………..
bir günbatımı
kucağında zehirlenince biricik tutkusu
dudağında titreyen bir dilekçe
Sonsuz’a yükselince sonlunun ağıtları
alevlenince bir yerlinin göğe sevdası
ve tamamlanınca gönlün yarım kalan şarkısı
bir ulu ışık sızacaktı
umutların can çekiştiği kuytudan
üstü-başı sırılsıklam
güneşin gözyaşları bir ışık…
bu nasıl evren, bu nasıl devrandı
sağına baktı: ağlayıncaya kadar güldü
soluna baktı: gülünceye kadar ağladı
her şey Var’ın yoka yazgısıydı çünkü
ağlatan da O’ydu, güldüren de…
ben güneşin çocuğuyum
tanrılara meydan okumuşum
yarasalar sevmez beni diyordu.
sahi o şafaksökümü
bir ulu ışık doğmuştu tanrılar mezarlığından
bir derviş belirmişti manastırın kapısında
melekler bile süzülmüştü tapınağın yanaklarına
ve bir yolculuk görünmüştü mağaradan
Hızır’la Tûr dağına.
hayır hayır bir gök bûsesiydi bu
öksüz toprağın efsunlu gözlerine konmuştu.
………..
elveda!
27 Aralık 1998 Pazar
Altunizade/İstanbul