Ocak ayı, takvimlerin değiştiğini sanıldığı gibi yüksek sesle ilan etmez; bu değişim daha çok, sabah mutfağa girip çayın buharını izlerken fark edilen sessiz bir idraktir. Herkes uyanmadan önceki o kısa dinginlikte insan, bir yılın daha geçtiğini ancak hâlâ “burada” olduğunu fark eder. Geride kalan yıl, çoğumuz için planlandığı gibi ilerlememiş olabilir. Ertelenen randevular, çıkılamayan yolculuklar ve boğazda düğümlenen anlatılamamış cümleler, geçen yılın bakiyesinde sıklıkla karşımıza çıkar. Belki de en çok hissedilen, hayallerle gerçeklerin arasındaki o keskin mesafe ve “Ben böyle hayal etmemiştim” serzenişidir. Akşam yorgun argın eve dönüp günü bir çırpıda tüketirken, bazen bir yemeğin tadını bazen de bir çocuğun anlattığı hikâyeyi yarım bırakarak hayatın sessiz akışını kaçırdığımız anlar olmuştur.
Geçen yılın bize öğrettiği en kıymetli derslerden biri, her şeyi düzeltmek zorunda olmadığımız gerçeğidir. Bazen sadece orada bulunmak, bir dostun sesine eşlik etmek ya da yaşlı bir çiftin kapısını çalıp bir ihtiyacı olup olmadığını sormak, kalpte hissedilen o saf minnettarlık her türlü maddi başarıdan daha kıymetlidir. İnsanın kendisine bir kafede oturup bir fincan çay veya kahve içmeyi hak görmesi, aslında kendine verdiği değerin en basit tezahürüdür. Bu bağlamda Ocak ayı, bizden büyük hedeflerden ziyade küçük fark edişler talep eder. Sabah aynada gördüğümüz yüze daha yumuşak konuşmak, herkese yetişmeye çalışırken kendimizi listenin en sonuna bırakmamak ve yapamadıklarımıza hayıflanmak yerine elimizi uzatabildiklerimize odaklanmak bu ayın ruhuna çok daha uygundur.
Yeni amaçlar, her zaman radikal ve köklü değişiklikler anlamına gelmez. Bazen akşamları biraz daha erken uyumak, haftada bir günü teknolojik gürültüden uzak geçirmek veya yorulunca “Bugünlük bu kadar yeter” diyebilme cesaretini göstermek de birer başarıdır. İnsan, kendi sınırlarını sadece başkalarına karşı çizdiğinde değil, ruhunu koruduğunda asıl gücüne kavuşur. Yeni yıl, sanılanın aksine bembeyaz ve tertemiz bir sayfa değildir; o, üzerinde kahve lekeleri olan, kenarları kıvrılmış ve bazı satırları silinmiş bir hayat defterinin devamıdır. Ancak bu defter bütünüyle bize aittir ve biz artık hangi satırları ne şekilde yazmamız gerektiğini, geçmişin tecrübesiyle biraz daha iyi biliriz. Bu yıl başarıyı, daha fazla görünür olmakta değil, dengede kalabilmekte aramalıyız. Yorulduğumuzda durabilmek ve sevindiğimizde suçluluk duymadan gülebilmek, ruhsal dengenin en önemli yapı taşlarıdır.
Ocak ayı acele etmez; dışarıdaki çıplak ağaçlar ve sabırla bekleyen toprak gibi bize de beklemeyi ve sükûneti öğretir. Her şeyin anında yeşermesi gerekmez. Yeni yıl, yüklerimizi sırtlanarak değil, onları tanıyarak ve onlardan öğrenerek yürüdüğümüz bir yol olmalıdır. Planların sapması, onların kalbimizden tamamen uzaklaştığı anlamına gelmez. Olanda ve olmayanda bir hayır olduğu gerçeğiyle, yavaş da olsa, eksik de olsa kendimiz kalarak ilerlemek esastır. Hayatın tam ortasında, eksiklerimiz ve niyetlerimizle yürümeyi öğrenirken, bir fincan çayın soğumadan içilebildiği o küçük anların huzuruna sığınmak gerekir. Bu yolculukta asıl gaye, büyük hedeflere ulaşmaktan ziyade, kalbe iyi geleni çoğaltmak ve hayata şefkatle bakabilmektir.

