Ağustos '23DüşünceTugay Mola

Bir! Bir’in önünde ne vardır? Sıfır! O sıfırın içinde ne vardır? Bir’den sonra ne varsa! İçte Bir olanlar vardır! Nefislerini tamamen öldürmüş yiğit oğlu yiğitler vardır! Gel sen de sıfırla şu nefsini kardaşım! Gel sen de çıkart at şu sayıları! Sadece Bir (c.c)’in önünde sıfır olarak. Hestîyi geride bırakarak! Terk-i hest-i değil. Terk-i terk! Sıfırla!  Aklanıp paklan! Hadi şahla! Hadi, ama bu yol gîrân! ‘Dayanamayacak mısın?’ diye küstahlık edemem. Sen kûn sofrasında söz verdin Allah’a (c.c) bu yolda yürüyeceğine dair. O halde… Marş marş! Sen de bir sıfır ol! Sen de, evet sende bir sıfır! Dostlar arasında bir Hızır! Sen de bir Said Nursi (r.a)! Sen de kendini sıfırlamış bir kul ol! Sen de hûb bir sıfır ol onlar gibi!

Âlemleri ellerinde döndürdüklerini zanneden cebirciler! Kainat hesabını bilemediğiniz takdirde herşeyde sıfırı bile kaybedip iflas edeceksiniz! Sen ey fizikçi! Fiziğin “Bir” Allah (c.c) kanunu olduğunu hala ne zaman öğreneceksin!? Sen matematikçi! Artık üstüne düştüğün sorunları mana gözünle çöz! Sen şu bildiğini zannettiğin cebiri at ve Rabbin (c.c) cebir sofrasına otur! Bak o zaman kıyamet yolcuları seni de hatırlayacak! Sen Coğrafya’dan dem vuran coğrafya muallimi! Gez gör, gel gör! Ancak unutma ki gezdiğin ve gezdirdiğin yerlerin bir sahibi vardır! Dünya onun önünde sıfırlaşıp  aczini ve fakrını gösterdi. Ya sen? Dünya gibi sıfırlan! Ve uya! Sen tarihçi..! Tarihten iyi dem vurursun. İki de bir Ege’den çıkan sanemi, kalamarı sofra başına korsun. Bırak bu aptallığı. Tarihi Ege’den çıkan taşa mı bağladın? Haşa! Sen tarihe gel bizimle. Gözlerini aç! Talihsiz bir tarihi anlatmaktan vaz geç artık! Tarihe geçmiş talihli hem sahibli bir tarihe sahip çık! Oralarda yolculuk et! O siyere sen de vakıf ol !

Ey bu yolda “vaktini hebâ eden nefs” i elinde taşıyan yolcu!

Öyle engin sîneler var ki şu arzda buna tahayyülün bile imkân verip seni uyandıramaz! Ancak onların himmeti hem izzeti hem kerameti seni bu yolda uyandıracak! Yıllarını şeytana köle olarak geçirdiğini farkedeceksin. Evet fark edeceksin. Ve öyle  nara atacaksın ki benliğinde ki şeytanî zincir bir atom etkisi yaratacak İblisin üzerinde. “Bunu da nerden çıkarttın?” deme. Bir defa da olsun nefsini dinleme! Kalbine in! “Ya Allah” diye zikir çekmesi gereken kalbine sor! O sana en güzel cevabı verecek. İşte sen cebircilerin, fizikçilerin ve daha nicelerinin çözemediği âlemi çözüp âlemlere âlim olacaksın. Kaleminden, dilinden öyle şeyler dökülecek ki buna kendin bile şaşırıp kalacaksın. “Bu lütuf, bu ikram bana haddinden fazla” diye çarşı ortasında yüzünü saklayacaksın. Evet zaten saklamalıydın. Vefâlı olmalıydın. Yalanları dışarı atmalıydın. O kapıda “lütfun da hoş kahrın da hoş” diyerek yok olmalıydın. Ya Rab! Bahtına düştüm!

Nerden nere geldik?! Size (bir) dersin sadece birinci kelimesiyle iktifa edeceğimizi bildirmek isteriz. Evet sadece O Bir’in (c.c) önünde sıfırlaşmak isteriz. O Bir’in (c.c) önüne geçmeye çalışma küstahlığını hangi şerir, hangi şer şebekesi cesaret edebilir ki? İşte firavnî şebeke orada! İşte Nemrûdî çete burada! İşte son zamanın Tikritî kilâbı şurada! Akıbetlerini gör ve ibret alarak yeniden sıfırlan! Her an! Bu yolun sonu çok güzel, dayan!

….

Ah cancağız yolcum!

Demek ağlayan bir çocuk hissettin?! Hem suyun üstünde?! Anasından–atasından uzaklaşmış bir çocuk… Kimsesiz zannedip nasıl da sahiplenmeye kalkışmıştın. “Keşke senin elinde kalsaydı” diyeceğimiz zaman bir baktık ki o kimsesiz zannettiğin Şanı Yüce Musa (a.s) hem Hakk’a kavuştu hem batılı olduğu yerde boğdu. Evet O’ydu! Bir asasını suya vuran! Ümmetiyle suyun ötesine  varan! Ağlayıp coşturan!  Evet O’ydu! Allah’ın (c.c) inayetiyle O’ydu ! Firavun’un elinde büyüyen ve o zulüm evini sahibinin başına yıkan Musa’ya (r.a) ve onun gibi Musa izdüşümlerine selam olsun.

O gün bir gönül meselesiydi. Bugün ise övün meselesi. Ne saraylar geriye kaldı, ne padişahlar! Evet sadece hikmetli gönüller! Ah keşke bende öyle bir gönül olabilseydim!

 

Ey kutsiler kervanında yoluna devam eden gönüllere sahip olanlar! Siz gönüllerinize sahipsiniz ! Ama onun önünde Musalar gibi galipsiniz ! O halden sonra gönüllerinizi öyle açınız ki bütün firavunvari saltanatlar yok olsun, Gönlünüzde sadece ölmemişlere yer verin. Ne şehitler öldü! Ne veliler öldü! Ne gönüller öldü! İşte o ölmeyen gönüllerle yaşayacaksınız. Gönlünüzü beşikte ki çocuk gibi hoplatacaksınız. “Gönlü yalnız” diyenler aldansınlar! Sizin gönlünüz öyle bir sahibe râm olsun ki bütün Firavunları işte orada, hem şurada akan denizde boğsun! Allah’ın ( c.c) inayeti var ya! O halde ümitsiz olma!

İşte ben de aczimi bildirip demeye getirmiştim ki bana da bir gönül kapısı açın. Bir pencere! Gönlüm yanan bir tencere. Kalemim bir testere. Bilemiyorum bu gidiş nereye? Evet ben de, ben de! İşte gönlünüzdeyim yine…

Söz susar, kalem coşar. Kalem susar, söz coşar. Kim kimi yakalayacak belli değil. Bu halden sonra mütealamızı yapmaya gönlümüz el vermedi.

Kim bilir belki başka bahara!

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment