Dr. Musa HûbDüşünceMayıs '26

SÜTÜ BOZUK veya BOZUK SÜT!

Dr. Musa Hûb

Öylesi’ne İthâfen…

اِنْ تَحْرِصْ عَلٰى هُدٰيهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ

 

“Sen onların hidayete ermelerini ne kadar şiddetle arzu edersen et, Allah, (sapıklıkta kalmayı seçen ve insanları) saptırmaya çalışan kimselere hidayet etmez, ve onların yardımcıları da yoktur.” (Nahl, 16/37).

 

Dilin kemiği yok ki… O anda ne geliyorsa diline söylüyor ‘adam’. Zevâhiri şimdilik kurtarsın da, bir dahaki sefere tekrar düşünür, hatta düşünmeden yenisini uydurur, söyler geçer. Demokrasilerde çare tükenmez ki! Bugün böyle, yarın öyle, öbür gün şöyle, her gün başka türlü. Şimdiyi atlatsın da, yarının bakar çâresine. “Peki, tamam, ne demek, tabii ki, hiç şüpheniz olmasın, hay hay, başım gözüm üstüne, emriniz olur efendim…” Lafına bakarsan, hürmetine diyecek yok. Fakat işine bakarsan, hayal kırıklığına uğrarsın. Çünkü o yağlı ve tatlı ihtiram sözcüklerinin gereği hiçbir iş, hiçbir eser gözükmez ortalıkta, “Hayy’dan gelen Hû’ya gider” hesabı. Ne gelen vardır, ne giden; ne yapılan vardır, ne edilen. Peki neydi o halde onca sevgi/saygı dolu esip gürlemeler, çakan şimşekler? Gökgürültüsü ve şimşek ortada, ya rahmet nerede? Keşke yağdığı bir yer olsa! O kadar sancının neticesi doğumhâne değil, abdesthâne imiş. Çekilen doğum sancısı değil, karın sancısıymış,! Kopan gürültü de ishaldenmiş, şiddetli gazdanmış! Vermiş gazı, vermiş gazı; velveleye vermiş ortalığı. Nerde onca cafcaflı sözlerin karşılığı olacak fiiller? Hepsi kuru gürültü, hava-civa imiş meğer… Sözlerde öz yok ki, fiil olsun. Bu bir değil, iki değil, üç değil, dört değil, beş değil. “Benden adam olmaz!” sığınağı, bir dürüstlük olsa da, ahde vefasızlığı telafi etmez ki. Telafi lafla değil, fiille olur, icraatla olur.

“Hayvan yularından, insan sözünden tutulur.” “Bozulan süt ise maya tutmaz.” demiş atalarımız. İnsan, sözünden tutulur; hayvan, yularından. Ne doğru söz! Demek ki söz verip de yapmayan veya sözünde durmayan kimse, ipine sadık hayvan kadar olamamıştır. O olsa olsa kimseyi iplemeyen bir ipsizin-sapsızın tekidir, tıpkı ip tanımayan ve tanımak istemeyen yabani hayvan gibidir. Evlerde yaşar, ama, fakat, velakin, evlere alışkın olmayan, ehlîleşmemiş vahşi hayvanlardan beter bir yaşam formunda kafasınca ‘free’ takılır. Rasul-i Ekrem, sözünde durmamanın bir nifak belirtisi olduğunu söylemiştir, yalan söylemenin ise bir münafıklık olduğunu haber vermiştir. Münafık ise hayvandan aşağıda kabul edilir, çünkü hayvan dürüsttür, içindekine göre h areket eder. Münafık ise içindekin tersini söyler veya işler; aldatır. ‘Geleceğim’ der, gelmez; ‘yapacağım’ der, yapmaz; ‘vereceğim’ der, vermez. Maalesef: Özü bozuk olanın sözünden tutulamıyor, zira bozulan süt maya tutmuyor. Sütü bozuk olan da sözünde durmuyor. (Adama sorarlar: Onun süt olduğunu nereden biliyorsun? Belki sen maya çalamıyorsun, ne malum? – Doğru ne malum, belki adam bozuk süt değildir, sütü bozuktur!’ Bu cevap üzerine vicdan hâkimi sükût emri verir, işbu sözleri kayda geçirtir). Cenab-ı Mevla, nifakını ikircikli diliyle izhar edenlerin sözüne (ipine) güvenip de kuyuya inmeye kalkışmaktan muhafaza buyursun. Alimallah yarı yolda ipi salıverirler de dibe çakılır kalırsın. Çık artık çıkabilirsen, o kör kuyudan. Böyle dilinden zehirli bal akıtan biri, insanı öyle rezil ederler ki insan içine çıkamaz hale getirebilir. Çünkü yapabileceği pisliklerin hiçbir ahlâkî veya dinî sınırı yoktur. Yapabildiği her türlü pisliği yapar. ‘O kadarını da yapmazlar’ dediğin bir şeyler varsa, sakın söyleme, duyarlarsa, ilk fırsatta onu da yaparlar.

Ne âyet, ne hadîs, ne şu zat, ne bu zat, hiç kimseyi iplemeyen böyle bir ipsizin ipine ve hiçbir uyarıcı sözün acısı yüreğine saplanmayan bir sapsızın sapına ve samanına (hatta buğdayına) tenezzül edercesine arayıp soranda kabahat (!), sorup da uyandırmaya çalışanda, faydalı olmaya uğraşanda! Müsamahanın da bir sayısı, bağışlamanın da bir sınırı olmalı değil mi? (Olmalı, ama kaderi bilmiyoruz ki, sayalım veya sınır koyalım. Çıkmadık candan ümit kesilmez diye ölünceye kadar tebliğe ve takibe devam edip gidiyoruz!). Halbuki öylesinin ipi çürüktür, yük taşımaz; sapı çarıktır, sığırlar bile yemez. Buğdayını ise hak getire! Tabii yersen! Ama sen yiyorsun. Böyle sözünü defalarca yiyen birinin sözünü bundan sonra bir kere daha yiyen mü’minin basireti bağlanmış demektir, âcilen iman nurunu parlatmalı. Dostum, özü ölmüş çekirdek filiz vermez, ümit edip de gözyaşı ve alınterinle sulayıp durma! Havasından başka bir şeyi olmayandan civa çıkmaz ki! İstediğin kadar sık, sıkıştır, zorla, acaba bir fazilet mâyesi/madeni var mı diye, ama nafile!.. Hazreti Kuddûs, mukaddes emanetini sözünden tutulamayan ipsizlere tevdi etmekten münezzehtir, müberrâdır ve mukaddestir… Hak etmeyene hak sözleri haklarıymış gibi söyleyerek zâyi etmekten sen de uzak dur. Başlarda/kalplerde taşınması gereken hak sözü ayağa düşürme, müstehak olmayan ehliyetsize harcayıp israf etme. Anlaşılmak için dinlenmediğin yerde konuşup da kelamı incitme, hakikati gücendirme.

Hasbünallâhü ve ni’me’l-vekîl, ni’me’l-mevlâ ve ni’me’n-nasîr.

13 Haziran 2007 Çarşamba

Saat: 02:56. Çevre Çıkmazı

Büyük Çamlıca / İstanbul

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment