Dr. Musa HûbDüşünceEdebiyatNisan '24Yazarlar

Elest bezminden tanıştığımız kıymetli büyüklerimiz, sevgili dostlarımız!
Kağıtlara gönüllerinin muhtevasını resmeden genç ruhlu düşünürler, olgun ve göynük dökümlüler! Modern yüzyılda belki fiziken birbirinden çok uzak yaşayan, ancak kalben ve ruhen birbirine yakın, hatta yan yana, omuz omuza, kol kola bulunan bizim Gönül Dostlarımız, Can! Şu Şubat soğuna inat, tâ ezel cânibinde ruhlar âleminden beraberimizde, içimizde getirdiğimiz sımsıcak bir aşkla hepinize yeniden “Merhaba!”
Sanal dünyadan bütün reel alemlerin varlıklarına hitaben çıkan bir gönül dergisi olabilme niyetiyle “vira bismillah” derken, bu yolun tüm zorluklarına amenna dedik. Dedik zira zahmetsiz rahmet’in olmadığı realitesini de iliklerimize kadar işleterek “inandık ve bağlandık”. Acziyetimizi şefaatçi yaparak, acziyetimizden kuvvet aldık. Kalbin taşmasından yazan kalemin yazdıklarına “boynumuz kıldan ince” diyerek çıktık yola. Yanımızda aşktan, irfandan ve vefadan yolluklarımızla…

Körpe Kalemler Ailesi olarak, zatımızı aradan çıkarmak; iradenin kazandığı kardan heykeller değil, kalblerin kazandığı tunçtan âbideler inşa etme gayreti içinde olduk. İçimizdeki “ustalarımıza rağmen, ama onlardan öğrendiğimiz tevazuyla” kendimize Körpe Kalemler dedik. Geçen 4 yıllık zaman içinde “iddiasız, kendince, öylesine, sıradan, düz, sade, yalın, saf, toy, taze, acemi bir çırak” olarak çıktık karşınıza…
Hiç şüpheniz olmasın ki: Genç kalemleri sahneye davet ederken “önden buyurun” deyip sıramızı verdiğimiz gibi vereceğiz yine kendilerine. Kıymetli Büyüklerimiz kalem erbabını ağırlarken; biz, kendi ayak sesimizden ürkmesinden endişe duyduğumuz nazenin ve ürkek “gönül ceylanları”nı kaçırmamak için, hürmetle ayakkabımızın altına keçe koymayı kendimize borç biliriz. Ve dahi haddimizi bilmeye, saygıda aslâ kusur etmemeye azamî gayret göstereceğiz, gayr-i kastî kusurlarımızın da affını intizar edeceğiz, i’tizârımızı arz ederek.

Mâlum her dergi gibi biz de eksikliklerimizi en aza indirme gayreti içindeyiz. Bu bağlamda yeni bir çehre ile karışınıza çıkmaya hazırlandık. Kendimize, özümüze bağlı kalarak, kuruluş amacımızı ifade ederken, tâ başta denildiği gibi: “Biz, kimse için değil, kendimiz için hiç değil; Allah için yazalım istedik. Biz yaşamadıklarını yazanlardan olmaktan korkarız fakat, yaşama niyetinde olmadığımız şeyleri yazmaktan ise titreriz. Biz –her kimsek?- yaşadıkça yazanlardan, yazdıkça yaşayanlardanız. Yazmıyorsak, yaşamıyoruz; yaşamıyorsak yazmıyoruz demektir, diyenler gibiyiz. Körpece yazmak ve körpece yaşamak…”
Kuruluş ivmesinde en ufak bir sapmaya meydan vermeden, ter ü taze geliyoruz gözlerinize, girmek için gönüllerinize, bir bahar vakti, dört mevsim yemyeşil duygularımızla… Vakti zamanı gelmeden, ham meyva olgunluğa ermeden; bir serap gibi, bir gölge gibi buğulu kelamlarla çıkmak istemedik karsınıza. Sembollerin şiddetinden anlamsızlaşan bir yapıt (!) ile de arz-ı didar etmek istemedik… Sükut edip, sessiz kalmışsak bundandır.

Yeni dönem itibariyle, Körpe Kalemlerin ilim, irfan, kelam işçilerinin ve ustalarının yazılarını heyecanla bekler iken, ifade edelim ki, inşallah bundan sonra makalelerinizi daha özenli ve daha mecnunâne bir titizlikle tashihten geçireceğiz ve seçtiğimiz yazıların susuz gönüllere âb-ı hayat olup canlarına can katması için onları bu sitemizde, yani sizin hepinizin sitesinde yayınlaya devam edeceğiz…
Bize ulaşan her yazı, çağrışımları ve içindeki ruhun kağıda aksetmesi bakımından; kendine özgü bir güzellik, ahenk ve öz’e sahip. Yazı yazma kaidesi içinde, elin sabit hakikatleri yazabilmesi, kalbin aynısıyla sayfalara aksedebilmesi ve duygu-düşüncelerin samimi olarak aktarılabilmesi çoğu zaman zordur. Bahtiyarlığımız şudur ki; Körpe Kalemler kurulduğu andan itibaren, hayatının portresini kağıda döken siz değerli dostlarımız var. Kalbî duygularınızı aklî fikirlerle besleyip tasannu’ yapmadan yazdığınız makalelerinizi bizimle, herkesle paylaştığınız için, tâhir yazılarınıza tahdis-i nimet cinsinden sizlere teşekkür, Yazdıran’a şükrediyoruz.

Körpe Kalemler olarak, başaklar gibi olgunlaştıkça, başımızı öne eğmeye devam edeceğiz. Site olarak görünen yüzümüz yer yer değişse de özümüz aynı kalacak. Elbiselerimizi değiştirmemiz de sırf sizin gözlerinize güzel görünebilmek için, estetik zevkinden nâşi. “Yeni, diri, taze, taptaze, ter ü taze, taravetli, genç, gepgenç, çiçeği burnunda, yeni yetişmiş, yeni yetme, yıpranmamış ve bozulmamış” haliyle Körpe Kalemler yeni tasarımlı web sitesiyle yoluna, yolumuza devam ediyoruz, ilahî müsaadeye bağlanmış olarak.

Dostun varlığı dosta kuvvettir. Uzak diyarlardan da olsa bizimle olduğunuzu hissediyoruz ya, “görünseniz de olur görünmese de, varlığınız biliniyor ya…” diyecek oluyoruz, ama demiyoruz. Sizinle görüşmeye can atıyoruz. Hoş, gıyâbî varlığınızdan bile dem alıp kuvvet buluyoruz, o başka. Hayalî de olsa, zatınızın var olduğuna işaret eden yazılarınızı okuyoruz ya. Latif, müberrâ, duru, saf, hasbî yazılarınızla her ay şerefyâp oluyoruz ya. Gözle görünmüyor, ama hissediyoruz ya. Bilinensiniz, beden görünmeyen ama ruhen görünensiniz ve canlar bundan emin oluyor ya.

Nerde olursanız olun, nerde bulunursanız bulunun, körpe bir gönül, tarafımızdan bilinmeyen ve görünmeyen bir yerde atıp duruyor ya. Bu gönül birliği kuruldu ya. “Hayalin gözümde, adın ağzımda; Anışın gönlümde nereye mektup yazayım?” Hz. Mevlana gibi diyoruz, daha ne diyelim sevginiz bizimle olduktan sonra, yer bilinse ne olur bilinmese ne olur, ama işte rûberû tanışıklığın da yeri bir başka ya… Zamandan ve mekandan munezzeh olan sevdanın mektubu sorgusuz sualsiz tam yerini bulur ya. Gönüllerde telepati ağları kurulmuş bir kere. Ya Vedûd! Aşkına dilenciyim, dilencisiniz, dilenciyiz ya…

“Bu seferin sonu yok mu?” diye soran sesleri duyar gibi olduk. Evet, var Efendim! Erenlerin son durağı nedir? Öylesine bir buluşma ki ayrılığı yok mu yok! Üzüm tekrar dönüp koruk olmaz; olmuş meyva bir daha ham hale gelmez artık. Biz de bundan sonra ayrı kalmayacağız inşallahurrahman. ”Körpe Kalemler Buluşması” ile her ay düzenli olarak sizlerle, bizlerle, onlarla buluşmaya devam edeceğiz. Randevu yerimiz, Üsküdar’daki körpe yerimiz, yerceğizimiz…

Adı üstünde bu körpeciği büyütüp bir sera yapmak istiyoruz, yabani otların çıkmasına müsaade etmeden, nadide fidelerin yetiştiği, sıcak, sevimli ve içten bir sera, bir “sevgihane”, “gönülhane”. Kendine mahsus bir “yazarlık atölyesi”, daha doğrusu bir “yaşarlık evi”… Yazmak için değil, yaşamak için. Yazmak için yaşayan değil, yaşamak için yazan, belki de yaşarken yazan, yaşadıklarını yazan bir “insan” olabilmek için. Sizin için, bizim için, hepimiz için. O kadar yalnızız ki… Hatta ziyaretlerinize gelmek istiyoruz, şehir şehir, davet ederseniz…

Bir Temmuz sabahı (2006) serinliğinde çıktığımız yola, Şubat akşamı “soba sıcaklığı”nda yine sizlerle devam edeceğiz inşallah. Dualarını bizden bir lahza olsun eksik etmeyen içinizdeki duâkânlarımıza bilmukabil dualarımızla aks-i sada ediyoruz… Körpeliğimizden işkillenmeyip, toyluğumuzdan/çömezliğimizden nem kapmayıp her halimizle bizi kabul eden siz bağrı geniş ehl-i vefaya, bilmukabele vefamızla karşılık veriyoruz… Çıktığımız uzun, zahmetli, meşakkatli ve yorucu patikada yükümüze omuz veren, şahs-ı manevî birlikteliğiyle bizimle “biz” olan mütevazi duruşlu ehl-i kelama, hatırımızdan kaçmış veya bilmediğimiz meçhul zevat-ı kirama, büyünden küçüğüne kadar herkesin önünde edeble ve hürmetle eğiliyor ve diyoruz ki:

Biz cirmimizin küçüklüğünün farkındayız. Zayıf omuzlarımıza ağır gelen bir emaneti yüklendik, biliyoruz. Yüklendik, kavuşunca bütün zahmetleri unutturan ol mutluluk hatırına ve şol güzellik adına…
Siz bu satırları okuyan gözlerin ardındaki insaniyet özleri! Aklınıza-kalbinize sağlık, buyurun ilim, irfan, hikmet, muhabbet, uhuvvet, hullet ve hûbân sofrasına; âfiyetler olsun efendim…
En rûhî selam, sevgi, saygı ve dualarımızla…

Körpe Kalemler Dergisi
Tarih: 5 Şubat 2011

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment