DüşünceHavva Küçük KonurMayıs '26

Hz. Yusuf’un (as) Gençlerle Muhavere Metodu

Havva Küçük Konur

Yusuf Suresi’nin satır aralarından okuyabildiklerimizden biri de Hz. Yusuf’un, rüyalarını yorumlatmaya gelen gençlerle olan muhaveresidir. Bu konuşmanın farklı detaylarına “Medrese-i Yusufiye Unvanı” isimli yazımızda değinmeye çalışmıştık; burada ise muhaverenin bizzat kendisinden detaylar sunacağız.

İlginçtir; Hz. Yusuf, kendisine “Biz seni muhsinlerden görüyoruz” (Yusuf, 36) diyen gençlere Allah’ı anlatmaya başlarken, “Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu ben size bildirebilirim. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir,” (Yusuf, 37) buyuruyor.

Neden böyle bir cümle, neden böyle bir yaklaşım?

Hapis hayatı; insanın özgürlüğü, dilediğini seçme, dilediği yere gitme ve kendi ihtiyaçlarını karşılama gibi pek çok hakkının elinden alındığı; zorunlu olan tek şeyin önlerine gelen bir kap yemek olduğu ilginç bir mekândır. Hapiste hayatta olmaya dair, yaşadıklarının emaresi olan tek şey yemektir. Aynı zamanda Mısır, yemek kültürüyle ün yapmış bir yerdir. Dolayısıyla Hz. Yusuf, onlara kendi bildikleri ve yakından tanıdıkları bir şeyle misal veriyor. Her şeyi bilen bir öğretmene öğrencisi gidip “Karnım ağrıyor,” dese; öğretmenin onun haliyle hallenmesinin emaresi, karın ağrısına iyi gelecek ilaçları söylemesi ve acısını paylaşmasıdır. Bunun dışında öğretmen hangi hayati meseleden bahsederse bahsetsin, öğrenci onu dinlemeyecek, dinlese de odaklanamayacaktır.

Peki, “Ben gelecek yemeğin ne olduğunu size bildirebilirim,” nasıl bir cümledir? Zaten “muhsin” (iyiliksever/dürüst) olarak görülmüş ve önüne deva bekleyerek gelmiş insanlara Hz. Yusuf’un, adeta kendini övüyormuş gibi bir anlatım biçimini tercih etmesi neye işarettir?

Öncelikle gençler putperest bir kavimden, “ilah” denildiğinde somut olarak putların görüldüğü bir çevreden geliyorlar. Yani Allah kavramı onların nezdinde soyut bir kavramdır. Fakat Hz. Yusuf, kendisi somut ve onların gözünde güvenilir bir kişidir. Hz. Yusuf, soyut Allah kavramını, somut olan kendi varlığı üzerinden anlatıyor. Ancak buradaki ince detay şudur: Bunu kendini yüceltmek, göstermek veya övmek için yapmıyor. Çünkü ardından gelen “Bu bana Rabbimin öğrettiklerindendir,” cümlesi; “Bende ne kadar güzellik görüyorsanız, her ne iyilik veya mucize görüyorsanız, bu bana Rabbimin ikramıdır,” demektir. Cümle, lafız olarak kendini gösteriyormuş gibi görünse de mana itibarıyla Cenab-ı Hakk’ı göstermektedir. Bir fotokopi nasıl aslını gösteriyorsa, burada da aynı mantık vardır.

Bediüzzaman Hazretleri’nin zaman zaman zorlama tevillerle eleştirildiği “Bana yazdırıldı,” ifadesinde de aynı anlatım biçimini görüyoruz. Bu bir anlatım metodudur ve Hz. Yusuf da aynı usulle Allah’ı anlatmıştır. Bediüzzaman’ın dikkat çektiği hakikatler de kendinden ziyade, kendi üzerinden Kur’an’ın hakikatleridir. Asıl maksat, hedef ve amaç hakikatlerin bizzat kendisidir. Aksini düşünecek olsak, birilerinin iddia ettiği gibi “kendini övmek için yazmış” desek, bunun dünyadaki karşılığını üzerinde görmemiz gerekirdi. Bakardık ki kendine dünyalık yapmış… Ama gerek yakın gerekse uzak çevresi görmüştür ki, o ne böyle bir dünyalık yapmış ne de bunun arzusunu duymuştur. “Konuşan Yalnız Hakikattir” bahsinde de belirttiği gibi; konuşan hakikat-i İslamiyedir, seslendiren ise kendisidir.

Hz. Yusuf’un, kendine derman aramak için gelenleri cevapsız bırakmaması, onların yaralarına adeta merhem sürüp iyileştirmesi, aslında “temsil” hakikatinin de ince detaylarını bize veriyor. Mümin de böyle olmalı; Allah’ı anlatmaya yollar aramalı ve bulduğu yolda muhatabına nasıl nüfuz edeceğini bilmelidir. Bunlar temsilin sacayağı, olmazsa olmazlarıdır.

Allah nasip eyleye, hissedar ve meyvedar ede…

 

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment