DüşünceElif E. BayraktarŞubat '24

Haber: “İsrailli askerlerin, Gazze’nin kuzeyinde yardım konvoyuna ulaşmaya çalışan Filistinlilerin olduğu bölgeye doğru ateş açması sonucunda en az 112 Filistinli hayatını kaybetti, 760’ı da yaralandı.”

1 Mart 2024.

 

 

 

Vahşi siyonist çete Gazze’de bugün de 112 canımıza kıydı. Soykırımcıların katlettiği şehitlerimizin sayısı 30 bine ulaştı bugün itibariyle.

Gazze’den 5 aydan bu yana yaralanmış/öldürülmüş masum çocukların görüntüleri internete düşüyor. Bu zulüm karşısında kimi insanların vicdanı nasıl sızlamıyor? O Cennet vildanlarının kendi çocukları olmaması mı insanları bu kadar şiddetli gaflete sürükleyen? (Mü’minler neden 5 aydır yeterince seslerini yükseltmiyorlar, bu katliama dur demiyorlar!?)

Mümin; zalimin değil, mazlumun yanında olandır. Hayrı ve güzelliği savunurken, sonuna kadar korkmadan, hakkın arkasında durandır. Allah yolunda mücadele etmek mallardan, zarara uğramasından korkulan ticaretten, eşlerden, çocuklardan, sahibi olunan mal-mülkten, evlerden daha hayırlıdır. Müslüman gerektiğinde tüm bunlardan Allah rızası için vazgeçebilmeli değil mi?

Bu, müminler için çok önemli vicdanî bir sorumluluk. Vicdanı diri olan insan, iyilikten yana çaba içinde olmalı. Mü’minler kötülüklerle mücadelede birlikte hareket etmeli, kararlılıkla tavırlarını ortaya koymalı. Çekimser ve duyarsız kalmak, zalimin tarafına geçmek demektir. “Çünkü rıza-yı küfür, küfür olduğu gibi; zulme rıza da zulümdür.” (Nursî, Mektûbat, 361) Yaşanan dönem, insanın kendi çıkarları için değil, diğer insanlar için de ciddi bir çaba göstermesi zamanıdır.

Yaratan’ı bir, Peygamberi bir, dini bir, kıblesi bir olan Müslümanların, zulme karşı onurlu bir mücadele içinde olmak yerine, birbirleriyle çekişmeleri büyük bir yanılgı, telafisi imkânsız vakit kaybı. “…çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider…” (Enfal Suresi, 46) buyruğuyla Allah, samimi insanların birbirleriyle tartışmaları durumunda, zamanın yanı sıra güç kaybına da uğrayacaklarına dikkat çekiyor. Samimi ve kesin bir bilgiyle iman eden insanların, çekişmeden, istişare ile birlikte ve uyum içinde hareket etmeleri vicdanları harekete geçirir.

Güzel ahlâkın, barışın, hoşgörünün, dostluğun, fedakârlığın, huzur ve güvenin yaşandığı bir dünya için tüm vicdanlı insanlar birlikte olmalı. Ellerinden gelenin en fazlasını yapma gayreti içinde olan insanlara, bu samimi niyetlerine binaen Allah da arzu ettikleri tüm güzellikleri verecektir. Vicdanlı insanların üzerine düşen görev çok açık; “fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar” mücadele etmek…

Ahir zamanın en önemli özelliği İslam ümmetinin perişanlığı. Çoluk çocuk, kadın demeden kitleler halinde Müslümanların öldürülmesi. Peygamberimiz (asm), hadisleriyle bunları bize haber veriyor. Deccal’in büyük bir fitne fesat ortamı meydana getireceğini, perişanlık yaşanacağını ancak bunun arkasından bir barış ve huzur çağının da geleceğini…

Rabbimizin vaadi hak değil mi? O, davası bâtıl olanların bütün çabalarının boşa çıkacağını müjdelemiyor mu? Allah’ın her müjdesi Müslümanlar için şüphesiz çok büyük bir şeref. Ancak bu büyük şerefin, büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirdiğini unutmamalı.

Akan her damla kandan, zulme uğrayan, hayatını yitiren her insandan kendimizi sorumlu hissetmiyor, zulme birlikte karşı durmak için hiçbir çaba içerisine girmiyorsak, bunun ağır vebaline de hazır olmalıyız.

Vicdanlarımız diri olmalı! Nesli tükenen kimi hayvanlar için dünyayı ayağa kaldıran ama canlar bombalanırken sesi çıkmayan insanın vicdanı ölüdür, müslümanın müslümanlığı hikayedir. “Komşum açken ben tok yatamam” diyorsa Müslüman, kardeşleri zulüm görürken de rahat uyuyamamalı. Müslüman, zulme sessiz kalıp, zalimle birlikte yola almamalı. “Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” demiş Hz. Ali r.a.

Dünyada imtihan oluyoruz, zorlu bir imtihandan geçiyoruz. Zalimler bitmeyecek, zulmünden vazgeçmeyecek. Çünkü bu, hak ile batılın savaşı. İnsanlık tarihi boyunca yeryüzündeki mücadele hep bu iki kutup arasında gerçekleşti. Allah zalimleri helâk etsin. Bizleri, dünyadaki son nefesimize kadar hakkın yanında olanlardan kılsın.

“Kim bir kişinin zâlim olduğunu bilerek ona yardım etmek üzere zâlim ile birlikte yürürse, İslâm’dan dışarı çıkmış olur.” (İbn Kesir, Hadislerle K. K. Tefsiri, c. 5, s. 2089).

Samimi Müslüman gücü hakta görür; güçlüyü kesin haklı görüp yanında saf tutmaz. Zalim zulmünü artırdıkça kendi cehennemini genişletir. O halde;

“Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.” (Hud Suresi, 113).

Gazze ateşi size dokunursa mı uyanacaksınız?

Ve lütfen… Gazze’yi konuşmaktan vazgeçmeyin.

Zulüm bitene kadar susmayın. İsrail’e yardım eden her türlü ticari kuruluşu ürünlerini almayarak boykot ediniz!

Yemezseniz ölmezsiniz, içmezseniz ölmezsiniz, kullanmazsanız ölmezsiniz.

Harcadığınız her bir kuruş Siyonazi katillerin kurşunudur; Gazze’deki bir bebeğe sıktığı ölümdür.

Bugün, yarın ve daima Siyonist mallarına boykota devam!

Boykot bir sağlam duruştur, taraf olmaktır. Tüm mazlumlara, “Sesinizi duyuyorum” demektir.

Elif E. Bayraktar

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment