Dr. Musa HûbEdebiyatEkim '23

Sen Böyle Değildin! Işığı önüne al, yürü! Gölgen arkadan ister gelsin, ister gelmesin! Arif Nihat Asya

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak..

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.

İmânı olan kimse gebermez bu ölümle.

Ey dipdiri meyyit, “İki el bir baş içindir.”

Davransana.. Eller de senin, baş da senindir!

His yok, hareket yok, acı yok.. Leş mi kesildin?

Hayret veriyorsun bana.. Sen böyle değildin.

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

M. Akif Ersoy

Gönül sazın parça parça, mızrabın kırık; nağmelerin dumanlı, şiirlerin buruk. Nerde o füsûnlu eda, kristal nutuk? Sahi dostum, sen bu tellere düşecek insan değildin! Hani buğulu gözlerinde yıldızlar erirdi; sohbetin dinlenir, izinden gidilirdi; söyle Allah aşkına, kanına kim girdi? İnan sultanım, sen şu sahillere düşecek insan değildin!

Evet sen böyle değildin ve böyle olamazsın! Sen tufan insanısın; yerde kalamazsın. Yiğide sürünmek yakışmaz; kalk artık arslanım, böyle düşecek insan değilsin!.. Hem sendedir, bitiş anlarında başlama sesi. Seninledir, ahirzamanda diriliş nefesi. Sen ki, karşına cehennemden deryalar da çıkacak olsa, göğüslemeye bin defa ahdetmişsin.

Hele bir yürü de, ne koşanlar göreceksin beraberinde. Seni duyan, gören ve bilenler, kudsî kervanına iltihak etmeseler, hatta engel olmak isteseler bile, yıldırım gibi esip tozu dumana katarken meydana getireceğin câzibe ile, ardınsıra sürüklenecekler.. hem sürüklensin, ölülerden ölü şu mezar taşları! Sürüklensin, müteessir olmayan vicdanî cenazeler!

Bir kasırga ol; esiver lahutî ümit iklimlerinden.. hani yıldızların göz kamaştıran aydınlık iklimlerinden. Binler canın içinde canlandığı can yüklü bulutları sen götür menzil-i maksuda. Susuzluktan taş kesilmiş, hissiz-duygusuz kalblere, çatlak dudaklarıyla seni çağıran muzdarib toprak anaya, ve membaı kurumuş tarihî mana çeşmelerine yağıver sağnak sağnak.. yağdırıver, her katresinde binler hafakanın mevcelendiği ruh kanından rahmeti.

Hiç olmazsa, şu çölleşmiş asrın ölüm cenderelerinde baş çıkaran şu nazenin rüşeymlere ve boy atıp ser çekmeye çalışan ol nazdar filizlere acı da, sırtındaki âb-ı hayatla yetiş Allah aşkına imdada! Bir nefha gönder, Mesihî nefesinden! Ve karanlıkların beyninde şimşekler gibi parla! Işık ışık nurdan hüzmelerinle tulu’ et zifirî dünyamıza!

Bağrı yanık hangi sineye hafif bir dokunsan, sancılı haykırışlar halinde şu çığlığın arşı lerzeye getirdiğini duyacaksın zira: “Nerdesin, yıllarca hasretini çektiğimiz kahraman! Nerdesin hayallerimizin güvercini, rüyalarımızın üveyki! Nerdesin, ba’s ü ba’d’elmevtimizin müjdecisi! Nerdesin ve ne zaman geleceksin, ey tatlı rüyaların sevimli kahramanı!..”

Üç asır.. üç asır var ki; gül solmuş, dikenler bülbülün göğsünde mızrak.. koca yaşlı çınar devrilmiş harâp, enkaz istikbale erzâk.. sema yüzünü ekşitmiş çoktan, kasavetli bulutlarla sarılmış âfâk.. dertlere deva zannıyla dökülenler, yaralarda öldürücü kezzap.. Leylasını yitirmiş Mecnun garib, çöller bir inilti olmuş inler.. Yusuf zindanlarda kimsesiz, Yakub ötelerde bîhaber.. şanlı akıncı gideli, hani nerde sefer!..

Gündüzsüz günlerde mükedder ruhlardan süzülen kanlı hicran yaşları.. şâyet mümkün olsa ve toplansaydı bir araya, belki engin bir derya ederdi. -Ah ki, ben de ne kadar isterdim; yıllar yılı bir türlü eritemediğim içimdeki buzulları, o elmas katreler içinde eriteyim.. eriteyim de kendimden geçeyim.. ve sileyim tüm süflî duygularımı, bir çizgi çekerek nefsimin üstüne.. atayım miskinliği üzerimden, doğrulayım dimdik ayağa.. ve koşayım çatlayıncaya kadar bu zorlu yokuşlarda.. ne kadar isterdim.-

Boğulmaktan kurtarılmış, sonra da ırzına tecavüz edilmiş bir mecrûhe gelin.. temizlenmeyi bekleyen ulvî bir namus var ortada. Bu namus, Allah Rasûlü’nün emaneti, Osmanlı’nın izzeti ve ümmet-i merhûmenin de haysiyetidir. Ve bu emanet taşınmayı, o izzet ve haysiyet de kurtarılmayı beklemektedir bugün. Bekleyenler, beklenenin kendileri olduğunun farkında olsalar.. olsunlar inşallah.

Ey bekleyenler içinde beklenen yiğit!

Ne geleceğe tutun, ne de geçmişle avun! Ne ‘Bir zaman gelecek..’lere bağlan, ne de ‘Hey gidi günler’e dayan! Sağına soluna da bakıp durma; başkasına değil, sana sesleniyorum yiğidim, sana! Her şeyin, senin dönüşünü beklediği şu günlerde, rica ederim daha gayri kimi ve neyi beklediğini söyler misin bana Allah aşkına!?! Bir karar ver artık, bir karar, işbu kaderdenk noktada.. yeniden varlığa ulaştıran bir karar…

Gel, bütün bir cihan toplanmış seni bekliyoruz!!!…

Musa Hub

Nisan 1988

Yıldırım/Bursa

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment