Kendini Gerçekleştiren Fitne (1)
Güncel Fitneye Giriş: Beklenti Etkisi
Dr. Musa Hûb
Gerçekten Robert Rosenthal, literatüre “Pygmalion Etkisi” kavramını getiren kişi midir, üzerinde tartışılabilir. Fakat Türkçemizdeki “İti an, çomağı hazırla!” ile hakikati aynı. “Sakınılan göze çöp batar.” “Korktuğun başına gelir.” gibi onlarca sözüyle atalarımız, Robert’in Pygmailon Etkisi dediği şeyi çok önceden söylemişler, atasözüne dönüştürmüşler, vecizeleştirmişlerdir, bizzat hayata taşımışlardır. “Self fulfilling prophecy” denen ‘kendini doğrulayan kehanet’ kuramı, bir “pygmalion effect / etkisi” olarak isimlendirilir ve ismini eski bir mitolojik öyküden alır.
Mitolojiye göre: “Bir heykeltıraş olan Kıbrıs prensi Pygmalion, ideal kadını temsil eden fildişinden bir kadın heykeli yapar ve Galatea adını verir. Galatea o kadar güzeldir ki, Pygmalion ona aşık olur, tanrıça Venüs’e ona hayat vermesi için yalvarır. Venüs onun isteğini kabul ederek Galatea’yı canlandırır; Pygmalion’ın aşkına karşılık veren Galatea birlikte mutlu bir aşk yaşarlar.”
“1911’de iki Alman araştırmacının bir at üzerindeki deneyleriyle ‘kendini gerçekleştiren kehanet’ teorisi bilimsel platforma oturtulmuştur.” Atlar bile kendilerinden beklenene olumlu tepki veriyorlarsa, herhalde insanların bilinç-altıları beklenti etkilerine daha ziyade açıktır. “Bir hastaya uzmanından aile bireylerine kadar herkes “sen şizofreniksin, iyileşemezsin” derse, o hasta hayat boyu şizofren gibi davranır.”
“Bir çocuğa başarabileceğine inandığınızı belli ederseniz başarılı olma ihtimali artar, yani (iyi niyetli öngörünüz) kehanet gerçekleşir.” “Öğretmenin beklentilerinin, öğrencinin performansı üzerinde önemli etkileri vardır.” Onlarca toplu deneyler, milyonlarca tecrübe şahittir. “Çeşitli araştırmalarda pygmalion etkisinin etki büyüklüğü hesaplanmış ve d=.81, d=1.13 gibi Cohen’e göre etki büyüklükleri elde edilmiştir.”
“Hissettirilen olumlu beklenti, öğrencilerin benlik kavramları üzerinde etki eder ve motivasyonlarını, kavrama becerilerini yükseltir.” Bediüzzaman’ın da dikkat çektiği üzere: Kişinin iyisin iyisin denildikçe iyileşmesi, kötüsün kötüsün denildikçe kötüleşmesi, delisin delisin denildikçe de delileşmesi olağandır. Kötüleye kötüleye daha da kötüleştirdiğimiz insanların kötülüklerinde payımızın olduğunu unutmayalım. Belki de ilk kötülüğü biz yapmışızdır.
Seni kalpten seven insanların senin hakkındaki iyi düşünce ve kanaatlerini yalancı çıkarmamak için bile olsa, kendine rağmen iyi olursun. İnsanın sevenlerini yalancı çıkarmamak için kendine rağmen iyi olmasındaki boşluğu, o iyiliğin hakikati doldurur ve zan, gerçeğini doğurur. Nasıl ki algılar, salgıları etkiler. Salgılar da algıları etkiler. Bu karşılıklı etkileşim, bir âhenk oluşturarak gerçeği yansıtırlar.
Başlangıçta gerçek olmayan bir durumun olabileceğine dair gerçek beklentiler, o durumun olmasını mayalayan ve olduran gerçekçi etkilerdir. “Kendini gerçekleştiren kehanet” kuramına göre, gelecekte iyi-kötü neyin olmasını beklersek onun gerçekleşme olasılığı daha yüksektir. Anne-babanın “Benim oğlum büyük adam olacak, inşallah” deyip başını okşamasında psikolojideki ‘kendini gerçekleştiren kehanet’ etkisinin çok büyük rolü vardır. ‘Beklenti’ her zaman kötü bir şey değildir. Bazen de sıradan bir kişiyi sıraüstü birine yükselten en iyi bir hayat motivasyonu oluverir. Peygamberlerin veya evliyaların kişilere yaptıkları dualarda da benzer bir sır vardır. Peygamber veya evliya duasını alan insanın beyni, kalbi ve ruhu, o duadaki manayı hayatına taşımaya mayalanır.
‘Kendini gerçekleştiren kehanet’ derken, bu ifadelerdeki ‘kehanet’ veya ‘kendini gerçekleştirme’ gibi tabirlerin zahiri, birilerine dinî açıdan sakıncalı gözükebilir, fakat kastedilen esas mana bakımından sahihtir, makbüldür. İslam’a göre hiçbirşey kendi kendini gerçekleştiremez, (teşekkele bi nefsihi) muhaldir, Allah yaratır; kehanet bâtıldır, kahinlik de haramdır. Ne var ki psikolojideki ve sosyolojideki “Self fulfilling prophecy” (kendini gerçekleştiren veya doğrulayan kehanet’ ifadesi bir mecazdır. O ‘kehanet’ denen beklentiyi gerçekletiren aslındna gene insanın kendi iradesi, gayreti ve takdir-i ilahîdir.
Çevresindekilerin kendisini gizliden sevmediğini düşünen birisi, bu sevilmeme psikozuyla öyle tepkisel sevimsiz söz ve hareketlerde bulunur ki, gerçekten sevimsizleşir, sevilmez hale gelir, çirkinleşir, hatta çirkefleşir; ve sonunda kötü düşüncesi tam gerçekleşmiş olur. Eğer gerçekten sevilmiyor olsaydı bile, eğer o iyi niyetli, güzel düşünceli olarak (hüsnüzanla) sürekli iyilik ve güzellik üzre bulunsaydı, büyük bir ihtimalle sevimli hâle, sevilir hâle gelecekti.
Evyallah, bazen de “beklenti etkisi” ters teper ve olmayacak şeyi oldurur; yani kişiyi olmadığı şeyle itham etmek, suizanna, ithama, isnada veya yalana olan tepkisellik ve inatlaşma hissiyle tam aksini vücuda getirir: “Bundan adam olmaz, bundan bir nane, bir cacık olmaz!” gibi sözler kimi insan fıtratında aksülamel yapar, onda aksi yönde bir enerji kaynağına dönüşür ve zamanla kendini oldurur! Tersinden, mesela Necip Fazıl Kısakürek’in “Düşmanım, sen benim hızımsın!” ifadesi, düşmanca sözlerin öldürmeyip aksine hıza dönüşebileceğini belirtir.
Bu hayatta küçük ‘gördüğümüz’ nicelerinin zamanla büyüklere ‘dönüştüğüne’ şahit olmuşuzdur. Demek ki küçük görmek, küçültmüyor, bazen de aksine büyütüyor. Evet… “Pygmalion Effect: Bu kavram profesyonel hayata aktarıldığında, aslında kişinin beklentisini gerçekleştiren bu kehanetin işleyişi yüksek beklentilerin, yüksek performans; düşük beklentilerin de düşük performansa neden olduğu bir döngü halinde gerçekleştiği görülmektedir, bâzen sâlih bir dâire, bazen de fâsit bir dâire.
Profesyonel hayatta kendini gerçekleştiren kehanet kavramı, 3 temel ilke ile açıklanabilir: Yöneticiler, çalışanlar hakkında çeşitli beklentiler oluştururlar. Hedef belirleme, planlama ve geribildirim sağlama gibi süreçler aracılığı ile bu beklentilerini çalışanlara iletirler. Çalışanlar da kendilerinden beklenenler doğrultusunda tepki verme ve davranma eğilimi gösterirler.” Demek ki ‘beklenti etkisi’ gerçeğini bilmeden sosyal sorumluluk üstlenmenin sonucu, bol hatarlı ve zararlı olur; bir şeyi elde etmek için karar alırken, pekçok şeyi kaybettirebilir.
Vizyoner insanlar, konumlarına göre ağızlarından çıkan bir sözün geniş dairede nasıl bir değişime olumlu veya olumsuz etki edeceğini düşünürler. “Paradigmaların bir zaman sonra değişmek zorunda kalacağını görüp harekete geçen insanlara da ‘vizyoner’ diyorlar, yani ileriyi gören anlamında.” Maalesef, ileriyi görmek bir yana, yüzlerce uyarıcının uyarına rağmen, göz göre göre kötü gidişâtı durdurmaktan geçtim, aksine durdurmak isteyenleri durduran, pasifize eden, itibarsızlaştıran ve sanki iyi birşeyler yapıyormuş gibi (Kehf, 18/104) fitne ateşine harala-gürele odun taşıyan liderperest mankurtların ve o odunlardan korkunç bir fitne yangını çıkaran müfsid-i fettânın eliyle güzel ülkemde korkunç bir fitne çıktı. Öyle bir fitne ki, en az iki-üç nesli, sel gibi alıp götürür.
Sadede gelecek olursak:
Millet olarak birkaç yıldır iliklerimize kadar yaşamakta olduğumuz şu dehşetli güncel fitnemizin (manevî kaos, hissî kargaşa, fikrî anarşi ve ruhî terörün) ilk ve asıl ateşleyenleri, şerli sonuçlarını öngöremedikleri müfrit veya müteferrit sözleri söyleyen ve gayr-i insanî tahripkâr kararları alan vizyonsuz bir âidiyetçi zihniyettir, tek-adamcı, tektipçi, bol suizanlı, evhamlı, ithamlı ve iftiralı kafa yapısıdır, liderperest bir güruhtur… Bakınız: “En sağdan ihanetin ‘dâhi beyni’nin hastalıklı vehimleri” bahsi. Yine bakınız, (bakmayacaksınız ama ben gene de yazayım, belki bir bakan çıkar) ‘fitne-fesat çıkarmanın şerleri’ne dikkat çeken âyet-i kerimeler: 2/11, 12, 27, 30, 60, 205; 3/118, 167; 5/32, 33, 64; 7/56, 74, 85, 86, 103, 127, 142, 155; 8/73; 9/47; 10/40, 81, 91; 11/85, 116; 12/73; 13/25; 16/88; 17/4; 18/94; 26/183; 28/83; 29/30, 36; 30/41.
Zulüm fitneden, fitne fesattan doğar. İçi fesat olan, dışarıyı ifsat eder. İnsanların arasında fitne-fesadı çıkaran, müfsid-i fettânın evham hastalığıdır. Yaşadığımız, yaşamakta olduğumuz ve olacağımız mahrumiyet, mağduriyet, ve mazlumiyetlerin ilk çıkış yerine iyi bakın, önden bakın (teemmül), arkadan bakın (tedebbür), içten bakın (tefekkür), sebepler zincirini takip edin, göreceksiniz ki, koca ormanı yakan yangın bir kibrit çöpünün ateşlenmesiyle çıkmıştır! Fitne uykudaydı, uyandıranlara lanet olsun! Nitekim oldu, oluyor ve olacak. Milletin aklında, kalbinde, ruhunda, inancında, dinî duygu-düşüncelerinde fitne ateşleri yakanlara lânetler olsun! Nitekim oldu, oluyor ve olacak! Fesat durmadan fitne kesilmeyecek; fitne durulmadan da zulümler durmayacak! “Fitne, öldürmekten daha kötüdür” (2/191), müslümanları birbirine düşürür; tefrika doğurur. Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar savaşma emrinin sebeb-i hikmeti budur! (bkz. Bakara, 2/193).
Hâsıl-ı kelam, netice-i merâm:
Allah Teala bizi onlarca âyet-i kerimesiyle, yüzlerce, binlerce hâdiseyle sürekli uyarmıştı: “İnkar edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz (mü’minler de) aranızda (birbirine sahipç çıkan) dostlar olmazsanız, yeryüzünde fitne (kargaşalık) ve büyük bir fesat (bozgun) çıkar.” (Enfâl, 8/73) demişti ve fesat çıktı! “İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır.” (Rum, 30/41).
“Rabbim (şu) müfsidler topluluğuna karşı bana (bizlere) yardım et.” (Ankebût, 29/30). “Bizden olan sefihlerimizin yaptıkları yüzünden bizi de helak eder misin Allah’ım!” (A’râf, 7/155).
Musa Hub
05 Ocak 2016 Salı
Ümraniye / İstanbul

