Ey Çağın Bedî’si,
Silsile-i merâtib ellerinden öpmek için sıraya dizilmişler! Samimi olanlar olduğu gibi mürâi olanlar da var! Fark edersin… Lâkin, susarsın! 7’den 70’e ziyaretçilerine gıpta ederim! Kalplerini bir canda toplamış vahdete râm dostlarına selam olsun. Şîşe-i dilim kırılır ise kırılsın… Yeter ki taşıdıkları o paha biçilmez kristaller yerlere düşüp parçalanmasınlar!
“Bayram” demişler adına… Dervişlerin yüzleri gülmeliydi. Yürekleri semâ sevinci ile menzil almalıydı! Göklere çekilen bayraklar arşa kadar ulaştırılmalıydı! Müstedâm hizmetler yıldızlardan da parlak olmalıydı… Mahfûzât esrârından zerre kadar da olsa hizmet yolcularına lutfetmeliydi…
Sâl-i hâl ne getirip ne götürecek? Allah (c.c.) bilendir! Sevgi meydanının ortasında hazırlanan tahta otursan da hâlen hüzün akar yanağından. Izdıraplı bakışlarını ancak sadâkat âbidesi âşıkların anlarlar! Sanki bayram değil… Sanki gülüp gülüştürmeye hiç hakkınız yokmuş gibi… Neden ey, Cân?
O haklı adaletin, hikmetin, iffetin, cesaretin ders olur milletler arası devletlere… Ellerinden öpüp kâmbîn olmak isteyen binbir çeşit ırklara ait hayranların var. Ne hayranı… Sana bakar iken bayılanların var… Coşanların… Kurbanların… Kuzuların… Ceylanların…
Çağlar atladık senin ile! Tarih sahnelerinin perdeleri sıyrıldı gözlerimizin önünden. Senin ile binbir buudlar aştık! Hem mâziye şâhit olduk hem âtiye…. Şimdiki zaman içinde yerlerden yücelere kaldırıldık! Kıyamete yaklaşır iken ardında saf saf kıyama kalktık! Fatihalarına hep bir ağızdan “Âmin”ler yağdırdık! Hüzün dolu tilâvetine dayanamayıp sıra sıra ağlamıştık…
Gül devrinin hazırlığı içinde birer birer günleri saymıştık! Çoğu zamanlar açlıklara alışmıştık! Şikâyetimiz yoktu, katiyen! Bizler, Rabbâni muhabbeti yoksulluğa tercih etmiştik! Mercimek çorbası, kuru fasulye, pilav… Bundan ibaretti azıklarımız! O Allah evlerinde tattığımız lezzetleri saray sofralarında dahi tadamadık!
Saatlerce süren sohbetlerimizde sen de vardın, her zaman! Seni anamız-atamız-canımız-hocamız-dayanağımız-sığınağımız-aşkımız saymıştık! Hâlen olduğu gibi inanmıştık sana, iliklerimize kadar! Ter-ü taze idi bağlılığımız! Tertemiz idi sana feda aşklarımız! Nakış nakış işleniyordu arzularımız…
Geçti seneler, kimsesiz! Bayram mı denir adına, sensizlik hazanımız? Kimin kapısına yüzümüzü sürelim? Kimin divânına kavuşup eller öpelim? Fenâ bağında oyalanır iken nâr-ı firkatin ile küle döndük… Henüz ölmeden mezarlara gömüldük!
Hidayet olmayana, meğer, çare yokmuş! Kaydı gitti mekân ayaklarımızdan…. Uçtu zaman, bizleri uçurumlardan fırlatırcasına…. Ne zaman kaldı ne de mekân! Boşluktayız! Bayram mı denir adına, hasretimiz sensin?
Geceler korku dolu! Titreriz! Bulunduğumuz meydan, karanlıklar yolu! Karabasan çöker üstümüze! Dil ucuyla bile olsa… Okuyamıyoruz ne bir âyet ne de bir hadis… Derken sürükleniyor ruhumuz işgal eden zorbanın kuvveti ile… Göremediklerimizi görüyoruz… Duyamadıklarımızı duyuyoruz… Haşyet nârını hissediyoruz… Sırılsıklam terliyoruz…
Vahşî bakışlar… Yabânî saldırılar… Kindar haşerât… Hırsızlar… Yamyamlar… Yedi belâlılar… Sırtlanlar… Boğazlayanlar… Dört Kitaba küfreden koca koca inkârcılar…
Bu kahredici zindandan nasıl kurtuluruz? Yetmiş bin defa düğümlenmiş düşünce hürriyetimiz! Bu tılsım çözülmeli! Adaleti milletlere mâl olmuş Ol Zât-ı Muhteremi nerede buluruz?
Yoksa sen O musun? Sakla(n)ma ne olursun….
Bayramın zaferyâb olsun…..
Hüdâmız daimen yardımcınız olsun….
Vesselâmun aleyk!
18/07/2015

