Bir Zannın Vebali: Şeyh Hadi’nin Hikayesi

Gördüklerimiz her zaman hakikat midir? Yoksa gözümüzün gördüğü, kalbimizin zannına mı yenik düşer? İşte bir mahalle halkının “takva” adına nasıl bir yıkıma sebep olduğunun ve yirmi yıllık bitmek bilmeyen bir pişmanlığın öyküsü. Yaklaşık 20 sene önceydi. Namaz kılmak için genelde mahallemizdeki camiye giderdik. Camimizin hocası Şeyh Hadi adında bir hocaydı. Mahalleli tarafından sevilen, sayılan ve…

Büyük İslam Mütefekkiri Merhum Ahmed Selim’den Vecîz Hakikatler

1- Özeleştiri yapamayan, eleştiri de yapmamalıdır. 2- Ailenin kalp atışları medeniyetin şaşmaz göstergesidir. 3- Parasız hiçbir şey olmuyorsa, parayla da hiçbir şey olmaz. 4- Düşünce üretme gücünde ve samimiyetinde olanlar çözüm, olmayanlar ise düğüm üretir. Goethe, “Çözüme katkı sunmayan, problemin bir parçası olur.” diyor. 5- İnsan kendini yabancılaştırarak da yalnızlaşır ve hiç farkına varmaz. 6-…

Yol, Yolcu, Yolculuk, Yolluk ve Yolun Sonu -Sâlik, Sülûk, Meslek, Meşreb ve Maksat-

Tasavvufta sâlik, sülûk, meslek, meşreb ve maksad (vuslat) kavramları vardır. İslam Tasavvufunun modern çağlarda doğrudan asr-ı saadetten filizlenmiş bir dalı olan Risale-i Nur Mesleğinde de, bu kavramlar ve bunların eşanlamlıları veya çağrıştıranları olarak ‘yol, yolcu, yolculuk, yolluk ve yolun sonu” manasına pekçok metaforlar sıkça kullanılır. Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’ne göre her insan, kainat çöllerinde…

Gez-Göz-Arpacık Metaforu ‘Risale-i Nur Tasavvufu’na Bir Nazar-ı Vukûfî: Tahmîdiye Örneğine Giriş

          Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin (1878-1960) “Tarikatsız Cennete gidenler çoktur, fakat imansız Cennete giden yoktur.” (Nursî, Mektubât / 5. Mektup) gibi sözleri, “velayet-i kübra” ile “velayet-i suğra” arasındaki farkı, talebelerine görsel bir temsille anlattığı o meşhur tesbih hatırası ve “Zaman tarikat zamanı değildir, imanı kurtarma zamanıdır” şeklindeki yönlendirmeleri sebebiyle, Biz,…

Afganî Ali

İster büyük annemin Şia aşkına verin isterseniz vesile-i dünyamın Aliliğine verin. Ana diyârımın Acemliği, ata diyârımın Araplığı beni Özbek diyarımdan uzak eylemesin. Gel… Gel ey Oğuz boyu… Gel ey Hub soyu… Gel ey Hazar yolcusu, gel! Yeşiller diyarında kalan bir oyundu! Gel oyun bitmeden, gel! Yolcu küsmeden gel! Ruhumu üzmeden gel! Gel ey can yoldaşım!…

Başörtülü Kadınların Değişen Hükümetler ile Değişmeyen Kaderi

Türkiye’de yaşanan birçok ciddi toplumsal hareketin yan oyuncusu, deyim yerindeyse figüranı ve adeta kuklası hep başörtülü kadınlar olmuştur. Bu tespit her ne kadar „dost acı söyler“ kabilinden ağır bir itham gibi görünse de tarihsel gerçeklik bu tabloyu desteklemektedir. 28 Şubat döneminde ellerine kelepçe vurulup hapse gönderilenlerin ezici çoğunluğu, hatta tamamı; başörtülü, dindar ve muhafazakar bir…

Neden Sen

Hayat bazen hiç beklemediğiniz bir yerden sorular sorar size. Bir anda omuzlarınıza çöken bir ağırlık, kalbinize düşen bir sızı ve zihninizde dönüp duran o inatçı soru: “Neden ben?” Hâlbuki her “Neden?” sorusu, aslında gizli bir davetin kapısını aralar. Belki de sorulması gereken asıl soru şudur: “Neden ben olmayayım?” Bir imtihanla karşılaştığınızda “Neden ben?” demeyin. Çünkü…

Halîlü’l-İnsan : Halîlu’r-Rahman İnsânî Dost’luktan İlahî Dost’luğa

“… Saadet kendinin olan kuvvet demektir; umutla kâinata emniyet demektir. Varlıkların tam saadet verebileceklerine inanmak, geçici ve aldatıcı olana bağlanmaktır. Ruh ise kuvvetlerin kuvvetini yaratıcıdır. Ruhun bütünlüğüne ulaşamayan insan kuvvetsizdir. O benliğe yabancıdır, kâinatın kör bir esiridir. Bu insan, kuvvetini yok edici insiyakların tatminile iktidarsızlığa gömüldükçe benliğinden her gün bir parça uzaklaşmaktadır. (Mabedde) umumî bir…

Aşıklar (!) gördük kafirleşmişler. Mâşuk zannedilenleri gördük putlaşmışlar !

Bizi bekleyin. Seferdeyiz. Sabredin. Size söyleyeceğiz…. “Aşk” demiştik. Başka bir sevdâ değildi bu. Vedûd diyarının sesi idi Aşk ! Aşk idi “levlâk” Sahibi’ne kavuşan. Aşk idi Hz.Adem’e (a.s) maya olan ! Aşk idi “Benî Adem”e nur olan, huzur olan. Mâdem “Kâbemsin” demişti aşkın küçüğü Aşk’ın Ekber’ine ? Aşk idi sarhoş serserileri ayıltan ! Aşk idi…

Vuslat

Kavuşmak bir gündüz heyecanı, bir bahar nağmesi, kocaman bir umudu insanın. İçinde yıllarca arayıp dolaştırdığı çiçek… Bir ummanın nihayetini merak ettiğinde, bulduğun bir yunus balığı belki. Rüzgârın deli deli eserken çıkardığı ses… Dalgaların kıyıya çarparken çıkardığı o muazzam yayılışı… Vapurun kıyıya yanaşırken lastiklere çarpışının iç gıcırtısı… Her şey bir şeye kavuşuyor. Her âşığın bir maşuku…

Kırk Satır

Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben derdime nâmeleri dökülürken dilinden, bir derviş kalenderliğinde tevâzu örtüsüne bürünmüştü benliği. İnsan kendini kime şikâyet edebilirdi ki, kendini kendine dâhî şikâyet edemezken üstelik. Her vukû kendi irâdesine bağlı değil miydi insanın? Ah kesip atabilseydi kangren olmuş tüm merhabaları, yediği tokatın tadına doyamamış gibi diğer yanağını da çevirmemeyi becerebilseydi insan. Zannettiklerimin…