Bişnev!! Bişnev ey yolcu! Mesnevi’nin girizgâhında bişnev dendiği gibi dinle! Tasavvufta “söyle” emrinin önüne geçme “dinle” emriyle bişnev! Gerçi sen nasıl dinliyorsen dinle… Ben dinlemek istiyorum…
Dinle! Yoksa sus! ”Kâinat mescid-i kebirinde Kur’ân kâinatı okuyor, onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zeban edelim. Evet, söz kokusu ve ona derler. Hak olup Haktan gelme hak diyen ve hakikati gösteren ve nuranî hikmeti neşreden odur. ” SN
…
Ben ayyâr da olsam senin yâr kalbini bir dildâr bildim. Ben ayyaş da olsam senin âleminizi bedâr keşfettim. O yüzden olmalı ki kalbini sahiplerinden bir her şeyi unutuyorum, söylüyorlarmi… Söyleyeceklerimi unutuyorum… Sanki saliseler için tahammülemez oluyor.
Ben kuyudaki karanlık olam da sen Mısır’daki koruması ol. Ben dertlere dert galam da sen mertlere mert ol. Ben deli divâne gezem de sen gecelerdeki duam ol! Ben gölge kelam da sen güneş kal. Ben cehennem olam da sen cennetâbâd ol! Ben şaki kalam da sen veli ol! Sen sultan ol. Ben köleleştirme olayım. Gönül bağının mer hametine, izzetine, şerefine, mehabbetine geleyim… Ellerimi açayım… Yalvarayım, yakarayayım… Dileneyim… Eğileyim… Ağlayayım… Ben isteyeyim ama sen eli açıkların şahsının… Ben gevezelik edeyim ama sessiz sükûtunla bana ders ol… N’olursun beni bana bırakma. .N’olursun beni benden kaçırmama! N’olursun… Ben istedim…Sen ver! Lutfun keremin canı canın hatırına ver! Gecelerin ağına ver! Azabın gazabına ver! Neye verirsen ver…ver…
Bu gece ben susayım ancak susmadan önce deriz ki canlar vefadan dem vururlarmış. Ancak sözlerine sadık canlara ne olmuş? Vefa her gelenin agzında dolaşmış olmuş. Ancak gönlümde vefa hazan olmuş… Sefâ her gidenin cefası olmuş. Siz görmüş olsanız da ben görmedim. Siz hissetmiş olsanız da ben hissedemedim. Aşkın bakımı ölümdür. Zira aşk hastasından şifa bulamamış mübtelaya ancak ölüm şifâ verir.
Siz bugün “dildârim” diye birine övgü ihsan etmiş olsanız da sultanlar Sultanı’nın (CC) zimmetiyle, himmetiyle padişah olmaya azmedebilseydim keşke. Zira aşk saltanatının îlanî insanların agzına düşeli aşk yaşanmaz olmuş. Meşk tanınmaz olmuş. Padişahlar(!) uslanmaz olmuş. Nefisler duymamışsınız. Rahmet-i ilahiye(CC) anılmaz olmuş!! Ah benim hâlime ne olmuş!!! Jel de yanan ciğerime bak. Gel içime cehennemi yaşamaktan haleme bak! Ah… N’olmu$ hâlime böyle ?!!! Ah ben… Ben! Kahrolası ben!! “Ben” beni Rahmet-i İlahiye’nin kapısında türlü türlü azaplara dûçar etse de aşkına ancak O’nun (CC) kapısında taçlandığı gibi yaşandı. Ah gelinim keşke! Ölseydim keşke… Nefsimi nefsinizin yalancısı olmasaydım… Gönlümüzü gönlünüzün meşkçisi verseydim keşke… Ah…!
Dillerin padişah ilan ettiği hangi saltanat(!) ayakta kalmış ki? Padişah firar eder. Dîller sürgüne gider.. Tahtlar haramilerin elinde çöker.. Kitaplar, mektuplar, şiirler gamsızların gönüllerinde cehenneme yol çizer!!!.. O hâlden sonra ölüm hak ise, “Allahume Rafî’ al-âlâ” Bir vakıa ise bırak aşk ölümden sonra Ezel ve Ebed’in kapısında yakalayalım.…Yaşayalım…
Gönlüm gece vakti “ah” etse de “ne eylerse hepsini Allah eyler”. O hâlde bırak ahımı duymaz ol! Birak gârimi görmez ol.
Bir bakışınız yıkacaksa beytimi yıkın efendim. Bir şarkınız öldürecekse aşkımı öldürsün efendim . Zira ben o anlardan biraz önce şifamı koruyacağımızı inşaallah. Feryât (Fırat Nehri) vâ’di(nehir) kurumuş vaka dudağı çatlayana bir nehir olmak üzere…Dünyam yıkılmış olsa da yıkılmamış Kâbelerle kerbelâ gecelerinde vefadar olmak… Ah … Aaaaah…. Değme gitsin yüreğime… Alma gitsin gecelerime… Gelme bitsin hecelerime! Duyma gitsin cinnetlerime… İnan ey bâ safâ gönlüm kime Söyledimi, yazdığımı, ağladığımı bilmeyeyim…. Ben neredeydim? !!! Sen ah sen neredeydin!!!!
Gül bahçesine geçen de güller harab olsun… Sen cemiller sofrasında olan da cemaller yok olsun.. Sen bir kese altun veren de gönüller azad olsun… Sen karanlığa gelen de kamer bulutun peşinde firar olsun.. Ey gönlümün şahı!! Ey gönlümün Âlî gâhi… Ey kerimlerin en kerimcanı… Ey… Eyy… N’olursun… Bana kendini bir defacık göster… N’olursun ey içimdeki… Ey ciğerimdeki… Ey gecelerimdeki ey.. Ey AŞK?!!! Ey Mehabbet!!! Ey 7 gök cennet!!! Ey… eyyy… ey….
…
Zülfünün haçıyla ölen gönlümü dirilt! Sen benim İsa’mdaki (AS) Ahmed’imsin.(SAV) Sen benim Ahmed’imdeki Muhammed’imsin…(SAV) Sen Muhammed’imdeki Rabb’imsin… Sen !!! Evet sen Ya RAB!!! Ya Rab senden dileniyorum… Ey Rahmân… Ey Rahiiimmm….
Mescitlerinde, gönüllerinde davet edenlerin davetleri benim tımarhane, meyhane, hastane gönlüme ulaşmadı… N’olursun Ya Rab…. Yıllarımı heba ettim… Yollarımı feda ettim… Günahlarıma vefa ettim!!! Küfrümü avuttum ama imanımı savundum… Affet Ya Râb! Nefsimi savundum.., Affet Ya Allah! Keremcan canın Hz Muhammed EFENDİM (SAV) ‘İN ALTINDA…
N’olursun… Bana Bir Nur ya Rab!! Bana Bir Merkez! Bana bir huzur! Bana da bir iman ver Ya Rab! Emân ver Ya Rab! N’olursun…Uzaklardiyarının yangını sarsa da içimi, Arap diyarının acısı dökülse de içime, Âhir -Türk diyarının garipleri tüllense de gözlerimde n’olursun Ya Rab!! Gayrı söze hacet yok…
Bu akşam odama buluşmalarında de denilenlere hoşgeldin ey yolcu…
Sahi sen ne konu ş uyorsun ey geveze nefsim? “Ya hharı söyle ya da sus!” buyurmuş Efendimiz ( sallallahu aleyi ve sellem ).
Söz gümüş se , sükût altındır , demiş dedelerimiz . (Musa Hûb)
Ya Rab ne hâlim vardı ne de kellâ’lığım kaldı! Ya Rab! Ne dilim vardı ne de dîlîm vardı! Hepsi şeytandı ! Bahtına düştüm…