Derdime devâ aradım…
Meğer derdim benim devâm imiş…
Kitaplarda değilmiş, lâ ve lâ vellâ…
Geleceğe sakladım, şimdilik sakıncalı sırların bugün açıklanmasını…
Aklanmasını, pâklanmasını…
Nurlanmasını… Zuhur etmesini…
Gelecekte ben toprak olsam da, sesimi tek başına alıp da dünya âlemlerine duyuracak o sabah güzeli melek seslendirecek…
Şiirler dökülecek…
Mersiyeler tütecek…
Kâfiyeler kâfiyelenecek…
Abdallar çalmaya başladığında şarkılarımı…
Haydi oyna sen de be güzelim…
O zamanlar bu zamanlarımı…
Çalsın düğününde çalgılar ve çengiler…
Bir sağa dön, bir sola dön…
Döne döne pervane, ulaşacaksın Allah’a…
Haydi oyna gelenim…
Dua etme faslıdır şimdi, haydi tavaf et bendeki cânı…
Allah’a,
Ne muradın varsa versin, Allah’a…
Dua raksına kalk, şimdi, haydi arif et sendeki cânımı hayranım…
Ne yarinim ne de yardanlığım…
Kalmadı bende bir cân, be cânın…
Bir sormalıydın…
Bakmalıydın…
Yine de geçmişime ağlama…
Geleceğime de bakma…
Yandıkça kaynattım lisânımı…
Gelirken hep birlikte üstüme düşen hafakanımı…
Cânımı…
Cânda cândanlığımı…
Ne bugünün ne de yarının dündenliğiyim…
Kalmadı bende bir nişan, be nişanın…
Oyna bir defa daha, Allah’a, haydi benden beri Berdânım…
Berrun berru Berdüsselâmım…
Benim gelen, aç kapıyı…
Ben ruhuna halen ve kıyameten, Billah, hayranım…
Seni unuttuğumu mu sandın?
Sanma bir daha cansın, zannına…
Kapılırsın söz dinlemez, fermanıma…
Takılma, ki ben seni sonsuzluğa kadar hatırımdan,
hatırladıklarımdan, hatıralarımdan atmamaya yemin etmiştim…
Ben ne kendime, ne sana, vefalı olamadım…
Yeminime sadık mı kalamadım?
Yeminime ihanet etmedim ki niye bu denli ağlayandın?
Kaldıysan benden uzak, bîhaber, yangınlardaydım…
Ne sana bakabildim ne de kendime…
Kaçırılınca, aklım benden kaçınca…
Düştüm bir zindana,
Dediler ki: “Belki çıkamazsın yarına…”
O yüzden şimdi yazdım sana
Sonda kalanlarımla,
Sendeki cânıma…
Ben atıldım, bazen, sokaklara, kuytu fikirlere…
Çukurlara ben atılmıştım…
Bendim yerlerde çarpılan…
Çarpıldıkça arınan…
Arındıkça Allah’tan utanan…
İnsanlığa tapmamayı öğrenirken atomlardan beter şiddette çarpılarak çarpılan…
Allah acı ile bana mı, sana da,
Neler öğretti neler…
Bir bitmedi…
Şu benim kendi derbeder canımla…
Yazdıklarım… Yaktıklarım… Attıklarım… Sakladıklarım… Akladıklarım…
Kalk da bir gör hâlini, hâlime göründükçe…
Ne dilin kalmış ne de bilmece ağrıların kalmış…
Kalk da, haşreyle yeniden beni, sendeki mezarımda…
Yetmedi mi can sabahım?
Yetmedi mi, aşkımın sultanı,
Benim… Aç kapıyı Sarebânım!
Yeter mi, cânım, yeter mi?
Ben sende sana hayranım, Nigehbânım…
Sen bende bana hayret bin hayret gül nihârım…
Ayrılığım…
Uzakta… Yakında…
Altında… Yukarıda…
Hakkında… Bâtınında…
Bâtında, sınıflar geçerek… Çekerken acılarımı kürek kürek…
Kavruldu sinem, kalmadı bende o yürek…
Kalmazsa kalmasın baharım…
Kalk da oyna sen, Gülistânım…
Haydi, ve ente Habîbahânım…
Bedenim gazel,
Alel virsal,
Allah’ın icâzetini beklerim,
Sessizce…
Kimsesizce…
Cinnetlere cinnetin bin cinnetlerine cinnetlenmeyi üstlenince…
Unuturum her şeyi,
Yazarım ben benden bendileyince…
“Allah bir!” deyince…
Duydum seni, yine, sencileyince…
Gelmiştim selimen ve de elimen…
Dinliyordum seni dinlerken kendimi…
Hindimi ve ne de Hendesemi…
O Allah ki, Kerimlerin Ekberi mi?
Cumhur Esir, El Sır…
Haydi, bırak artık küsmeyi ve küskünlenmeyi…
Bırak artık, benden dolayı üzülmeyi ve üzüntülenmeyi…
Bırakalım, atalım düşmanlığı…
Yoktu ki zaten birbirimize düşmanlığımız…
Düşmanlara idi, düştü düşmanlığımız…
Allah bir demiştik, dedik, diyeceğiz…
Sevdamız vardı, hâlen sevdalardan bir sevdayız, biz bir de birbirimize…
Dünya ve ahirettir, hayırhahlığımız,
Ki ondan da ötedir, birbirimize olan ahd ü peymanımız…
Sonsuzluğadır uzaklıktaki yakın hasretimiz…
Hasret, ah, hasret ateşi, sonsuzluğa olan arzum ve iştiyakım…
Bıraktım insanı bıraktım,
Aşka Allah gözler ile bakınca,
Ya Allah beni senden olmayandan arındır diye dualar ederim…
Dualar değil, hezeyanlar ederim…
Allah Hay Allah! Bağlıyız birbirimize,
Kopmadık ki hiçbir zaman…
Zaman dışındayız, lâkin
Ayrılık birliğimiz oldu…
Dirliğimiz oldu…
Allah’ta bir olduk (Abdü’l-Ehad)…
Tugay Mola
Yazım: 8 ağustos 2017