Ben yabânî, sen barrânî.
Hani var ya bir Harranî?
İbrahimî.
Şimdilerde zeval perdesinin ardında.
Tanrı bağıma bülbüller geldi.
O bağ ki şimdilerde hâristan oldu…
Bir gülüm kalmıştı.
Bahçebân ağladı, güller soldu.
Bir gelirler.. bir de gidiverirler.
Ses yok el-ân…
El-ân, her zaman…
Derdime dermân yoktur.
Derdimden daha çok dermân.
Dert olur ki bazen derman…
Sen ki şiirimin yazılmayan beytinin son kafiyesi
Ben henüz nihâyete erdirilmemiş bir mersiyeyim
Neredesin sârebân, ben ise hârebân.
Ben sana tabib isem tabib o Allah et-Tabîb.
Gelecekte adına nice mersiyeler dizenim.
Habîb ki ne Habîb, O Allah ki el-Hub!
Sâreban hârebandı zaten, hâli hepten tûrân idi
Hârebân Sârebândı.
Sârebân inleyen bir nâğme idi… Hârebân ise inleten…
Ah u zâr oldu, gönlüne ah bilsen, heybetli gûlnizâr oldu.
Kehribâr oldu.
Oldu oldu, aktı aktı, seyl ü revan oldu.
Mezar oldu.
Devletyâr oldu.
Himmetgâr oldu…
Karanlığa aydınlık ve aydınlığa karanlık oldu.
Öldü de öldü… soldu da soldu… bundan bize ne?
Doldurdukça doldurdu, dopdolu dertlerini kâğıtlara
Anıtlaştıkça tanıklaştı.
Fehmettikçe de gerisin geri çekildi.
Sonra bir de bir bakmışsın;
Sareban Hareban âlemler ötesi âlemlere çekilmiş
Münzevî
Sessizlikte
Sessizliğin içindeki gürültülerde
Güm güm gümleterek yazarım ruhumun elemler dolu hecîranını.
Hegîran…
Anlar mısın sen bunu ey şimdiki haydar hayranım?
Hegîranım!
Ah seninle yine hicranî saatler…
Yine firkat nârına düştüm
Hem de hecede püryânım.
Düş!
Hegirim… hegîranım… hecîranım… hicranım
Düşte firkat nârına yanmalısın, zira yarınına
Bağına, bağrına, yaşına, başına, kaşına, başına, aklına…
Yanmadan vuslata eremeyiz, Huda’ya vuslat.
Yanmadan vuslata erişilmez.
Vuslata erdim diyenleri de vuslata erdiklerini zannetme.
Vuslat erişilmez yaralı sîneler içindir, vasl ola…
Sönmedi firkat ateşim, o da sensiz zâr oldu, gel…
Hazinâne iniltiler ayrılığa nâr oldu, gel…
Hasret ateşi firak vardır heybelerinde
Gurbet ikliminde, ruhum yollara revan oldu, gel…
Garibiyim şu dünyanın, âlem bana dar oldu, gel.
Zâr be hâr…
Nûr oldu nâr
Nâr oldu nûr
Bir ses, bir nefes derken yükselen figânım oldu, gel…
Beyitler düzerken, şiirlerim feryadım oldu, gel.
Ayrılık ayrılığa ayrılık oldu
Revan oldu yollar ruhlarımızla, gel gör ki âlemlere nigehbân oldu melekler
Felekler
Dilekler
Yürekler
Beyitler… Dilberler dillerimde dilde bestecân oldu
Beyitlerin yıkılırken figânın şiirlerine feryâd oldu…
Bestem… bestekârım…
Bestedeki efkârım
Ne yârim?
Nice dilberleri feda ederim…
Ne de yarsızca yardayım
Sen doğ ufkuma yeter ki…
Dilberler neymiş ki, güzeller güzeli değillerse
Şemşâhîmsin…
Allah el-Cemîl
el-Vedûd
O’dur kalpleri telif buyuran
O’dur kalpleri birbirine ısındıran ve soğutan…
Şemşâhimsin hem de şemde şâhiyâmsin!
Vedûd, el!
Ûdumla çalardım el-hubbî kullî cemiil şarkısını
Sür be atını ey derviş…
Özbeğim… Gözbebeğim…
Şiir ehli erâ kem büler asti?
5 asırdır yazamadılar böyle bir şiir…
Timur bile aldı kalemi, yazmak için şiir şiir…
Yazması da yoktu…
Cengizler…
Birûnîler…
Muradına ermişlerden misin? Yoksa el-Murad’a erdirilen misin?
Olmasın hiçbir muradım yeter ki el-Murad’a ereyim
Durma yerinde ey insan…
İnan
Çal çalabildiğin kadar
Hayat nâğmeni
İster keman ile ister ise gitar ile
Fesubhanallah
Öğrenmelisin ey Sâreban!
İster kemansız… gitarsız… udsuz ve neysiz
Müzik aletlerini çalmayı öğrenmelisin
Yürek sızımsınız…
Nedir sizdeki bu hâl, bendeki bu hâl
En sevdiğim yârim ki bu demli kurb olmadı bana
İster dinle beni, istemezsen dinleme beni
Seni var ya, seni? Ben bilirim seni, var ya, seni
Gözlerde temayüz etmiş gibi
O bizlere rahmetini ve gufranını esirgemez ise
Esirgemez değil mi?
O bizden merhametini esirgemez ise aydınlığa aydınlık olacağız
Mücessem hâl mi kaldı şahsımın mâneviyâtı ayaklar altında iken?
Ya Rab!
Nedir bana çektirdiğin bu azaplar? dedim
Daha ileriye gittim
Gittim de gittim
İsyanların en büyüklerini ettim
“Sen ne biçimsin ki bana bu eziyetleri reva görüyorsun?
Allah mısın ki sen bey hey?!” dedim
Hâşa ve kellâ…
Sümme sümmetün sümme tövbetün
Tövbetün Övbetün
Bütün bütün yazdıkça yakıldım
Offf!
Lâ yezî ve lâ şey’un heziyyetun ve şecî…
Birdeki binler
Binlerdeki birler
Deryadaki zerreler
Birlerdeki Bir’likçiler
Katredeki ummanlar
Zerrelerdeki ötreler
Ötrelerdeki esreler
Ya hani noktalar?
Üstünler ve altınlar
Ya sedit şedit şeddeler?
Sükûnlar ve medler
Şeddeler ve kesreler
Noktaya nokta koyarak son vermeyi
Virgüle geçmeyi
Virgül abim bir hele gül
Lâ edrîyeciliği…
Nokta Allah!
Mevcudat alemi sadece bir virgülden ibaret…
06.08.2017
Meksika / Tugay Mola