Mayıs '24ŞiirTugay Mola

Ben yabânî, sen barrânî.

Hani var ya bir Harranî?

İbrahimî.

Şimdilerde zeval perdesinin ardında.

Tanrı bağıma bülbüller geldi.

O bağ ki şimdilerde hâristan oldu…

Bir gülüm kalmıştı.

Bahçebân ağladı, güller soldu.

Bir gelirler.. bir de gidiverirler.

Ses yok el-ân…

El-ân, her zaman…

Derdime dermân yoktur.

Derdimden daha çok dermân.

Dert olur ki bazen derman…

Sen ki şiirimin yazılmayan beytinin son kafiyesi

Ben henüz nihâyete erdirilmemiş bir mersiyeyim

Neredesin sârebân, ben ise hârebân.

Ben sana tabib isem tabib o Allah et-Tabîb.

Gelecekte adına nice mersiyeler dizenim.

Habîb ki ne Habîb, O Allah ki el-Hub!

Sâreban hârebandı zaten, hâli hepten tûrân idi

Hârebân Sârebândı.

Sârebân inleyen bir nâğme idi… Hârebân ise inleten…

Ah u zâr oldu, gönlüne ah bilsen, heybetli gûlnizâr oldu.

Kehribâr oldu.

Oldu oldu, aktı aktı, seyl ü revan oldu.

Mezar oldu.

Devletyâr oldu.

Himmetgâr oldu…

Karanlığa aydınlık ve aydınlığa karanlık oldu.

Öldü de öldü… soldu da soldu… bundan bize ne?

Doldurdukça doldurdu, dopdolu dertlerini kâğıtlara

Anıtlaştıkça tanıklaştı.

Fehmettikçe de gerisin geri çekildi.

Sonra bir de bir bakmışsın;

Sareban Hareban âlemler ötesi âlemlere çekilmiş

Münzevî

Sessizlikte

Sessizliğin içindeki gürültülerde

Güm güm gümleterek yazarım ruhumun elemler dolu hecîranını.

Hegîran…

Anlar mısın sen bunu ey şimdiki haydar hayranım?

Hegîranım!

Ah seninle yine hicranî saatler…

Yine firkat nârına düştüm

Hem de hecede püryânım.

Düş!

Hegirim… hegîranım… hecîranım… hicranım

Düşte firkat nârına yanmalısın, zira yarınına

Bağına, bağrına, yaşına, başına, kaşına, başına, aklına…

Yanmadan vuslata eremeyiz, Huda’ya vuslat.

Yanmadan vuslata erişilmez.

Vuslata erdim diyenleri de vuslata erdiklerini zannetme.

Vuslat erişilmez yaralı sîneler içindir, vasl ola…

Sönmedi firkat ateşim, o da sensiz zâr oldu, gel…

Hazinâne iniltiler ayrılığa nâr oldu, gel…

Hasret ateşi firak vardır heybelerinde

Gurbet ikliminde, ruhum yollara revan oldu, gel…

Garibiyim şu dünyanın, âlem bana dar oldu, gel.

Zâr be hâr…

Nûr oldu nâr

Nâr oldu nûr

Bir ses, bir nefes derken yükselen figânım oldu, gel…

Beyitler düzerken, şiirlerim feryadım oldu, gel.

Ayrılık ayrılığa ayrılık oldu

Revan oldu yollar ruhlarımızla, gel gör ki âlemlere nigehbân oldu melekler

Felekler

Dilekler

Yürekler

Beyitler… Dilberler dillerimde dilde bestecân oldu

Beyitlerin yıkılırken figânın şiirlerine feryâd oldu…

Bestem… bestekârım…

Bestedeki efkârım

Ne yârim?

Nice dilberleri feda ederim…

Ne de yarsızca yardayım

Sen doğ ufkuma yeter ki…

Dilberler neymiş ki, güzeller güzeli değillerse

Şemşâhîmsin…

Allah el-Cemîl

el-Vedûd

O’dur kalpleri telif buyuran

O’dur kalpleri birbirine ısındıran ve soğutan…

Şemşâhimsin hem de şemde şâhiyâmsin!

Vedûd, el!

Ûdumla çalardım el-hubbî kullî cemiil şarkısını

Sür be atını ey derviş…

Özbeğim… Gözbebeğim…

Şiir ehli erâ kem büler asti?

5 asırdır yazamadılar böyle bir şiir…

Timur bile aldı kalemi, yazmak için şiir şiir…

Yazması da yoktu…

Cengizler…

Birûnîler…

Muradına ermişlerden misin? Yoksa el-Murad’a erdirilen misin?

Olmasın hiçbir muradım yeter ki el-Murad’a ereyim

Durma yerinde ey insan…

İnan

Çal çalabildiğin kadar

Hayat nâğmeni

İster keman ile ister ise gitar ile

Fesubhanallah

Öğrenmelisin ey Sâreban!

İster kemansız… gitarsız… udsuz ve neysiz

Müzik aletlerini çalmayı öğrenmelisin

Yürek sızımsınız…

Nedir sizdeki bu hâl, bendeki bu hâl

En sevdiğim yârim ki bu demli kurb olmadı bana

İster dinle beni, istemezsen dinleme beni

Seni var ya, seni? Ben bilirim seni, var ya, seni

Gözlerde temayüz etmiş gibi

O bizlere rahmetini ve gufranını esirgemez ise

Esirgemez değil mi?

O bizden merhametini esirgemez ise aydınlığa aydınlık olacağız

Mücessem hâl mi kaldı şahsımın mâneviyâtı ayaklar altında iken?

Ya Rab!

Nedir bana çektirdiğin bu azaplar? dedim

Daha ileriye gittim

Gittim de gittim

İsyanların en büyüklerini ettim

“Sen ne biçimsin ki bana bu eziyetleri reva görüyorsun?

Allah mısın ki sen bey hey?!” dedim

Hâşa ve kellâ…

Sümme sümmetün sümme tövbetün

Tövbetün Övbetün

Bütün bütün yazdıkça yakıldım

Offf!

Lâ yezî ve lâ şey’un heziyyetun ve şecî…

Birdeki binler

Binlerdeki birler

Deryadaki zerreler

Birlerdeki Bir’likçiler

Katredeki ummanlar

Zerrelerdeki ötreler

Ötrelerdeki esreler

Ya hani noktalar?

Üstünler ve altınlar

Ya sedit şedit şeddeler?

Sükûnlar ve medler

Şeddeler ve kesreler

Noktaya nokta koyarak son vermeyi

Virgüle geçmeyi

Virgül abim bir hele gül

Lâ edrîyeciliği…

Nokta Allah!

Mevcudat alemi sadece bir virgülden ibaret…

06.08.2017

Meksika / Tugay Mola

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment