Kanadı kırılan bir serçenin küstüğü gökyüzünde, kanatsız uçanları alnından öperek..
Ey muhabbetle büyütüp muhabbet deryasına saldığım gönül kuşum! Halin
nicedir?
Aynadaki yabancıyla tanışırken kadim dostumu unuttuğumu düşünmeyesin.
İnsan en çok, vicdanını sızlatan şeyden kaçarmış. Ne var ki bu labirentlerin sonu yine sensin bilirim. Hem yaktım hem saramadım kanatlarını, özür dilerim…
Rengârenk kanatlarını ateşe verirken kanatsız da uçarsın zannetmek benim cahilliğimdi, seninle birlikte göğü izlemekte yine benim imtihanım oldu. Gönül uçamadığında imrenirmiş uçanların özgürlüğüne. Uçamadığında görürmüş uçmanın düşünü ve uyandığında yaşarmış bir daha uçamayacak olmanın mahcupluğunu.
Gönülcüğüm, saklandığın içimde sızladığını bilirim, saklandığın içimden gidecek yerin olmadığını da. Ben sağır, sen dilsiz, ben kelâmsız, sen kanatsız..
Ben güçsüzdüm sen Anka gibi küllerinden doğ diyemem. Kanadını kıracak kadar zalimken gücümün yetmediğini sana yüklemeyecek kadar da merhametliyim. Söylesene Ey gönlüm sence ben gerçekten iyi miyim?
Ah bu râyihâların döndürdüğü başım, göğe erdin mi diye soruyorum kendime. Gök deyince sızlıyorsun, hissetmekten korkuyorum. Anlamaktan, ağlamaktan, anlatmaktan..
İnsan, başkalarından çok kendi gönlünden kaçarmış. Hayır hayır bunu sen öğretmedin bana, ben sen sızlayınca öğrendim. Ben kendimin en acemi öğretmeniyim.
Dünyaya yeniden gelsem yine seni seçerdim, dünyaya yeniden gelsen beni tanımak bile istemezdin.
Son nefesime kadar yoluma eşlik edecek varlığın varlığıma rahmet oldu, bense sana misliyle zahmet.. Helal et..
Milim kadar yakın ufuk kadar uzak olsak da her sızladığında senden kaçacak, her kaçışımda yine sana geleceğim.
Seni en güzele emanet ederken yaktığım kanatlarından ve sızılarından öperim
Hatice Derin SİLAHLI

