Şefkatin sınırsız ufkunda, merhametin engin buudunda yakınlaştı insanlar. Suya atılan taşın halelenerek genişlemesi gibi şefkat burcunda tulu’ eden Rahmet Peygamberi’nin (asm) etrafında birleşti. Omuz verdi, el attı, yüreğini, canını koydu ortaya. Nefesini üfledi, aşkını körükledi ve bir mutlu asır çıkardı ortaya. Asr-ı Saadet dendi adına. Yıllar sonra bile heyecanla anlatılan mutluluk asrı…
Kalplerin ortak bir noktaya doğru aktığı, gönüllerin sonsuz bir coşkuyla çarptığı, sevdiği, sevildiği, ufuklarını aydınlatan Saadet Güneşi’ne sımsıkı yapıştığı dönemlerdi o dönemler. Şu an gözyaşları içinde okuduğumuz, dinlediğimiz, sevindiğimiz, üzüldüğümüz, heyecanlandığımız, ağladığımız pek çok hadiseyi, o anda, o zamanda bilfiil yaşıyordu insanlar. Hayalî değildi, ütopya hiç değildi. İslâm’ın, Kur’ân’ın, Hazreti Peygamber’in (asm) serinletici atmosferinde doğdu güneş. Günler, geceler böyle geçti. Bebekler bu mutluluğa doğdu, ölenler bu mutlulukla öldü. Her şey masalsı bir büyü içinde geçti.
Kötü şeyler hiç olmadı mı? Oldu elbette. Doğar doğmaz öldürülmek için sıra bekleyen küçük prensesler de vardı, onları öldürmek için türlü yalanları söylemekten çekinmeyen kötü kalpli devler de… Kocasının şirkine, zulmüne ortak olup cehennem oduncusu ünvanı alan cadılar da vardı, kötü kalpliliğiyle inanmamakta inat edip direnen kraliçeler de…
Velhâsıl masallardaki büyü, efsunlu zaman dilimleri aynen geçerliydi. Saadet Güneşi rahmet oldu insanlara. Farklı bir ruh üfledi, ulvî bir aşk dokudu, masum bir gülücük nakşetti bütün bedenlere. Çarpıcı, cezbedici, içine alıp sımsıcak sarıveren bir haldi ondaki. Kendine geleni sorgusuz sualsiz yanına alan bir anlayıştı Hazret-i Resulullah’ın anlayışı. O bedevî asır öyle bir hale gelmişti ki, insanlara yol gösterici bir altın zaman dilimi olmuştu. İçindeki bahtiyarlar zümresi de asumanda yıldız… Onlar hakkında “Hangisine yapışırsanız doğru yolu bulursunuz” buyurmuştu Allah Resulü (asm). Hepsini gelecek asırlara örnek göstermişti.
Onlar da asla Allah Resulü’nü (asm) mahcup etmemişler, nereye giderlerse hak ve hakikatin çerağını tutuşturmuşlardı. Her gittikleri yeri ilim irfan mektebinden bir mektep yapmışlar ve böylece kutlu Nebi’nin (asm) müjdesini ulaştırmışlardı dünyanın dört bir yanına. Çiçek açtırmışlar, yağmur yağdırmışlardı hakikate muhtaç gönüllerde. Allah’ın rahmetinin tecellicisi olmuşlardı.
Kudsî anaforun içine çektiği hakikat çekirdeğiydi onlar. Saadet güneşiyle beslendiler, Rahman’ın yağmurunu içtiler, Kur’ân’ın geniş ve muhteşem atmosferini solukladılar. Ve ortaya harikulâde güzellikte bir asır çıktı. İnsanların canlarının emin olduğu, mallarının korunduğu, güven ve emniyet içinde gezindikleri Asr-ı Saadet oldu. Şimdi bile anlattığımız, örnek gösterdiğimiz muhteşem asır oldu adı.
Hayatımızda onlara daha çok zaman ayıralım. Asr-ı Saadet atmosferini nefsimizde ve çevremizde daha fazla yayalım. İmanımızı ve hürriyetimizi dengede tutmanın sırlarını öğrenelim onlardan. Bin dört yüz yıl öncesinden fısıldasınlar kulağımıza. O zamanlardan aydınlatsınlar önümüzü. Ve biz hergün onları analım. Evimizde, iş yerimizde, okulumuzda, parkta, alış verişte… Diyelim ki, iyi ki varsınız. İyi ki bu güzel dini bizlere bütün safiyetiyle ulaştırmak için çaba göstermişsiniz. İyi ki âyetleri yazmışsınız, hadisleri ezberlemiş ve nakletmişsiniz. Sizi ebediyen bütün benliğimizde yaşatacağız. Çocuklarımıza isimlerinizi verecek, hikâyelerinizi anlatacağız. Allah sizlerden ebeden razı olsun. Âmin…