Beşer büyük bir buhran, kaos ve şaşkınlık içinde âdeta manevi bir tufan yaşıyor. Tufan hadisesi Kur’anda tekraren geçiyor, ki bu bizim için bir ibretlik levha gibi durmaktadır.
Acaba o toplum helak olmadan önce nasıl bir manevi ve sosyolojik tufanı yaşıyordu. Gerçek tufanı hazırlayan nedenler, toplumu her cihetten, her yönden alçaltan şeylerdir.
Bunun için şu klasik ama önemli gerçeği söyleyebiliriz; insan bozulursa, toplum bozulur, toplum bozulursa millet ve devlet bozulur.
Biz bu hakikatin derinliğine bâktığımızda diyebiliriz ki, toplumun merkezi insan olduğu gibi insanın merkezi de kalbtir. Kalb bozulduğunda uzuvlarda bozulur. Uzuvlardan meydana gelen insan ve oluşturduğu toplum manevi bataklığa doğru hızla düşmeye başlar. Bu noktada Efendimiz (asm) şöyle demiştir. “Dikkat edin, vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o düzgün olursa, bütün vücut düzgün olur. o bozuk olursa bütün vücut bozuk olur, bu et parçası kalptir.” (1)
İnsanda bulunan kalb zembereği bozuk çalışınca toplum artık hastalıklı nesiller üretmeye başlar.
Yine ayette geçtiği üzere “Bir toplum kendinde olan durumu değiştirmedikçe şüphesiz Allah da o toplumda olan hali değiştirmez.” (2)
İşte ayette bulunan kendinde olanı değiştirmek ifadesi bize insanda bulunan kalb ve onun eseri olan hal ve ahlakı vurguluyor. Zira kalbin fesadı ahlakı da bozar. Bir kere vicdan bozulmaya görsün, artık o toplumda ne adalet, ne merhamet, ne de hakkaniyet kalır.
Böyle bir toplumda her türlü vahşet, kötülük, azgınlık almış başını gitmiştir.
Bu durum hem ruhlarda hem toplumda şiddet ve haksızlık doğurur. Böyle insanların olduğu toplulukta iman, insaf, dürüstlük ve fazilet olur mu?
İşte bu tablo tam da manevi cinnet hâli ve toplumsal tufanin resmidir.
Böylesine tufan dalgaları içinde çoğu insan kurtuluş gemisi olan iman ve İslam gemisini maalesef seçmiyor.
Yalancı bir rahatlık ve geçici dünya hevesi bir çok ruh u beşeri yoldan çıkarıyor.
Bu noktayı Bediuzzaman hazretleri şöyle tasvir etmiştir. “Deccal misal deha’yı av’er, bir dâr ile bir hayatı anlar, maddeperest olur ve dünyaperver, insanı yapar birer canavar” (3) ifadesiyle bu ruhu doğuran medeniyeti çok iyi tarif ediyor.
Artık iflah olmaz medeniyet ortasında, ıslah olmaz insanlık bir büyük tufan bekliyor, ki ehli imanın çocuklarını da bu dalâlet denizinde mahvedecek sanki.
Bundan bütün ruhu cânimızla Allah’a sığınıyoruz.
Her şeye rağmen biz evlatlarımıza, gel yavrum bin selamet gemisine demeye devam edeceğiz.
Ardından İbrahim (as) diliyle ” rabbic alnî mukimessaleti ” sırrıyla her daim duada olacağız. İnşallah.
Ancak günümüzde bu geminin hizmetkârları hakkıyla bu vazifeyi ifa ediyorlar mı? Dünyevi çıkarların önüne koyabiliyorlar mı, bu tufan dan kurtulma gayesini, bu konu tartışılır elbet. Ama daha vahimi artık hiç bir şey eskisi gibi değil. Yani dava erleri bile eskisi gibi candan, canandan geçebilir değil.
Şu halde rabbim bizi kıyamete benzer bu tufan dan muhafaza eylesin. Merhametiyle sefine i rabbaniyede olmayı nasip etsin. Aminn…
1 (buhari- iman)
2( rad 13/11)
3(lemaat)
Rukiye Anar