DüşünceOcak '24Tugay Mola

Bir dervişin gönlü tüllenmişti gözümün arşına… Nasıldır, nicedir? Eğer senin hâlin Allah’tan uzaksa bana sakın beni sevdiğini söyleme, inanmam. Eğer Hak’tan geldiysem, bâtıldan geçene inanmam. Eğer Hak’tan geldiysen bâtıla kapılmam.

“Sakın beni sevdiğini söyleme!” diye ihtar ederken sözlerini kime atfedeceğini şaşırmıştı. Aşkın sınırı mı vardır ki aşkı hapse atmışlar… Aşka kapı kapatmışlar… Aşkı darağacı nefislere asmışlar… Ey her yanı pür-yan! Dilimi kessen de dîlimi konuşturacağım! Dilimi pâre pâre etsen de ruhumla konuşacağım. Zuhurumla konuşacağım. Bu yola hâsılı ki devam edeceğim…

Âli Merdân! Gönlü mercan! İstibdadıma tenezzül eder misin efendim… Ellerimdeki yüzüklerin sayısını başıma çalma! Boynumda ne idüğü belirsiz kurdelemden dolayı beni akıllı sanma! Ne akılla geldim kapına… ne de ellerimdeki yüzüklerin maliyetine kapılıp geldim kapına… Seni duymak istedim her yerde… Seni duymak istedim minber gönüllerde. Sana yaklaşmak istedim mihrab beyitlerde. Sana yalvarmak istedim harâb gecelerde. Sana anlatmak… Sana anlatmak… Kapın aç gayri Efendim…

Ellerini çırpanlar vardı… Meclisin ortasına kendilerini atıp kendilerinden geçenler vardı. Hem çalgıcılar da kendilerinden geçmişlerdi. Bülbülan Belh’i Kudus’e getirmişlerdi. Neresiydi ki? Hem Mekkî, hem Medenî. Hz. Muhammed’in taht-ı cânı hükm etmişti sürgün sarayımın tacına…

Ey yolcu! Bırak gitsin, değme ağrılarıma… Ne dediğimi ben bilemediysem, sen nereden bilecektin ki? Eskiler, yeniler diye ayırım rahlesinde oturmadım ben. Gelenler-gidenler diye mihrap değiştirmedim ben. Hatîbim bir olsun dedim. Minberim bir olsun dedim. Elest bezminin bestesini istedim. Aynaya bak hele bir defa. Orada kimi görüyorsan, onu seviyorum ben. Kim olduğunu sormuyorum. Sadece aynanın içindekine el uzatıyorum… Ey kârevân! Ağır git! Afyonî sârebân seninle gitmek istiyor… ‘Derreftenî canezbedem!’

Canım bedenimden ayrılırken Leylâ’nın gözlerini gördüm… O andan sonra ârâm ettim. Arab ettim. Etrak ettim. Acem ettim. Ekrad ettim. Hind’den gözlerimi geri çevirdim. Mihnet (acı) ile kapına geri geldim… Allah alemleri nasıl yarattı diye düşünmeye dalsan hafızanallah küfre girersin. Onu Ondan (c.c) başkası anlayamaz.

Yâ Rab! Küfür ve Hak senden geliyor! Bahtına düştüm. Beni neden yarattığın küfründe bıraktın!? Hayatım boyunca Hakkını arzuladım. O yüzden kendimi kalabalıklar arasında hep hapiste hissettim. Seninle baş başa yalnız kaldığımda da hürriyetin muştusunu hisseder gibi oldum… Bir ümit dedim ama ben yoruldum. Dert belâdan gelir. Derman devadan gelir.

Eğer beni sevmiyorsan neden hala benim yanımda vaktimi heba edersin Ey… ?Eğer bana kendini sevdiriyorsan sana neden hala cefa ederim Ey …? Aramızda nasıl bir aşk vardı ki Zülfikar’ın keskin seyfi kesip de götürdü ciğerimin beytini. Bir bilen olsaydı hecelerimin seyrini. Bir sezen olsaydı gecelerimin derdini. Dualarımın iniltilerini duyan olsaydı vallah şanına ‘amin’ derdi. Gönlüm taşı yerinden edeli zaman oldu. Buna rağmen beni sevdiğini mi söylüyorsun? Hayalim Basra aşısı yediğinden beri neler söyledin bilemedim. Zira ben kendi söylediklerimi dahi anlayacak halde değildim.

Seneyi aşkın yetmiş derdimle bağdaş kurdum. Her bir acıdan tadım tadım taddım. Her sancıdan nefes nefes aldım. Her ağrıdan arş arş yazdım. Sabahım gecem miydi? Gecem sabah mıydı? Sağa baktım, sola baktım… Dertlerimle baş başa kaldım… Kah yangın aldım. Kah yangına ateş saldım. Kah “şarab” dedim. Kah âbâd istedim. Kah “sefa” dedim. Kah “vefa” dedim-bekledim. Kah “cefa” ettim. Kah “cüda” ettim. Ben neler ettim..! “Elest bezmi seneye sığamaz”dedim. Ancak ne demek istedim onu bile bilemedim. Seni beklediğimi nerede bilecektim ki?

Meğer… İlâhî kapının merhametine yaslanmaya çalıştığım şu dakikalarda seni hissetmek istedim… Bana kendini hissettir ya Rab! Ben her şeyde seni aradım. Her lahza da seni taddım. Hak dediklerimde, küfür addediklerimde seni taddım. Ben cefada seni taddım. Ben vefada seni taddım. Ben bin hizada seni taddım. Ben mağaralarda seni taddım. Hayır estağfirullah… Haşa! Yalanımı affet! Ben tadmadım ama ben seni tadmak istedim… Seni istedim ya Rab! Her kapıyı sen gelecekmişsin gibi açmaya çalıştım… Acılarla kıvrandığım anlarda, zil beste oynarken seni anlamaya çalıştım… Ama ben anlayamadım. Seni bekledim. Her inkisarımda seni bekledim. Her hicranımda seni özledim. Ancak sen anlaşılmaktan münezzehsin. Seni anlayamayacağımı şimdi anladım. Senden başka cihanın anlayamayacağını anladım.

Sen alîmsin ey Keşşâfü’l-Ekber!!! Ey Allâmü’l-Ekber! Ey Allahü Ekber! Yıllarımı boşuna verdim diye ağlamıyorum. Hayalimdeki geleceği cana getiremediğim için ağlıyorum. Kah hayalimin kolu kesilir. Kah boynu kesilir. Kah ayakları, kah gözleri, kah sözleri kesilir! Düşmanın gümbür gümbür üzerime geldiği zaman diliminde ne elimi, ne gözümü, ne gönlümü, ne ayaklarımı, ne de sözlerimi bir araya getirip o gelecekte can gezdiremiyorum. Bir elem seziyorum ki inan bana hepsinden geçiyorum…

O halde İlahî! Nefesimin yoluna kurban nefsimi alır mısın? Aramızdaki fark Hâlık-mahluk farkı! Ben mahlûkum. Sen Hâlıksın. Al nefsimi ama gönlümü gerilerde bırakma ey Şemsü’l-Ekber Cihanım! Bîhûdeyim, ey Hudam! Kime gideyim? Kimden medet bekleyeyim?! Uyandır beni! Aşklarım diye saydıklarımı uykuma gömeyim. Uyandır beni! Aşkına kadehler kaldırmak istedim çoktan beri. Uyandır beni! (…)

Allah, bugün fakir mâlikânemi ziyaret eden o Rahîmi Dost’a fani gönlümde lâhudûd ömürler versin… “Her seferi” demiyeceğim, ancak her seferinden bir kitapla gelir… Her devrinden bir hitapla gelir… Her derdinden bir dermanla gelir. İnan bana nasıldı gelişi…? Ben O Rahimî meclislere muhtacım ey beni takip eden… Ben o nuranî gecelere hasretim ey beni kalbimde hapseden… Himmet et! Kalbimi kalbimden azad et! Bedenimi bedenimden azad et! Ruhumu hapsimden âbâd et!

Her gece feryat kırdan gelen ecrende olsa kulaklarımı, gözlerimi, varlığımı unutmaya çalıştım… Cihanımı anlamaya çalıştım… Allah’ımı anlamaya çalıştım… “Allah’ı anladım” diyen küfreder! Onu anlayacak akıl yoktur! Ben gülâm-ı kamerim. Ben ayın kölesiyim. Kamer, benden mi aldı güneşini? Ben mi çaldım aydan güneşi? Yeter kamer! Yeter başka bir şeyden bahsetme. Bendim o anda ağlayarak diyar diyar gezen… Bendim sızlayarak dûçar dûçar inleyen! Bendim gürleyerek yazan. Bendim nefes alan, bendim nefes veren. Ancak inan, Hz. Aşk benim bu halime acımalıydı ki o Lâ yezâl Aşkını gönlümün harabü’l-Basra yangınına yağdırdı. Merhamet etti. Kapısını sanki yaklaştırdı. Sanki… Sanki… Ama bilemiyorum… Ben de başkasının yalancısıyım… Ben de başkasının talancısıyım! Ben de…

Ağlama! Bağırma! Çağırma! Yanma! Pervaneyi yakma! Seni anlayamazlar… Seni anlayamazlar. Zira ben kamerin bekçisiyim… Zira ben haberin ekçisiyim… Zira ben kederin ekmekçisiyim! Duamın emekçisiyim… Gurbet benim için sadece bir nefestir. Kafesimde değilim ki sükût edeyim. Ana diyarımın kafesinde değilim ki bülbülan gibi şakıyayım. Gel gör ki gönlümü bir türlü susturamadım. “Feryat nerden?” dedim de uslanmadım! “Ne gelirse, ne götürürse” dedim de yağdım, ocak ocak… O fetih diyarımın terkini yaşadım… Kimseye söz geçiremedim. Beste beste gelebilseydim keşke! Deste deste gülebilseydim keşke… Ama ben vefadan uzak kaldığıma ağladım. Sadakate tuzak kurduğuma ağlarım. İnan bana hem nasıl ağlarım. Dilime şahit olan olsa da gönlüme şahit sensin İlahî! Oradaki mecusi ateşe Nurunla yağ ya Rab! Merhametine muhtacım…

Ey yar! Kararsızım! Aç kapını! Ey sâkî! Bir kadeh içmeye geldim! Ey yar! Derdimi anlatmaya geldim… Aşkını almaya geldim! Kapın aç! Beni içeri buyur etmeye n’olursun bir defa tenezzül et… Ne gönül kıracakmışım. Ne günah alacakmışım. Sadece kadehinden bir şarap içmeye geldim. Öyle bir şarap ki şarapçıları yedi yurttan sürgün eder. Öyle bir şarap ki Aşk (c.c) ancak orada sıyırır perdesini. Sanki anlaşılması güç bir kararsızlık anımdı. Kapın aç ki kararında ikrar edeyim… Kapın aç ki küfrümü inkara bırakayım… Sana geleyim… İlâhî Sevdamın, vefamın, bağımın, bağdatımın, aşkımın, nakşımın arzında yangın var… Kapın aç ki küfrümü Hakkınla karşılaştırayım… Ben de anlayayım… Ben de seninle olayım… Ben de seninle yazayım… Ben de seninle okuyayım… Ben de seninle duyayım… Kapın aç gayri ilahî… Selam aleyk.

Tugay Mola

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment