Fıtrat olarak her insanın beklediği bir gün vardır.
O gün gelecek her şey düzelecek; ne bu dertler kalacak, ne beklenen mutlaka gelecek, dert olan, eza veren her ne ise gidecek; o araba, o ev alınacak, onunla evlenilecek veya yolunda olmayan her şey yerine oturacaktır.
Beklenen ama hiç gelmeyen o güne ben “Altın Gün” diyorum.
Ve şuna inanıyorum: Öyle bir gün olsa bile o gün “şüyuu vukuundan beter” olacaktır!
Beklediğiniz hiçbir şey, düşündüğünüz zaman gelmez; bazense hiç olmaz, inanın. Erteledikleriniz ve hatta önemsemedikleriniz bir gün “artık mümkün olmayanlar” listesine girer. Ayrılık var, yaşlılık var, hepsinden alâ ölüm var. Peki, senin tüm bunlardan haberin var mıydı?
İnsan hayatına dönüp bakınca “yazık” diyor geçen zamana, tükenen ömrüne.
İçime batıyor bazı ayrılıklar; hem olanlar hem olmayanlar. İçimi parçalıyor bazı kaçınılmaz sonlar.
Keşke bazı insanlarla yolumuz katiyen kesişmeseydi ve dahi bazı insanlar da ölümsüz olsaydı; hep bizim olsalar, hep yanımızda kalsalardı.
Keşke biri yüreğimi söküp alsa ve ben bu kadar acı çekip incinmesem; dilerim kimse de incinmesin benden.
Bir mübareğin dediği gibi: “İncitmemek kolaydır, lâkin incinmemek neredeyse imkânsızdır. Acı vermemek kolay, acı duymamak kaçınılmazdır.” Bir diğer imkânsız da zamanın geri sarmasıdır. Zaman geri gelmiyor ve bazı hatalar ne yazık ki telafi olmuyor. Yoksa ben de bilirdim çoğu şeyi görmezden gelmeyi, duymamak için kulaklarımı sağır etmeyi, hatta dile gelmemek için lâl olmayı.
Nereden bilebilirdim ömrün su gibi geçip gideceğini, güzel zamanlar görmeyi beklerken sayılı günün biteceğini, kömür karası saçlarımın kar beyaz olacağını?
Kim derdi ki koşup yetişmeye çalışırken hâlden düşüp takatimin tükeneceğini?
Kaç defa yaşadım ki bu hayatı, hayatın tecrübesi olsun bende? Kimin ne tecrübesi vardı ki şu alemde? Herkes; her yaşın, her hâlin acemisi değil midir? Ben de acemiydim siz gibi; siz de sessiz sedasız geçip gittiniz ben gibi. Paldır küldür, düşe kalka heba ettik her günü. Bugünün ameli dünden fazla olmalı iken, eksik oldu gün günden.
Velhasılkelam, herkes kalbinin ederi kadar nasibini aldı bu dünyadan. Ama yüreği hassas terazi olanlar, yanarak ayrıldı bu diyardan. Ne ise bölüp paylaşamadığınız; ne size yâr oldu ne elinden gasp ettiklerinize yaradı.
Payı paydasından büyük günahlar, kan çanağı gibi gözyaşı, bir sürü vebal ve sonsuz pişmanlık oldu sermayemiz.
Kendi şartlarında düşündü herkes; bu nedenle kimse kimseyi anlayamadı.

