DüşünceİlimOcak '26Yüksel Kurtoğlu

          Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin (1878-1960) “Tarikatsız Cennete gidenler çoktur, fakat imansız Cennete giden yoktur.” (Nursî, Mektubât / 5. Mektup) gibi sözleri, “velayet-i kübra” ile “velayet-i suğra” arasındaki farkı, talebelerine görsel bir temsille anlattığı o meşhur tesbih hatırası ve “Zaman tarikat zamanı değildir, imanı kurtarma zamanıdır” şeklindeki yönlendirmeleri sebebiyle, Biz, Risale-i Nur talebeleri, tarikat ve tasavvufla ilgilenmemiş, “yolumuz Sahabe yolu” diyerek iman-Kur’an hizmetlerimize devam etmişizdir.

Nur Dairesi içinde zaman geçirdikçe kendimizde ve diğer nur talebeleri üzerinde parıldayan hasletler gösterdi ki, Üstadımız Hazretleri, tarikatlerden bağımsız olarak, İslam’ın ruhî hayatı olan ilm-i tasavvufu, Risale-i Nurların her tarafına içten içe örgülemiş ve biz farkında olmadan ruhumuza işlemiş. Mesela:

“İ’lem eyyühe’l-aziz! Basar masnuatı görüp de, basiret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer. Çünkü, o halde Sâniin mânen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdânındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır. Veya pek dar olduğundan, meseleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlandır. Ve illâ, Sâniin inkârı, basarın şuhudunu inkârdan daha ziyade münkerdir.” (Nursî, Mesnevi-i Nuriye -Onuncu Risale- s.1353.)

Bunlar, hepimizin kerraten okuduğu, hatta bazımızın ezbere bildiği cümlelerdendir. Ders yaparken, kısaca, “Masnuata mana-yı harfiyle bakmak” der, geçer gideriz. Varlığın en küçük zerresi üzerinde bile, Yaratıcının sanatını görüyorsak, zahirden hakikate geçmişiz demektir. Basiret nedir? Kalp gözü neden kör olur? Kalp, meseleyi nasıl azametiyle kavrayamaz diye düşünmez, fazla üstünde durmaz, bu nedenle de, ne yazık ki, derinlemesine vukûfiyet kazanamayız.

Atış talimi yapan her şahıs, hedefi on ikiden vurma yolunun; silahı doğrultmak, göz-gez-arpacık üçlüsünü aynı hizaya getirmek ve tetiğe parmağı titretmeden basma iradesi göstermekten geçtiğini çok iyi bilir. Bu metaforda Göz, kafa gözümüz, Gez, silahın arka nişangahı, Arpacık da namlunun ucundaki küçük çıkıntı demektir.

Basiretle görme fiilinde ise sıralama, Bediüzzaman’ın “âfâkî mâlûmat, yani hariçten, uzaklardan alınan mâlûmat, evham ve vesveselerden hâlî olamıyor. Amma bizzat vicdanî bir şuura mahal olan enfüsî ve dahilî mâlûmat ise evham ve ihtimallerden temizdir. Binaenaleyh merkezden muhite, dahilden harice bakmak lâzımdır.” (Nursî, Mesnevî-i Nuriye – Habbe s.1328) tespitinden hareketle, Gez-Göz-Arpacık şeklinde olur.

Söylenen her sözün veya davranışın, karşıda makes bulması ve hedefe ulaşması için merkezden, iyi niyet ve samimiyetle (ihlasla) çıkması gerektiğine göre, Gez (silahın arka nişangahı) “kalp”tir.

Göz – Dışarıdan veri girişi yaptığımız bütün organlarımız. (Göz, kulak, burun, ağız ve dokunma duyusu) Arpacık- Zihin, akıl artık ne dersiniz..

Dünyaya bir defa gelen, hedefi on ikiden vurmak zorunda olan, ilim ve irfan silahını eline alan Hakikat Seyyahı:

– varoluş nedenini unutarak avcı konumundan av pozisyonuna düşmemek,

– Gez-Göz-Arpacık üçlüsünü, aynı hizaya getirmek,

– Kendisine verilen havâss-ı zahireyi (beş duyu organı) kainat meşherinde, mikro alemden makro aleme gezdirerek verileri toparlamak,

– İrade ve azmini, sabır ve istikamette kararlılık yolunda kullanarak, tetiği elini titretmeden çekmek, yani Tevhid mührünü aksine ihtimal vermeyecek şekilde basarak, aksiyona dönüştürmek zorundadır.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin, basar-basiret cümlesini, Gez-Göz-Arpacık şablonunda ele alacak olursak;

Kalp (Gez), iyi niyet, anlama veya öğrenme maksadı taşıyacak. (Gezdeki bir milimlik kayma, hedefin uzaklığına göre, muhît hattında metrelerce sapmaya sebep olduğu gibi arka nişangâh yamuksa, yani niyet bozuksa, “Ameller, niyetlere göredir.” (Buhârî: Bed’ü’l-Vahy, 1) hadis-i.şerifinde buyurulduğu gibi süreç baştan sakat, sonuç ise hüsrandır.

Göz (Duyu organları), madde aleminden veriyi alacak ve zihne iletecek.

Zihin (Arpacık), bu veriyi işleyip anlamlandıracak ve asıl hedefe yönelten odak noktası görevi görecek. (Mide beden için neyse, zihin de ruh için aynı işlevi yapar; içine giren verileri hazmeder.)

Kalb’in bir hassası (ünitesi) olan Basiret ise, konuyu kavrayacak, hakikati idrak edecek (Sânii görecek) ve böylece kalp mutmain olacak.

İşte bu üçlü mekanizmanın (Gez-Göz-Arpacık) tam bir hassasiyetle üst üste binip tek bir hat oluşturması, marifetullahı hasıl eden bir kurulu sisteme dönüşür ve neticesinde ‘huzur-u daimî’ye yol açar ki; bu noktadan sonra artık niyet, nazar (bakış) ve akılın (bakışı mana-yı harfîye odaklayan) o keskin tavrı, tek bir hakikate kilitlenmiş olarak çalışmaya devam eder.

Bu kıvama ulaşan Nur talebesi, sadece ‘kitap okuyan bir entelektüel’ değil, aynı zamanda ‘kalbini söylettiren bir ehl-i hal’ olacaktır. Geçmişteki güzide Nur Talebelerinin hâllerinden süzülüp gelen bu tespiti; müştak akıllara ve huzura muhtaç kalplere rehber olması duasıyla takdim ediyoruz.

 

 

Bu yaziya iliskin en uygun görseli olustur

 

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment