Aralık '24DüşünceSedat İlhan

Sedat İlhan

 

Ama hak etmeyene fayda verdiği görülmüyor. Bu konuda o kadar fazla örnek var ki, yine de üzerinde konuşma ihtiyacı duymam nedeniyle şaşkınlıklar içindeyim. Buna rağmen, “istisnalar kaideyi bozmaz” diyelim ki kimsenin kendisiyle arasına girmeyelim. Diğerlerinin sınırlarını veya sınırsızlıklarını belirleme aymazlığına düşmekten kaçınalım. Önyargılarımızı bir yana koyalım.

İnsanlık, eğer bilgiyi veya bilgeliği gelecek nesillere aktarabilmiş olsaydı, mevcut durumun çok daha farklı olması beklenirdi. Tamamen değil ama kısmen aktarılamadığı aşikâr. Günümüze kadar gelebilmiş olan, yapımını açıklayamadığımız eserler bunun delili.

Bazılarının usta–çırak ilişkisindeki açmazlara dikkat çektiğini duyar gibi oluyorum: “Ustalar işin sırrını öğretmiyorlar ki, sadece kendi kıymetleri bilinsin, yekpare tanınsınlar.” Buna inanmıyorum ancak ispat edemem. Japon atasözü der ki: “Kendine usta diyebilmen için; önce ustanı geçeceksin, sonra seni geçecek bir çırak yetiştireceksin.” Bildiklerini saklayanlar yeni şeyler öğrenemezler. Sadece öğrenmek isteyene öğretilebilir, isteyen öğrenebilir. Yanlış anlaşılmasın; bildiğini saklayan ustalar yok değil ama onlar usta değildir. Bildikleriyle yetinerek kapasitesini doldurma, kabiliyetini gerçekleştirme imkânını kaçırana ne denilebilir ki…

Konumuz miras ama etkileşimi konuşuyoruz. Çünkü tüm kazanımlar, hayatımız boyunca gözettiğimiz dengelerin bir sonucudur. Gördüklerimiz, göremediklerimiz; duyduklarımız, duyamadıklarımız; söylediklerimiz, söyleyemediklerimiz; yaptıklarımız, yapamadıklarımız… Her şey. Veya sadece BİZ.

Mirasın devri, yeni bir sürecin başlangıcı demektir. Başarının devamı için o noktaya getiren ilkelerin ve dengelerin çok iyi irdelenmesi şarttır. Bunu yaparken, mümkün olduğunca çok yönlü ele almak doğru anlamayı mümkün kılabilir.

Bir ülkenin, fabrikanın veya sosyal oluşumun yönetimi… Çok farklı şeyler gibi görünmekle birlikte ortak noktaları da yok değildir. Maddi veya manevi, kaynak yönetiminin en temel aracı insandır. Sosyal oluşumlarda para amaç olamaz. Para veya menfaat söz konusu ise, herkesin faydası gözetilmelidir. İnsanlarla birlikte, insanlık için çözümler üretilmelidir.

İdeal bir yönetim düşünelim. Her şeyin cetvelle çizilen bir çizgide ilerlediği geliyorsa aklımıza, yanılıyoruz demektir. Hem de çok. Çünkü böyle bir sistem yok. Öğrenen organizasyonlar var. Her yeni gelişmeye göre yeni strateji geliştiren oluşumlar idealdir. Gerekli olan, özlenen, hedeflenen budur.

Burada, “İdeal sistemler hedef olmasa daha mı kolay olacak?” diye bir soru benim de aklıma gelir. Olabilir. Bir bakkalı konuşuyorsak mümkündür; patron her kararı verebilir. Ancak konu bir marketler zinciri ise, ideal olmadan olmaz. Kolay gibi görünse de hayır. Faydadan çok zarar beklenir. Sistem hantallaşabilir. Bir aşamadan sonra ise yönetilemez hâlegelebilir.

O zaman ideal sistemleri konuşmaya devam edelim. Lider önemlidir ve güçlüdür. Ancak gücü oluşuma geri verir. Enerjisini, ideallerini gerçekleştirmek üzere sarf eder. İnsanlara ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine, onların kendi kendilerine öğrenmelerini bekler. Gerçekten çözüm olacağına inandığında söyler. Bunu anlamak kolay değil. Söyleyiverince düzeliverecek sanrısıyla, ben henüz anlayamıyorum. Ama sonuç ortada. Medeniyetler sevgi üzerine kurulur. Ve medeni toplumlarda herkes sorumluluk sahibidir.

Miras… Aslında ideal sistemlerde yoktur. Çünkü her şey herkesindir. Ve herkes, kendisince anladığını yaşar. Ortada maddi veya manevi bir kaynak vardır. Liderin misyonu, anlaşılabildiği oranda sahiplenilebilir. Anlayan susar. Susmak, acizlikten sanılabilir.

Demektir ki miras veya geleceğini belirleme, sistemin bir imtihanıdır. Bazıları ahkâm keser, bazıları menkıbe anlatır. Su akar, yolunu bulur.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment