadım, firakın yaktı dağladı İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı. Acı haberlerin…

Gül’üm

Gülüm açmış zirvelerdeAğlamış yaşlar yanaklarındaYorulmuş eğilmiş yerlere Bir gün bahar gelir her yere diye. Sen açmışsın karlı dağlara karşıRenginin sıcaklığı eritmiş karıOkurcasına bir bahar neşidesiUmit kokun sarmış her yeri Gül sana geliyorum gündüz geceYollar yokuş ırak olsa daBir ümit uzanacağım yapraklarınaNe olur uzat bana beşaret ellerini.

gray and brown fish in close up shot

Pirana Isırığı

Sen ceketini alıp çıktın yaGüneş prematüre doğdu bugünSarısı küvezde, kızılı sarılık geçirenKundak bezi diye naftalinsiz gökkuşağına sardıkBit pireyle bezenenAküsü boşalmış maviyeCıvataları gevşemiş sarıya, yeşile…Sonra terk ettik“Süt anne” diye, pirana ısırığı gecelere Sen yıldızların ceyranını kestiğin geceDolunay kıyametin önsözünü yazdıKum saatiydi aklını oynatan,Kumlarda akrep,Alacakaranlıkta yelkovan kovalayanNavigasyonu bozulan ufuk çizgisindeBulutlar dilsiz şeytan Sen ısırgan otundan üstüme kepenek…

Mekke’nin Fethi

Tevazu zirvesini O’nda gördü…Devesi Kasva’nın üzerinde.Yanında güzide ashabı…Yolculuk Mekke’ye…Hasretiyle kavrulduğu,Birgün sana döneceğim dediğin Kutlu Belde’ye… Devesinin üzerinde iki büklüm bir Nebi.Ve yaklaşıyor yaklaşmakta olan.Buralar ki yıllarca çilenin izini taşıyan yerler…Göz gezdiriyor Mahzun Nebi hatıratın izlerine…İlk şehid ve şehidenin şehid edildiği,Hz.Bilal’in iniltilerinin yüreğini dağladığı yerler… Hicranıyla düştüğü yerdesin..Hatice Validemizin mezarı başında,Derin vefa hissin ile duadasın…Herkes anlar…

snowy mountain

Hasret

Hayat hızlıca geçerArkadaş olduğun yıldız batarSinende çok ateşler yanar sönerAma hasret bitmez. Nice fikirler gelir geçerSaça sakala ak düşerGünler mevsimler yıllar geçerAma hasret bitmez Hayat seni yorarBenzin solarKalmaz sende bir cevherAma hasret bitmez. Ne çocukluk ne gençlik kalirNe vefa ne yarHepsi geçer giderAma hasret bitmez.

aerial view of fisherman on boat

Ömür

Ömür Bayram Toplu Akıp giden su gibisin zamandaSaç sakal ağarmış bedendeBu yolculuk bellidir nereyeEhemmiyeti yoktur ders alamayana. Yüz de soluyor yavaşçaÖmür geçiyor çok hızlıcaBazen bîmânâ bazen çocukçaHiç önemi yok tefekkür etmedikçe. Güzde sararan yaprak misaliGeçen zamanın sana kalır bir rengiİstemesen de yoktur vaktin başka diliNâçar bitireceksin bu hayat merdivenini.

Yitik Dost’a…!

Yitik Dost’a Harun Çağlayan Yüreğim hasret kamçısıyla dövüldükçe,İçimde tutsak alevler belirir..Lâkin sana karşı hep vefa ümid edenim..Nice zaman oldu,Nevbaharı hissedemedim.Nice zaman ki,Perişaniyetimi serdedemedim..Dostların gadrine uğrasam da,Gözlerim ufukta,Bir dua dilekçeli haberdir,Bekleyişlerim… Bilmem ki,Harebezâr diyarlardan,Yanık namelerim vasıl olur mu sana..Hüznümü derûnuma gömsem de,Taşar mıydı çığlıkları yüreğine… Bilirim…Bahtıma kederlerdir biriken..Hâlsizim, hâlden düşmekteyim..Dilenirim Rabbim’den..Dilenmenin usûlünü bilmesem de,Sadık bir bendeyim..Üryandır…

grey concrete pyramids on the middle of the dessert during daytime

Nâr-ı Hûb

Nâr-ı Hûb Tugay Mola NÂR-I HÛB Geceler siz söyleyin, hani nerede rahmet?Şafağın söküşü nerde Ey Şâh-ı Azamet?Bugün bayram, yüzlerdeki sevince alâmet.Eşiklerde yine ben! Dediler ki “az sabret” Cibril-i Emin inmez ki arza, bekleyeyim.Sancılarım yükselir şâha, hemen öleyim!Gözlerim Yâkub! Nâr-i beyzâ cehennemdeyim.Sinem kan revan Kerbelâ, çaresiz yerdeyim. Sevinmek hayal, zira Mâh-ı Muharrem î’dim.Asrın dehlizinden gelir bu…