(…)
En Büyük Yalnız, Allah’tır. Allah kendine özel seçtiklerini yalnız kılar; onları halkla beraber olsalar da, Kendisiyle birlikte tutar, Kendisine mahsus eyler. Eşya ve insanlardan onu ruhu itibariyle o kadar ayırır ki nihayette ona Hz. Peyamber (sav)’e bırakmadığı gibi, halil (insanî dost) bile bırakmaz. Çünkü O, Allah’ın halilidir. Nitekim Allah’ın En Sevgilisi Habib-i Kibriya Efendimiz birgün Hz. Ebu Bekir’e hitaben şöyle diyecektir: “Eğer Allah’tan başka birini kendime halil/dost edinecek olsaydım, seni edinirdim ey Ebu Bekr!” Bu, muhabbet-i sübhâniye ve gayret-i ilahiyenin âzâmî tecelli ettiği mazharlarda görülen bir seçilmişlik hâl-i vahîdi, seçkinlik hâlet-i nâdiresi. “Dost istersen Allah yeter!” ufkunun şehsuvarı Hz. Bediüzzaman’ın sergüzeşt-i hayatı ortada. Kalabalıklar ortasında, talebelerinin arasında bir garip adam, -kendi ifadesiyle- garîbüzzaman! Veraset-i nübüvvetin son halkası olduğunun bâriz şâhitlerinden birisi de belki bu müstakilliği ve yalnızlığı idi. Hemen bütün müceddditlerin müşteşerek yanı değil mi zaten, zirvelerin yalnızlığı?!.
Kâmil bir mürşit, bir üstad-ı küll veya lider bir hocaefendi olmanın bedeli budur: Millet-i ümmet-i insaniyet için ferdiyeti feda! Ümmet için şahsî ve hatta bir ölçüde ailevî mahsusiyeti feda! Bulundukları konum hariçten bakılınca –bazı avam için- ne kadar imrendirici olursa olsun, hakikatte o konum daha alttakiler için katiyen rahmet değildir, dahası fitnenin ta kendisi bile olabilir. Fitne evet, yani insanı dalalate götürecek kadar ağır imtihan ve ibtila! O imametin hakkını veremeyen bir lider (mürşid, üstad veya hocaefendi), eğer zaaflarına mağlup olursa eninde sonunda mutlaka bir şekilde millet-i ümmetin başına büyük bir fitne açmadan ölmez.
Kendine rağmen yaşamaya yetecek iktidar ve iradesi, istidat ve ictihadı (cehd ü gayreti) olmayanlar, nasıl herşeylerini insanlığa armağan edebilirler ki; ferdî zevklerini, dünyevî geleceklerini, manevî makam-mansıplarını, nâmlarını-şöhretlerini, ihtiraslarını nasıl terkedebilirler ki topluluk için, toplum için, ümmet için?.. Bu mümkün mü? Sorumluluğunu yerine getiremediğin bir makam senin için vesile-i rahmet ve nimet olan bir derece değil, bilakis vesile-i zulmet ve nikmet olacak olan bir derekedir. Hiç kimse hayale inci dizmesin. Eğer hayallerine incileri gözyaşları, alınterleri ve gerekirse kanları ile damla damla dizebilecekler ise hodri meydan… Yoksa kimse için ömür, maceraya kurban edilecek kadar ucuz değil.
Biz âvâm-ı mü’minîne gelince: Müstakilliğin yalnızları fikrî, ilmî veya manevî doğum sancıları içerisinde kıvrana dursunlar, ulu çınarların gölgelerindekiler ferah-feza bir iklimde gönül huzuru içinde kulluğunu yerine getirirler. Başta Cennet’e götürecek otobüsü ve şoförünü isabetli seçtikten sonra, gerisi sadece tebaiyetteki ihlasa ve sadakate kalmıştır. Madem ki zafer bütün bir orduya pay edilir; o halde ne gâm! Cennet’e girilsin de, ha kervanın ilk devesinin sırtında, ha son devesinin, ne farkeder! Ha ön koltukta, ha arka koltukta? Fakat işte bütün soru’n şu: Bu kervan, gerçekten nereye gidiyor? Rehberin sözlerinden eksilmeyen kavlî ‘rıza-i ilahî’ye mi, yoksa kervanın fiilî gidişâtının gösterdiği istikamete mi? Müstakillik, en azından kendine rehberliği göze alabilmektir. Rerberlik riskini göze alabilmek için, mecburiyet altında kalmış olmak lazım. Ahiret hayatımızı gönüllü riske atma gibi bir ne lüksümüz var, ne de hakkımız! Hele sorumluluk katiyen yok. İhtiyacât ve zaruriyyâttır ki imametin mesuliyetini cebren ve kerhen kabul ettirebilir, aksi halde imamete talip olana o verilmez, verilmemeli; yok eğer binbir yalan, dolan, hile, entrika veya zulümle o konumu ihraz eden birisi çıkarsa, asla hidayet üzere olamaz, sırat-ı müstakim üzere ölemez! Tehlikeli sular bunlar.
Ümmete imamet için ehliyet şarttır. Nasıl ki sürücü ehliyeti olmaksızın bir motor sürmeye yeltenmek ne kadar vahimdir, içinde dört-beş kişi bulunan bir taksiye şoförlüğe kalkışmak ondan daha beterdir, veballidir; hele hele, bir otobüs, tren ve uçağı sürmeye kalkışmak, yolcuların sayısınca cinayete teşebbüs sorumluluğu yükler. Öyle de ehliyetsizlerin emrine, ilmine, rehberliğine kalan ehl-i iman, ahiret hayatları itibariyle çok büyük bir tehlike içerisindedir demektir. “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!” (Bakara, 2/195) emr-i ilahîsinin bir muhatabı da böylesi müslümanlar olsa gerek! İlim ve mânâda yed-i tûlâ sahibi olmasa bile, en azından sırat-ı müstakim üzere yaşayan sâlih bir zatın arkasında olduklarını yakinen bilebilmeliler. Fakat bu arkasında bulunmayı, arkadaşlığa dönüştürüp işlerini aralarında şûrâ* ile götürmelidirler ki, yol kazası yaşanmasın. (Şûrâ, 42/38).
Kıyamet günü herkes, tâbi olduğu imamına/liderine nisbet edilerek huzur-u ilahîye çağrılacaktır. Allah buyuruyor ki: “Gün gelecek, her sınıftan insanları, tâbi oldukları önderlerine nisbet ederek çağıracağız. Kimin hesap defteri sağından verilirse işte onlar defterlerini emin olarak okurlar ve kıl kadar olsun, haksızlığa uğratılmazlar.” [Maide 5/71; 10,47; 36,12; 18,49; 45,28;29]. Demek ki insanoğlunun kimi kendilerine önder kabul ettikleri, kimin peşisıra gittikleri, kimi kendilerine örnek aldıkları ve kim olmak istedikleri önemli bir meseledir. Bu ideal tâ küçüklükten başlar. Mini yaşlarda çocuğun kalbine atılan ideal tohumu zamanla bütün bir hayatının yegane mefkuresi hâline gelebilir, nitekim geliyor da. Yaşça büyükler, küçüklüklerini iyice deşeleseler, bugünkü hallerinin çekirdeklerini o günlerde bulacaklardır. Hakiki büyük kim ise o, varlığından haberdar edecektir, fakat tebaiyet niyet ister, kabul ister, teslimiyet ister, gayret ister. “Kişi (dünyada iken) sevdiği ile beraber olacaktır (ahirette)” buyuran Allah Rasulü, bir başka hadislerinde daha bir genelleme yaparak buyuruyor ki: “Kim bir topluluğa benzerse, onlardandır.” Kıyamet günü ister kendimiz, isterse neslimiz itibariyle kiminle/kimlerle birlikte olmak istiyor isek, dünyada onu/onları kendimize lider, önder, örnek, reis, rehber, rehnüma, pişdâr, pîşuvâ edinmeliyiz. Ve biliyoruz ve inanıyoruz ki: Bir müslüman için, insanlar içinde en sağlam, en hakiki lider ve rehber, Hz. Peygamber’dir (sav).
Musa Hûb
30 Kasım 2004 Salı
Leicester / İngiltere