EdebiyatHatice Derin SilahlıOcak '26

İki cihan saadetime…

Gözümün nuru, gönül kandilimin ay ışığı; mektubunda seni unuttuğumu söyleyip sitem etmişsin. Sevmek, iki bedende tek ruh olmaktı; insan hiç kendini unutur mu? Kavuşmak yaklaştıkça takvimler arsızca inatlaşır oldu benimle. Sevdiceğim, sen de gönlüme bir hüzün daha düşürme.

Buralar biraz karışık, başımızın üstünde yüce bir dağın dumanı var. Bu sis bulutu ne vakit dağılır bilmem ama bizi içten içe dağıtmakta. Bir yanda şehitlerimiz, bir yanda şehit çocuklarının gözyaşları; bir yanda hasret, bir yanda vatan borcunun aşılmaz burçları… Çepeçevre kuşatılmış bir ruhla, dimdik ayakta kalma çabasındayız.

Burada acı hepimizin acısı, sevinç hepimizin sevinci. Ahmet’in sevdiği başkasına varmış. Tüm koğuş teselli etmeye çalıştık fakat ayrılığın tesellisi yokmuş, hepimiz anladık. Anası babası yoktu Ahmet’in, bir de yarsız bıraktı Mevla. Kuş gibi çırpındı kollarımızda; kaç gece uykusuz kaldı ağlamaktan kimsesiz Ahmet. Günlerce yazdı, bıkmadan usanmadan yazdı. Kimsesizdi, kime ne yazardı?

„İnsan insanla yoğurulur, imtihan bu, sabret,“ dedim. Ağlarken başını koyduğu omuzum, başını taşıyamadı; sanki Ahmet değil, yer gök sarsıldı. Cebinden bir mektup çıkarıp uzattı sessizce. Emanet baş üstündedir bizde; dolabıma koydum kimseler el sürmesin diye.

Buralar karışık demiştim ya hani, sık sık çatışmanın içinde buluyoruz kendimizi. Geri püskürtüyoruz çoğunda ama son çatışmamız hepimizi toprağa düşürdü adeta. Yaralıya koşan arkadaşımızın mübarek başı, şehadete yürümek için yola çıkan ayaklarımızın dibine düştü. Ahmet şehit oldu, Ahmet şehit oldu…

Gök yarıldı, kıyamet koptu o an. Hepimiz ciğerimiz patlarcasına bir nida savurduk. Aldığımız nefes, bıçak gibi ciğerimizi delip geçti sanki. Kimsesizlerin kimsesi, onun bu dünyada boynu bükük kalmasına razı olmadı demek ki; yürüdü şehadete Ahmet.

Ben terhis için gün sayarken ömürden neleri eksilttiğimi, bana nelerin lütfedildiğini bir kez daha anladım. Varlığın daim olsun sevdiğim; sevilmek de lütufmuş bu dünya denen anlamsız karmaşada. Sana Ahmet’in bana bıraktığı kâğıtta yazan şiiri de gönderiyorum. Aklına geldikçe dualarında onu kimsesiz bırakma.

Gün doğumunun soğuk bir ışık hüzmesi gibi bedenimize işlediği sabahın nurunda, bitmek tükenmek bilmeyen bir özlemle ve en sevgilinin selamıyla selam eder, gözlerinden öperim.

Hasretinle yetimliği bilen Ali’n.

 

Şafak göründü artık, ayrılık vakti geldi,

Kalbine umudunu ekip öyle git devrem.

Bitmez zannettiğimiz diken dolu bir yoldu,

Dokunup acıtmasın, söküp öyle git devrem.

 

Ganimetmiş aslında o uykusuz geceler,

İnce sızı, gözyaşı ve esrarengiz niceler.

Peşinden ilmek ilmek söküldükçe heceler,

Mazimin mateminden akıp öyle git devrem.

 

Yıkmaz sandığım keder ipimi çekti bugün,

Ne sükûtuna ermek ne de anlatmak mümkün.

Dokunma, yaralayan yaralarımdan üstün;

Benim gibi çaresiz bakıp öyle git devrem.

 

Bir süngünün ucunda yitirdim şuurumu,

Delik deşik ettiler bir avuç sürurumu.

Post diye pervasızca çiğnenen onurumu,

Çamurlu ayaklardan çekip öyle git devrem.

 

Bu savaşta kazanan hiç kimse yokmuş meğer,

Zafer sarhoşluğunda kana boyandı seher.

Sol yanıma felç indi, bu gazilikse eğer,

Yıldızları göğsüme takıp öyle git devrem.

 

Elveda ağır geldi, gayrı dinmez kör sızım,

Göçmen kuş kanadıyla yazılmış kara yazım.

Senden son dileğimdir, kimseye geçmez nazım;

Son kurşunu kafama sıkıp öyle git devrem.

 

Kimsesiz Ahmet

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment