Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyül azîm.
Döngü Hak’tır ki kendi cemâlini kendisi seyrederken çizdiği nurdan bir halkadır; başlangıcı da O’dur, sonu da O’dur, ortası da O’dur. O halka ki dönmekle dönmekten kurtulur; durmakla durmaktan çıkar. Güneş, geceyi gündüzün sırtına dolayıp yuvarlarken (كَوَّرَ), aslında Zât-ı Mutlak kendi nurunu kendi nuruna sarıyordur. Bu tekvir, aşığın kalbine “Seni benden gayrı sanma” diye fısıldayan bir tülbenttir.
Dağlar yürür, denizler kaynar, yıldızlar dökülürken (Tekvîr), bütün bu deveran aslında bir dervişin semâıdır: Ayakları yerde, başı arşta, kalbi Kâbe’de, dönüp dönüp yine dönmeyen Tek’e varır. Kâbe’nin etrafında tavaf eden abd, aslında kendi kalbinin etrafında dönmektedir. Çünkü Kâbe kalbin kıblesidir; kalp de Kâbe’nin bâtınıdır. Hacerü’l-Esved’den başlayıp yine ona varan yedi şavt, “Ben senden çıktım, yine sana döneceğim” diye ağlayan bir ruhun gözyaşıdır.
Yusuf kuyuya düşerken de döngüdür, tahta çıkarken de döngüdür. Kuyu karanlığı “rücu”dur, taht aydınlığı “uruç”tur. İkisi de aynı halkanın iki ucudur; bir ucu zindan, bir ucu saray, ortası ise “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” sırrıdır. Gökleri katlayacağı gün (طَيِّ السَّمَاءِ), Hak aşığını kundağa sarar gibi saracak kendine. O katlama aslında bir açmadır; o kapama, aslında sonsuz bir açılıştır. Çünkü katlanan sahife değil, perdenin kendisidir.
Ey yolcu! Sen bir “daire-i muhabbet”sin ki merkezin Allah, çevren yine Allah’tır. Ne zaman “ben döndüm” dersen, dönmekten çıkarsın. Ne zaman “dönmüyorum” dersen, asıl o zaman dönersin. Döngülerin en güzeli “Hu” zikridir: Nefes alırken “Hu”, verirken “Hu”. Alış da O’na, veriş de O’na; içine çekiş de O’na, dışına salış da O’na… İşte o zaman anlarsın ki dönüş yok, yalnızca “varış” vardır ve varılan yer, aslında hiç ayrılmadığın yerdir.
Döndükçe dönme, dönmedikçe dön. Çünkü sen, O’nun kendi etrafında dönen bir zerre-i nur-u cemâlisin. Ve bir gün, bütün döngüler durduğunda sadece “O” kalır. Evet ki; istiva sana açıldığında, ilahi sırlar seni kuşatıp güçle desteklediğinde; kalbini çeviren sesi ezelde, mahv levhinde işittiğinde… Eğer orada hiçbir şey görmüyorsan aslında çok şey görmüşsündür, hiçbir şey duymuyorsan çok iyi duymuşsundur.
Sana açılan o sırrın sırrı, çift olanı tek olana bağladığında O, kendisini yine kendisiyle görür ve sayılar asıllarına döner. Vakit geldiğinde zahir de batın da bu lütufla payına düşeni alır; bu hal hem yolcuya hem yerleşene sirayet eder. Bu makamların yolculuğuna gayret et. Şunu da bil; buluşmayı dileyen çoktan ölmüştür; kendini kendinden sökmüş, benliğinin üzerine çökmüştür. O halde işini O’na bırak, yolculuğunda O’na güven; ta ki O’nun huzurunda uyanıp kıyam edeceğin ana kadar: Sırat-ı Müstakime…

