DüşünceİlimMart '26Yüksel Kurtoğlu

Muhatabiyet Muştusu

Bir zaman, bir Budist arkadaşımla otururken, mevzu sıkıntılara, endişelere, hastalıklara ve çözüm yollarına geldi. Bana, “Biz meditasyon yaparak bütün dertlerimizden kurtuluyoruz. Özel bir oturuş şeklimiz var. Oturup kafamızdaki bütün tasaları unutmaya çalışıyor, hayalen bizi mutlu edecek yerlere gidiyor ve huzur bulduğumuz aktiviteleri yapıyoruz” deyince, cevaben “Bizim yöntemimiz biraz farklı. Dertleri, tasaları, sıkıntıları unutmaya çalışmıyoruz. İnandığımız, bizi yoktan var ettiğini bildiğimiz yüce Allah’a muhatap olup, O’na anlatıyor ve çözümü O’ndan istiyoruz. Hatta, ünlü bir ozanımız iki satırda bunu özetlemiş.

Darda kaldım diye umutsuz olma,

Yok iken dünyayı var eden vardır. (Neşet Ertaş)

Bizim için dertli olmak, en büyük makama yani Huzur-u İlahi’ye bir davettir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri “Cismâniyetin itibarıyla küçük, zayıf, âciz, zelil, mukayyet, mahdut bir cüzsün. Onun ihsanıyla, cüz’î bir cüzden, küllî bir küll-ü nuranî hükmüne geçtin. Zira, hayatı sana vermekle, cüz’iyetten bir nevi külliyete; ve insaniyeti vermekle hakikî külliyete; ve İslâmiyeti vermekle ulvî ve nuranî bir külliyete; ve marifet ve muhabbeti vermekle muhit bir nura seni çıkarmış.” [1] diyerek Allah’ın insana bahşettiği potansiyele dikkat çekmiş ve “Hayvaniyetten çık, cismaniyeti bırak, kalp ve ruhun derece-i hayatına gir” [2] sözüyle de hedefe, ancak kalbin söylettirilip ruhun işlettirilmesiyle ulaşılabileceğini ifade etmiştir.

Tahmidiyenin başındaki her tekbir, “İlim” dairesinden “Kudret” dairesine geçirilen insanın, her mertebede Fâtır-ı Hakîm’in Kudret ve Azametini kabul ettiğinin ilanıdır.

Adım adım yükselen insan, her basamakta o basamağı şahsında temsil eden bir Peygamber Efendimizle (Aleyhisselam) görüşür, nihayetinde huzur-u İlahiye çıkar, aczini ve fakrını şefaatçi yaparak içini doğrudan O’na döker.

󔹠Yoktan var olmaya tekabül eden birinci mertebede, görünen görünmeyen her şey varlık sahasına ilk adımı atar.

Her bir zerreyi yokluktan çıkaran, tekil ve benzersiz kılan, parçaları bir bütünün azası yapan Ferd’in Kudret ve Azametine “Allah’u Ekber!”

󔹠İkinci mertebe, varlığın cansız maddenin donukluğundan sıyrılarak hayatla uyanmasıdır. Tıpkı bir lambanın düğmesine basılması gibi; hayat maddeye girince onu nesne olmaktan çıkarıp dış dünya ile iletişim kuran bir “özne” haline getirir. Doğar, büyür ve ölür.

Varlığı, taş, ateş, ışık, bulut gibi cansızlığın pasifliğine bırakmayıp, hayatla şenlendiren Hayy’ın Kudret ve Azametine “Allah’u Ekber!”

󔹠Üçüncü mertebede varlık, sadece nefes alıp veren bir canlı olmanın ötesine geçerek; manevi bir öz ve estetik bir derinlikle şereflenir. Artık bedenin içine ‘Ruh’ süzülmüştür (Beden Ruh’la kaimdir) O, sadece toprağa bağlı büyüyen bir nebat değil; gökyüzünde kanat çırpan, yeryüzünde koşan, hayatını sürdürmek için bir irade (hayvanda da cüz’i bir meyletme kabiliyeti vardır) ve arzuyla donatılmış olan ‘Nefis’ sahibi bir canlıdır.

Varlığın devamı kendisiyle olan Kayyum’un Kudret ve Azametine “Allah’u Ekber!”

󔹠Kâinatın hassas nizamını keşfedip eşyanın hakikatine nüfuz etmeyi temsil eden dördüncü mertebe, sadece çevresini algılayan bir canlılık değil; her şeyin arkasındaki ilahi sanatın harikalarını kavrayan, varlığın gayesini sorgulayan bir farkındalık mertebesidir. “Hayvaniyetten çıkmış” bu şuur için, kâinat, okunması gereken bir kitab-ı Samedanidir.

Her mevcuda bir gaye ve hikmet yükleyerek abesiyetten kurtaran Hakem’in Kudret ve Azametine: “Allah’u Ekber!”

󔹠Beşinci Mertebe hitabet, sadakat ve toplumsal mesuliyetle kuşanmış, beyan sahibi, sadece düşünen canlı değil, ahlaki bir varlık olmayı ifade eden “insan” kıvamına ulaşmaktır. İnsan, kâinatta okuduğu o muazzam nizamın tesadüfi değil, mutlak bir mizanla kurulduğunu idrak eder. Her hak sahibine hakkının verildiğini, her şeyin tam yerli yerinde olduğunu ve zerre kadar israf edilmediğini fark eder.

Kâinatı adalet terazisinde tutan, her mevcuda en uygun sureti ve imkânı bahşeden Adl’in Kudret ve Azametine: “Allah’u Ekber!”

󔹠Altıncı Mertebe, ilahi vahye muhatap olup kalben bir tasdik mertebesine ulaşmayı temsil eden “iman sahibi olmaya” tekabül eder. Bu basamakta insan, akılla bulduğu hakikati kalbiyle mühürler. Artık o, sadece kâinat kitabını okuyan bir şuur değil; o kitabın Yaratıcısı ile konuşan, emirlerine kulak veren, ve O’nu her türlü kusurdan mukaddes gören bir mü’mindir.

Varlığı noksanlıklardan pak eyleyen, kulu ilahi kelâmıyla şereflendiren ve iman ile kalpleri arındıran Kuddüs’ün Kudret ve Azametine “Allah’u Ekber!”

󔹠Yedinci Mertebe; kalbe yerleşen iman nurunun bütün azalara sirayet ederek tam bir teslimiyete ve yaşayışa dönüşmesini temsil eden ‘Müslümanlık’ mertebesidir. Bu makamda kişi, sadece kalbiyle tasdik eden bir mümin değil; imanın gerektirdiği ahlak, ibadet ve muamelatla, kainattaki ilahi düzene tam uyum sağlayan, yani ‘teslim olan’ bir Müslümandır.

Kâinatın her bir zerresinde ve kendi mahiyetinde Allah’ın Ehadiyetini [3] doğrudan müşahede eder.

Varlığı nizamla kuşatan, teslimiyeti en yüksek şeref kılan ve kulu ‘hakiki külliyete’ erdiren Ehad’in Kudret ve Azametine: “Allah’u Ekber!”

Yedinci Mertebe, İslam fıtratı üzerine doğan bebeğin dünyaya gözlerini açtığı makamdır.[4]

Bundan sonra o, yaşı ilerledikçe ya cismaniyetten de çıkıp kalp ve ruhun derece-i hayatına girecek veya iradesini kötüye kullanarak hayvandan daha aşağıya düşecektir.

İşte Tahmidiye, bu düşüşe karşı bir siper; her basamağında ‘Elhamdülillah’ diyerek tırmanılan bir kemalât merdivenidir. Bu merdiveni şükürle çıkan şahıs, Allah’ın izni ve keremiyle, “sadece seyreden misafir” olmaktan çıkıp kainatın Sani-i Cemil’ine en yüksek perdeden muhatap olan “Dost” makamına yükselir.

Dipnotlar:

[1] Said Nursi, Sözler, 24. Söz, 5. Dal, İkinci Meyve

[2] Said Nursi, Lem’alar, 17. Lem’a, 14. Nota, Dördüncü Remiz

[3] Said Nursi, Şualar, 2. Şua, (Otuzuncu Lem’a’nın altı isminin altı nüktesinin bir nevi yedinci nüktesi ve altı ismin meyvesi ve neticesi hükmündedir.)

[4] Bkz. Buhârî, Cenâiz, 92; Müslim, Kader, 22

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment