Hz. Peygamber’in Pazartesi Günü Doğmasının Hikmetleri
Siyer-i Nebi’deki Kutlu Pazartesiler ve Faziletleri
Dr. Musa Hub
Peygamberimizin hayatında Pazartesi günlerinin bazı dönüm noktalarını teşkil etmesi, Pazartesi gerçekleşen kutlu doğumun tes’îdini (bayram edilip kutlanmasını) güçlendirir. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın (1908-2002) da dikkat çektiği bu hususu, Siyer-i Nebî’de Pazartesilere tevafuk eden hadiseleri ve yorumları bizlere, kutlu doğumu kutlamanın, kaderin verdiği bir hükmün, bir takdirin kadrini bilmek olduğunu gösteriyor. Şimdi Siyer-i Nebî’de Pazartesiler’e icmâlî bir nazar atfedelim:
Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz’in kutlu doğumu ile alakalı üzerinde durulan temel bazı hususlar vardır ki, bunlar: ya doğum öncesine dönemine ait; “mübeşşirât” denilen geçmiş semavî kitaplarda onu müjdeleyen âyet-i kerimeler, “ihbârât” denilen medyum ve kâhinlerin onu önceden haber vermeleri ve “irhasât” hadiseleri denilen doğum öncesi dünyada gerçekleşen olağanüstü olaylar, kutlu doğumu bütün varlığın iştiyak ve hasretle beklemeleri, insanlığın ona olan şiddetli ihtiyacı ve kavuşma sevinci.. ya da “doğum esnasında görülen harikülâde hadise”ler, mülk perdesinin arkasında cereyan eden ilginç şeyler, varlığın kutlu doğumu istikbal etmeleri.. veyahut da kutlu doğumun kutsallığı, kutlanmasının dinî temelleri ve kandilleşme süreci, kutsallığı, okunan mevlid-i şerifler gibi hususlardır.
Bunlar içerisinde bir mesele var ki, o her nedense çok az müellif tarafından farkedilmiş ve bir-iki cümle ile de olsa ona nâdiren dikkat çekilmiştir. O da: Mevlid-i Nebi’nin Pazartesi gününde gerçekleşmiş olması keyfiyeti. Mevlid-i Nebi, neden Pazartesi günüdür? Pazartesi gününün hususiyeti nedir? Ebu Nuaym, İbn-i Kesir ve İbn-i Receb el-Hanbelî gibi İslam ulemasının kaydettiklerine göre:
Hazreti Muhammed Mustafa’nın Pazartesi günü doğmuş olması, onun peygamberliğinin binlerce delillerinden birisi olmaktadır. İslamî kaynaklarımızda geçtiği gibi: Beklenen Son Peygamber’in bir Pazartesi günü dünyaya geleceği, yıllar, asırlar öncesinden bizzat Hristiyan Rahipler tarafından haber verilmekte idi. Dolayısıyla tarihteki o rahip veya bilge zatların bir Pazartesi günü doğumunu bekledikleri Peygamber, tam da beklenilen zaman ve mekanda ispat-ı vücut edince, “el-Hâk! Bu, Odur!” denildi, en azından “Bu, o beklenen zatın doğum günü değildir. Bu, O değildir!” de denilmedi.
Şimdi gelelim daha detaylı bir noktaya. Yine dinî ilimlerin kat’î olarak gösterdiğine göre: Fahr-i Kainat Efendimiz’in Pazartesi günü doğduğu gerçeği üzerinde İslam ulemasının icması vardır. Fakat o Pazartesi gününün, gecesi mi, sabahı mı, öğleni mi, akşamı mı, hangi zaman parçasında doğduğu üzerinde yüzde yüz ittifak yoktur. Rivayetlerin delaletlerine göre, ya Pazartesi gecesi, ya sabahleyin fecir doğarken ya da gündüzünde dünyaya gelmiş olduğu anlaşılmaktadır. Katâde’den rivayet edilen mezkur hadis aynı zamanda Efendimiz’in Pazartesi gündüzünde doğduğuna delalet etmektedir. Ne var ki kutlu doğumun fecrin doğuşu sırasında gerçekleştiğine dair de bir başka rivayet vardır.
Şu gelen hadis-i şeriften anlaşıldığına göre, Rasulullah Pazartesi sabah namazı vakti fecrin doğuş esnasında dünyaya gelmiştir ve bu, aynı zamanda onun nübüvvetinin şahitlerinden birisidir: Ebu Ca’fer b. Ebi Şeybe’nin “Târih” kitabında rivayet ettiği, Ebu Nuaym’in de “ed-Delâil” isimli eserinde onun tariki ile kaydettiği üzere –ki isnadında zaaf vardır-, Abdullah b. Amr b. el-As’tan nakledildiğine göre: Merr-i Zahrân denilen mevkiide, Şam ehlinden İsa isminde bir rahib vardı ve kendisi şöyle derdi: Ey Mekke Ehli! Aranızdan bir çocuğun doğuması yakındır. Öyle bir çocuk ki Araplar onun dini ile dinlenecek, Acemler de onun mülkü altına girecektir!” Bu rahib, Mekke’de her doğan çocuğu sorardı. Rasulullah’ın doğduğu günün sabahı geldiğinde, Abdullah b. Abdülmuttalip doğruca Rahib İsa’ya gitti ve uzlete çekildiği hücresinin alt girişinde durup “Ey İsacık!” diye seslendi. Rahib “Bu kim?” diye sordu. O da “Ben Abdullahım” dedi. Rahib, yukarıdan Abdullah’a baktı ve dedi ki:
“Sen O’nun babası olmalısın! Kesinlikle size daha önce bahsedip durduğum beklenen çocuk Pazartesi günü doğdu. Pazartesi günü de ölür ve Pazartesi günü dirilir.” Abdullah: “Evet, bu sabahla birlikte benim bir çocuğum oldu.” dedi. “Ona ne isim verdiniz?” diye sordu Rahib. “Muhammed!” Bu cevap karşısında Rahib İsa: “Vallahi ben bu çocuğun üç haslet sebebiyle sizin içinizden çıkmasını arzu ediyordum ey Ehl-i Beyt. O üç hasletle biz O çocuğu tanıyoruz. O çocuk tam da o üç haslet üzere geldi dünyaya. 1. Onun parlak yıldızı (geceleyin) doğdu/yükseldi. 2. O, bugün (Pazartesi) doğdu. 3. İsmi de Muhammed. Hemen onun yanına git. Muhakkak ki size daha önceleri anlatıp durduğum kişi Odur.”
Evet: Pazartesi doğmuş olması, Rasulullah’ın peygamberlik alamet ve nişanelerinden bir tanesi olacaktı ve nitekim olmuştur da. Nitekim Peygamber Efendimiz’in Pazartesi gecesi doğmuş olmasının, O’nun risaletinin delil ve işaretlerinden olduğunu gösterir mahiyetteki Hakim’in Hz. Aişe’den naklen, bir Yahudi’nin “Gitti, Allah’a yemin olsun ki peygamberlik artık İsrailoğullarından gitti!” sızlanışlarını zikretmiştik. Ynie İbn Sa’d’ın nakline göre: Kutlu doğum gecesinin sabahında Mekke’deki bir Yahudi, Kureyşlilerin karşısında çıktı ve: “Bu gece kabilenizde bir oğlan çocuğu doğdu mu?” diye sordu. Bütün bu rivayetlerden, kutlu doğumun Pazartesi gecesi gerçekleşmiş olduğu ve bu Pazartesinin, aynı zamanda Rasulullah’ın nübüvvetinin de bir göstergesi olduğu anlaşılmaktadır.
İmam Malik anlatıyor: Bana ulaştığına göre, Resulullah (sav) pazartesi günü vefat etti ve salı günü de defnedildi. Halk namazını (cemaat halinde değil) ferd ferd kıldı, hiç kimse imamlık yapmadı. Bir kısmı: “Minberin yanına defnedilsin.” dedi. Bazıları da: “Baki mezarlığına defnedilsin” dedi. Bu (münakaşaya) Hz. Ebu Bekir geldi ve “Rasulullah’ın “Her peygamber öldüğü yere defnedilir.” buyurduğunu işitmiştim.” dedi. Bunun üzerine hemen orada mezar kazıldı. Aleyhissalatu vesselam’ı yıkamak istedikleri vakit, gömleğini çıkarmak istediler. Derken: “Gömleği çıkarmayın!” diye bir ses işittiler. Bunun üzerine gömleği üzerinde olduğu halde yıkadılar.”
SİYER TARİHİNDE DÖNÜM NOKTALARI: PAZARTESİLER
Bütün siyer-i nebiyi baştan sona tarayarak nihâî bir tespitle değil de, belki bazı mühim hadiselerden Pazartesilerde gerçekleşen bazılarını maddeler halinde kaydederek, müteakiben de bunları ilgili hadis-i şerifler ile temellendirip değerlendirmeye almaya çalışacağız. Göz kararı bir okuma ve araştırmayla anlaşılacaktır ki:
Kainatın Serveri Fahr-i Kainat Efendimiz’in hayat-ı seniyyelerindeki bazı dönüm noktalarında Pazartesi günlerinin tevafuku dikkat çekmektedir. Kamerî, Hicrî, Şemsî hesaplamalara göre farklar olsa da, hepsinde “Pazartesi”ler sabittir.
1. Doğum günü:
12 Rabiülevvel H.Ö.53. / 20 Nisan 571 Pazartesi veya 17 Haziran 569 Pazartesi.
2. Haceru’l-Esved’i kaldırdığı ve yerine yerleştirdiği gün bir Pazartesi günüdür.
3. İlk vahyin/nübüvvetin geliş günü:
27 Ramazan / 01 Ocak 610 Pazartesi veya 17 Ramazan H.Ö.13 Pazartesi / 22 Aralık 609 Pazartesi
4. Hicrette Mekke’deki Hira mağarasından yola çıktığı gün:
Rebîulevvelin 4’ü (veya 8’i) Pazartesi günü
5. Hicrette Medine yakınlarındaki Küba’ya ulaştığı gün:
12 Rebiulevvel H.1. Pazartesi Günü / 27 Eylül 622 Pazartesi veya 31 Mayıs 622 Pazartesi
Deve yürüyüşü ile 13 günlük mesafe olan Mekke-Medine yolunu 8 günde katederek 12 Rabiulevvel Pazartesi / 23 Eylül 622 Pazartesi günü Kuba’ya ulaştılar.
Hicrete Pazartesi çıkıp, medineye Pazartesi döndüğüne göre, bu 8 gündür; Kuba ise Medine sayılır.
6. Hicret sonrası ilk Kâbe ziyareti için Mekke’ye hareket edilen gün:
Zilkade’nin ilk Pazartesi günü, 13 Mart 628.
7. Mekke’yi Fetih için Medine’den çıkılan gün:
10 Ramazan 8 H. / 11 Ocak 630 M. Pazartesi
8. Vefat günü:
12 Rabiülevvel H.11 Pazartesi Günü / 08 Haziran 632 veya 25 Mayıs 632 Pazartesi.
Görüldüğü gibi, Pazartesi günü, Rasul-i Ekrem’in hayatında bazı önemli dönüm noktalarını teşkil etmektedir. Üç adet 12 Rabiülevvel vardır ki, birisi doğum, diğeri hicret, öteki de vefat tarihine tekabül etmektedir. İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, kendisi şöyle demiştir: “Nebiy-yi Muhterem (sas) Pazartesi günü doğdu. Pazartesi günü peygamber oldu. Mekke’den hicret için Pazartesi günü yola çıktı. Medine’ye Pazartesi günü ulaştı. Pazartesi günü vefat etti ve Hacerü’l-Esved’i Pazartesi günü kaldırdı.” Hz. Peygamber’in Medine’ye 12 Rebiülevvel Pazartesi günü ulaştığı şeklinde başka bir hadis-i şerif de vardır. Rasul-i Ekrem’in Medine’ye girişi ve vefatının Rabiülevvel ayında olduğunda hiçbir ihtilaf yoktur, sadece tam olarak hangi gün olduğu hususunda farklı nakiller bulunmaktadır.
Pazartesi günü doğduğunu haber veren Allah Rasulü’nün , vefat ettikleri günün de Pazartesi olması gözününde bulundurulursa, Rasulullah’ın Pazartesi günlerini haftanın içinden nafile oruç için tahsis etmesinin hikmetlerinden bir tanesi daha anlaşılmış olur. “Zaman döndü dolaştı, ilk başladığı yörüngeye oturdu.” buyuran Allah Rasulü, 12 Rabiülevvel Pazartesi günü hayata başladı ve 63 yıl sonra tekrar o ilk başladığı noktaya ulaştı ve 12 Rabiülevvel Pazartesi günü de hayata gözlerini yumdu. Bu kaderî ömür çemberi, tıpkı yörüngesinde bir yıllık devrini tamamlayan yıldızlar veya güneşler gibi, Allah Rasulü için bir ömrün devr-i senevîsi olmuştur denebilir.
İbnü’l-Cevzî ve daha başka âlimler, kutlu doğumun Rabiülevvel ayında olduğu hususunda bir ittifak olduğunu nakletmişlerdir. Fakat Efendimiz’in Rabiülevvel ayında doğduğu hususu, esasen Cumhur-u ulemanın kavlidir. İnsanlar arasında meşhur olan telakki de budur. Rabiülevvelin hangi gününde doğduğu hususunda da ve Cumhur-u ulemanın üzerinde ittifak ettikleri meşhur kabule göre, Rabiülevvelin 12’si Pazartesi günü doğmuştur. Bu, İbn İshak ve daha başka ulemanın kavlidir. Doğum yılı olarak ise –meşhur olan- Fil senesinde, olaydan 50 gün önce gerçekleşmiş olmasıdır. İbrahim ibnü’l-Münzirî el-Hızâmî : “Alimlerimizden hiçbirisi Allah Rasulü’nün Fil senesi doğduğu hususunda şüphe duymamıştır.” demiştir. Halife b. Hayyat da: “Bu, üzerinde icma edilmiş bir husustur.” demiştir.
HZ. PEYGAMBER’İN, RABÎULEVVEL AYINDA, BİR PAZARTESİ GÜNÜ DOĞUŞUNUN HİKMETLERİ
Meşhur Veda Hutbesinde “Zaman döndü dolaştı ilk heyetine kavuştu.” buyuran Peygamber Efendimiz’in (sav) dünyayı teşrifi ile nasıl ki tevhidî dinler, tahrifattan ve bid’atlardan tasaffi olmuş halleri olan İslam’la yeniden buluştu, buluşma fırsatını yakaladı; Cennet’e uzanan yolun taşları bir bir yerini aldı, yeniden döşendi ise; ıslahat, ta’mirât, ta’dilât, tashihât ve tekmilât çalışmalarından payını “zaman” da aldı ve zaman, ilk yaratıldığı yörüngesine oturdu, mekan da ilk yaratıldığı o nur ile yeniden mayalanmaya durdu.
Türkçe’mizde bir mevsimin adı olan İlkbahar, Arapça’da bir ayın ismidir: Rabîulevvel. Zamanın son üçte birisinin bahar müjdecisi o Âlemlere Rahmet’in 12 ay içerisinden, İlkbahar manasına gelen Rabiülevvel ayının 12’si (miladî 20 Nisan 571) Pazartesi günü fecir vakti dünyayı şereflendiren Peygamber Efendimiz, yine İlkbaharın, yani Rabiülevvel’in 12’si (miladî 08 Haziran 632) Pazartesi gününde irtihal-i dâr-ı bekâ buyurarak Yüce Dost’a doğru kanatlandı, huzuruyla şereflendi.
Doğumunda da, vefatında da Rabiülevvel’in 12’sinin Pazartesiye tevafuk etmesi, 63 yıllık zaman farkından sonra daha ziyade dikkate şayandır. O günde hem zamanın, hem de bir ömrün iki ucu bir araya geldi, yeniden birleşti ve dairevî dönüş tamamlandı. Eğer ebedî ahiret hayatı ve orada buluşmak olmasaydı, insanlık tarihinde bütün insanların yas tutacağı tek ortak gün Hz. Muhammed’in vefat günü olurdu. İnsanlığın sırf şu dünya mutluluğuna olan hizmeti bile Ona bu liyakati ve hakkı fazlasıyla vermektedir.
Binaenaleyh doğum günü aynı zamanda vefat günü olan Allah Rasulü’nün mevlidi, bizler için getirdiği mesajın rahmet ve rehberlik cihetinin berdevam olması itibariyle bir bayramdır; fakat mübarek bedenleriyle insanlığın arasından ayrılıp elveda ettiğin gün olması itibariyle de içten içe bir hüzün ocağının yüreklerin derinliklerinde yanıp durduğu bir gündür. Bütünüyle sâfi coşku içinde değil, ondan hem fiziken, hem de manen uzak oluşumuz sebebiyle hüznünü de derinden derine duyarak iki buudlu ve şuurlu bir mevlid günü geçirme ve tes’îd etme konumunda bulunuyoruz.
İbnü’l-Hâcc” olarak bilinen İmam Ebu Abdillah Muhammed b. Muhammed el-Abderî el-Fâsî el-Kayrevânî el-Mâlikî (v.737/1336), mevlid-i nebinin tarihinin hikmetine değindiği yerde der ki: “Eğer kutlu doğumun Rabiüevvel ayında ve Pazartesi gününde vuku bulmuş olmasının hikmeti nedir? Niçin içinde Kur’an’ın indirildiği Kadir gecesi bulunan Ramazan ayında veya haram aylarda, yahut Şaban ayının ortanca gecesinde ya da Cuma günü ve gecesinde dünyaya teşrif etmemiştir?” diye sorulursa, bu soruya dört şekilde cevap verilebilir:
Birincisi: Hadis-i şerifte geldiği üzere, Allah Teala ağaçları Pazartesi günü yaratmıştır [Müslim – Buhari]. Bu yaratışta büyük bir tembih vardır ki o da, insanoğlunun gıdalar, rızıklar, meyveler ve hayırların yaratılması ile hayatlarını sürdürdükleri ve nefislerinin lezzetlendiği hususudur.
İkincisi: Rabî’ (ilkbahar) lafzında, kelimenin köküne nisbetle güzel bir işaret, hoş bir tefe’ül manası da vardır. Ebu Abdurrrahman es-Saklî’nin dediği gibi: “Her insanın, isminden bir nasibi vardır.”
Üçüncüsü: Rabî’ (ilkbahar) mevsimi mevsimlerin en mutedil olanı, en güzel olanıdır; Efendimiz’in şeriatı da şeraitlerin en mu’tedili ve en müsâmahalı olanıdır.
Dördüncüsü: Cenâb-ı Hakîm sübhânehû, doğduğu günü (Pazartesi’yi) Efendimiz’le şereflendirmeyi murad buyurmuştur. Eğer mezkur mübarek zamanlardan birisinde doğmuş olsaydı, o takdirde kendisinin o vakitlerin mübarekiyeti ile şereflenmiş olması vehmedilebilirdi.” [Suyûtî, el-Hâvî li’l-Fetâvâ, 1/198, Beyrut, 1983]. Böyle bir vehmin olmaması ve Onun kutlu doğumunun, vaktini de onunla kutlu hale getirmesi için böyle bir hikmet gözetilmiş olabilir.
Hz. Peygamber’in Pazartesi günü doğmuş olmasının hikmetlerine şu faziletleri de birer hikmet olarak ilave edebiliriz.
PAZARTESİ GÜNÜ’NÜN FAZİLETLERİ
Bazı âlimler derler ki: “Allah, Pazartesi gününe 7 fazilet vermiştir –ki biz bunları 11’e çıkartabiliriz-:
01. Fazilet: İdris aleyhisselam göğe Pazartesi günü çıkmıştır.
02. Fazilet: Musa aleyhisselam Tûr dağına o gün çıkmıştır.
03. Fazilet: Allah’ın birliğini gösteren delil o gün inmiştir.
04. Fazilet: Allah Rasulü Pazartesi günü doğmuştur.
05. Fazilet: Cebrail’in, Hz. Peygamber’e ilk inişi Pazartesi günü olmuştur.
06. Fazilet: Ümmetinin amelleri Hazreti Peygamber’in ruhuna Pazartesi günleri sunulur. Pazartesi, amellerin arz günüdür. Yine Peygamber Efendimiz (sas): “Ameller Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de arzu ediyorum ki, amellerim arz olunurken oruçlu olduğum halde arz olunsun.” demişlerdir.
07. Fazilet: Allah Rasulü’nün vefatı da yine Pazartesi günü olmuştur.”
Bu faziletlere şunları da ilave edebiliriz.
08. Fazilet: Pazartesi, hayırlı ticaret ve rızık günüdür. Enes b. Malik (ra) rivayet etmiştir: Rasulullah’a Pazartesi günü hakkında sordular. Şöyle buyurdu: “O, yolculuk ve ticaret günüdür.” “Ey Allah’ın Rasulü, bu nasıl olur?” dediler. Bunu üzerine: “Çünkü o gün Şuayb aleyhisselam, ticaret yapmak ve rızık kazanlak için yolculuk yapmıştır.” buyurdular.
09. Fazilet: Pazartesi, Allah’ın merhamet günüdür. Mevlid vakti olan Pazartesi günü haddizatında bir ehemmiyet ve fazilete sahiptir; amellerin Allah’a arz edildiği, müslümanların affedildiği bir gündür. Şurası muhakkak ki eğer bir güne özel olarak günahlar sair günlerden artık olarak bağışlanıyorsa, bu o günün bir hususiyet ve meziyeti olduğunu gösterir mühim bir alamettir. O hususiyet ve meziyete riayet eden Rasulullah’a tebaiyet eden Ümmet bid’atlara değil, bilakis sevaplara girecektir. Nitekim Peygamber Efendimiz muhtelif vesilelerle Pazartesi günleri mü’minleri bekleyen merhamet müjdesini haber vermişlerdir.
Ebu Hüreyre (ra): “Rasulullah (sas) Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutardı. (Birgün) kendisine şöyle soruldu: “Ya Rasulallah! Bunun hikmeti nedir?” Rasul-i Ekrem Efendimiz (sas) şöyle buyurdu: “Bu iki günde Allah her müslüman kuluna mağfiret eder, yalnız iki kişi hariç ki bunlar, birbirine dargın/küs kimselerdir. Haklarında denilir ki: “Bırak onları! Ne zaman ki barışırlar, onlar da affolunur. (Yoksa dargınlıkları devam ettikçe affolunmazlar).” Yine diğer hadislerinde Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
“Cennetin kapıları Pazartesi ve Perşembe günleri açılır. Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmayan herbir mü’minin günahları o günlerde affolunur; ancak kardeşi ile aralarında kin/haset/düşmanlık olan adam hariç. Denir ki: Onlara, barışıncaya kadar mühlet verin!” denir.”
“Ameller Pazartesi ve Perşembe günleri yükseltilir ve istiğfar edenler bağışlanır, fakat kin/düşmanlık besleyenler kinleriyle başbaşa bırakılırlar.”
“Âdemoğullarının amelleri Allah Tebareke ve Teala’ya her Perşembe’de Cuma gecesi arz olunur; ancak akraba bağlarını kesmiş olanın ameli kabul edilmez.”
10. Fazilet: Mevlid-i Nebi’nin gerçekleştiği Pazartesi günündeki İlahî merhametten sadece mü’minler değil, cehennemdeki bazı kâfirler bile Hz. Muhammed’e yönelik bir iyilik, bir güzellik, bir hüsn-ü zan veya takdir sebebiyle azapları o gün hafifletilmek suretiyle nasipdar olacaklardır.
Sahih-i Buharî’de Urve b. Zübeyr’den rivayet edilen şu hâdise de kutlu doğumun kutsiyetinin ve dolayısıyla da kutlanabileceğinin delillerinden birisi olmuştur: Ebu Leheb’i ölümünden sonra yakınlarından biri (Peygamberimiz’in amcası Abbas) rüyada görür ve sorar ‘Ne haldesin?’ Cevap verir: -Cehennem’deyim. Ancak her Pazartesi akşamı Cehennem ateşi benden hafifletiliyor ve parmaklarımın arasından başparmağım kalınlığında bir su emiyorum, der ve Cehennem’de böyle bir lutfa mazhar olmasını şöyle açıklar: Hz. Muhammed doğduğu gün çok sevinmiş, onun doğumunu müjdeleyen cariyem Süveybe’yi azat etmiştim, cariyem de onu emzirmişti.” (Bu izin vermem, bu kadarcık olsun Hz. Muhammed’e iyilik yapmış olmam sebebiyle, azâbım hafifliyor.)
Mevlid kutlamalarına olumlu bakan âlimler, bu hadis-i şerifi bugünün değerine ve değerlendirilebileceğine delil olarak kabul ederler. Zerkânî, İmam Kastallânî’nin Mevâhibi’ne yazdığı şerhte kaydettiğine göre: “Şemsüddin İbnü’l-Cezerî Örfü’t-Ta’rif bi’l-Mevlidi’ş-Şerif eserinde yukarıdaki Buhari hadisini zikrettikten sonra şöyle bir yorum yapar: ‘Eğer Kur’ân’ın kınadığı kâfir Ebu Leheb, Resûlullâh’ın (sallallâhu aleyhi vesellem)’in doğumuna sevindiği için ve o sevinçe câriyesi Süveybe’yi âzât ettiği için Cehennem’de bile bunun karşılığı olarak mükafatlandırılıyorsa, ya Allah’ın birliğine inanan Muhammed ümmetinden bir müslümanın o veladet-i Ahmediyeye sevinmesi ve sevgisinde gücünün yettiği her şeyi cömertçe yerine getirmesi durumunda hâli nasıl olacaktır? Allah’a yemin olsun ki Allah Teala’nın bu kişiye mükâfatı, keremiyle onu nâim cennetine sokmak olacaktır!’
Hafız Şemseddîn Muhammed b. Nasıruddîn ed-Dımaşkî de (ö.842/1438) “Mevridü’s-Sâdî fî Mevlidi’l-Hâdî” isimli kitabında bu hadiseyi zikrettikten sonra onu şu beyitlerle taçlandırır:
إذا كان هذا كافراً جاء ذمه بتبّت يداه في الجحيم مخلّدا
أتى أنه في يوم الاثنين دائما يُخفّف عنه للسرور بأحمدا
فما الظن بالعبد الذي كان عمره بأحمد مسرورا ومات موحّدا
Şayet Kur’an’da “elleri kurusun” diye zemmedilen ve Cehennem’de ebedî kalacağı haber verilen kâfir Ebu Leheb’in, -rivayete göre- Hz. Muhammed doğduğu zaman sevindiğinden dolayı, (o sevincine mükafat olarak) Pazartesi günleri azabı hafifletiliyorsa, ya ömrü Cenâb-ı Muhammed’le mesrur geçmiş olan ve tevhid inancı üzere ölen bir kimsenin nail olacağı mükafât nasıl olacaktır, onu sen düşün!..”
Üstad Muhammed b. Alevî de mevlid merasimlerinin meşruiyetinin 21 delilini zikrettiği yerde ilk delil olarak bunu kaydetmiştir ve demiştir ki: “Mevlid-i Nebevî toplantısı, Hz. Mustafa sallallahü aleyhi ve sellemle gelen sürur ve ferahın ifadesidir ve Ebu Lehep gibi bir kâfir bile ondan istifade etmiştir. Bu hususta ulema arasında bazı görüşler vâki’ olmuştur. Yine sahih olan bir başka rivayet de, Ebu Talib’in Rasulullah’tan ötürü azabının hafifletilmesidir.”
11. Fazilet: Pazartesi, Allah’ın altı günlük yeryüzü hilkatinde ağaçları yarattığı gündür. Bilindiği gibi, Hz. Ebu Hüreyre radıyallâhu anh şöyle bir hadis rivayet etmiştir: “Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir gün elimden tuttu ve şu açıklamayı yaptı: “Allah, toprağı Cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mekruhları salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı ve onda hayvanları perşembe günü yaydı. Hz. Adem (aleyhisselam)’i cuma günü ikindi vaktinden sonra, ikindi ile gece arasındaki gündüz vaktinin en son saatinde en son mahluk olarak yarattı.”
Efendiler Efendisi’nin hayat-ı seniyyelerindeki bazı kaderdenk hadiselerin Pazartesilere tevafuk etmesinde elbette ki birtakım hikmetler ve sırlar bulunmaktadır. Allah’ın yeryüzünde nebâtâtı, yani ağaçları, her çeşitiyle bitkileri Pazartesi günü yaratmış olması dikkate şâyândır. Kur’an-ı Kerim’de haber verildiği üzere kainat (yerler-gökler) ve içindekiler altı günde yaratılmıştır. Bir ayette: “De ki: Siz dünyayı iki günde yaratan Allah’ın tek İlah olduğunu inkâr edip O’na birtakım eşler, ortaklar mı uyduruyorsunuz? Halbuki bütün bunları yapan, Rabbulâlemindir. O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi. Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” dediler. Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahyetti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir.” [Fussilet, 41/10-12] buyrulmuştur.
Yaratılıştaki altı gün, “Sizin saydığınız (yıllar) dan bin yıl kadar süren bir günde” (Secde, 32/5) âyetinde, bizim saydığımız günlerle bin sene; diğer “Miktarı elli bin yıl süren bir günde” (Meâric, 70/4) âyetinde, elli bin sene miktarı ile açıklanmıştır ki, bunlar da “ahiret günleri” adıyla bilinir. Ve İbn-i Abbas, Kâ’b, Mücâhid, Dahhâk gibi büyük tefsirciler de buna uygun tefsir etmişlerdir. Buna göre, “altı günde” demek, miktarı binlerce seneye varan “altı zamanda” demektir. Fakat açıklamadan kastedilen, bunların uzama miktarı değil, bu miktarın ezele, istivâ (hâkimiyet)nın mutlak ve ebedîliğine göre altı gün denecek kadar sınırlı zamanlardan ibaret bulunduğunu anlatmak olduğundan “altı gün” buyurulmuştur. (…)
Fussilet Sûresi (9-12. âyetleri)nde bu altı gün hakkında bazı açıklamalar gelecektir ki ona göre bunun ikisi göklere, dördü de yere ait görünmektedir. Bununla beraber Müslim-i şerifte rivayet edilen bir hadisin delaletine uyarak bazı tefsircilerin tercih ettikleri üzere “altı gün”ün yalnız yeryüzü ile ilgili olması da muhtemeldir ki, bu takdirde mânâ: “Rabb’ınız ancak o Allah’tır ki gökleri ve altı günde yeryüzünü yarattı.” demek olur. Hasılı işbu altı günün mahiyetinin tayini ve açıklaması hususları Allah’ın ilmine bırakılması gereken müteşabih bir mânâ(dır)…”
Soru şu: Acaba kainatın altı günde yaratıldığı gerçeği perspektiğinden, Efendimiz’in hayatındaki Pazartesi’li bu tevafuklar bir yorumlamaya ve değerlendirmeye alınır ise, ilim, irfan, hikmet ve nükte bağlamında ne türlü çıkarımlarda bulunulabilir, ne/re/lere varılabilir? Abes iş işlemeyen ve hikmetsiz tasarruf ve icraatta bulunmayan Hakîm-i Külli Şey, elbette ki bununla, birbiriyle mutabakat ve muvafakatlı birçok hakikati akıl ve kalplere arz etmektedir, ve onları tefekkür, tedebbür, teakkül ve teemmüle davet etmektedir. Kainatın altı günlük yaratılış sürecinde ağaçların (şecere çoğulu: eşcâr) Pazartesi günü yaratılması ile, şecere-i kâinatın (varlık ağacının) hem çekirdeği, hem de ille-i gâyesi ve meyvesi, ilk yaratılan nur, varlığın cevheri olarak kabul edilen Hazreti Muhammed Mustafa’nın (sas) bedenen dünyaya Pazartesi günü gelmiş olması arasında elbette ki birtakım köklü irtibat noktaları, sağlam alakalar ve çok yönlü nükteler ve ince latîfeler bulunacaktır. O ummana dalmayı bir başka bahara tehir ederek, işin hakikatini Hazreti Alîm ü Hakîm’in ilm ü hikmetine havale ederek, tevafuk ve tetabuklardaki icmâlî manayı hüsnüzanla baştan kabul edip hatm-i kelam eylemek ve sükut etmek bizim için en isabetli tercih olsa gerektir diye düşünüyoruz.

