Ağustos '24DüşünceRukiye Anar

Malum en büyük derdimiz çocuklarımız olunca onlar üzerine düşünmek ve konuşmak için Yusuf (as) örneği çok münasip geldi. Nasıl olmasın ki? O hikayede Yusuf (as,) kardeşleri tarafından kuyuya atılırken, bugünün Yusufları şeytanın kardeşleri tarafından helak olmaları için ölümcül kuyulara itiliyor. Çocuk Yusuf (as) kuyuda kalsaydı, onun yalnızca bu dünyası mahvolur giderdi ama buna mukabil ebedî cennet saraylarına uçardı.

Bizim Yusuflarımız, genç nesillerimiz… İçine atıldıkları dipsiz kuyu, adeta manevî bir cehennem. Eğer bir şekilde çıkarılmazlarsa, ebedî cehennem kuyusuna dönecek bir yerdeler… Kur’an’ın şu ayetinde haber verilen bir kuyudan bahsediyorum: “Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki namazı kılmadılar ve şehvetlerine uydular onlar Gayya kuyusuna gireceklerdir.” (Meryem 59).

Ekserî gençlerin namazdan haberleri olmadığı gibi, bazıları namazı, yani dini inkar da ediyor. Şehvet desen, âdeta onlar şehvetin gönüllü kölelerine dönüştürülmüşler, akıllarını salimen kullanamıyorlar. Acı ama gerçek sorumuz ve sorunumuz şu: Şimdi bu çocuklar hal-i hazırda sanalda ve gerçekte bir çeşit gayya kuyusunda yaşarken bu manevî ateşten onları kim kurtaracak?

Meşhur hikayedeki metafor üzerinden gidecek olursak; Yusuf’u kuyudan kim çıkardı, babası ve yakınlarının o kadar aramasına rağmen bulunamadı. Onu başka bir el çıkardı ve böylece Hz. Yusuf’un hayatının akışı değişti. Demek ki fiilen bir şeyler yapmak gerekiyor. Ve tabii ki manevî sebeplerin başında dua, samimi dua geliyor. Hz. Yusuf’un upuzun kaderin cilvesiyle yol alırken, belki de asıl onun yolunu açan sürekli aldığı şefkatli baba duasıydı.

Derdimiz budur: Bizim Yusuflarımız, çocuklarımız, genç nesillerimiz, bu çağın karanlık kuyularından nasıl çıkar, kimler çıkarır, nasıl çıkarır? Elbette anne-baba duası şart, çünkü dertli ebeveynin bu derdi duaya dönüşür… Ancak bugün itibariyle bilinen ezberler bozuldu maalesef. Artık popüler ne varsa onun peşine takılan gençliğe telkin ve öğüt vermek işe yaramıyor. O halde en önemli soru şu; biz kendi değerlerimizi nasıl popüler hale getirebiliriz. Onları hangi kırılma noktasından yakalayabilir, hangi damardan beyinlerine ulaşabiliriz?

Çocuklarımız bilgisayar oyunlarında ve sanal dünyada kendini kaybederken, bize ait içerikte oyun ve etkinlikler geliştirilmesi gerekiyor. Kalitesiz bazı yapımlar olsa da gençliği sürükleyici seviyede değiller. Çocukların popüler kültürün içine yerleştirilmiş olan pagan anlayışının yerine inancımıza uygun, millî kültürümüze dayanan alt yapı hazırlayacak ürünler oluşturulmalı.

Heyhat, bizim kuşağımızda kullanılan ikna yöntemleri bile geride kaldı. Neslin çoğunluğu ünlülerin, futbolcuların, fenomenlerin oluşturdukları etki ve algı rüzgarında çarpık ve aykırı fikirlere ve işlere yöneliyorlar. Mutlaka bu gençleri yoldan çıkaran sapkın düşünceler ve pespaye tiplerin alternatifi olarak, en güzel haliyle insanlık ürünlerimizi cezbedici bir şekilde sunmalıyız. Gerçekten vatan evladı, millî ve manevî değerlere saygılı, hatta bunu vizyon olarak yansıtabilen vizyoner ünlülerimiz olmalı veya var olanlar ortaya/sahneye çıkmalı, daha aktif rol oynamalılar. Artık bugün İslam davası adına ilim adamı yetiştirmek kadar önemli bir hale gelmiş olan şey, kendi entelektüel kişiliğini oluşturmak, yetiştirmek. Ve tabii ki kendi entelektüellerimizi ünlü yapmak ve yeni nesillerin önüne bir rol-model olarak koymak. Eğer bu temel noktayı es geçersek ve illa klasik metotlar ile yetinirsek, bu yeni kuşağı ebedî olarak kaybedebiliriz.

Belki de ahir zaman kuyusundaki Yusufları kuyudan çıkarmak adına pedagoji, sosyoloji ve diğer ilgili alandan uzmanlar bir araya gelmeli ve bu yetkin ve etkin heyet, bu acil konuya eğilmeli ve inceden inceye çalışmalar yapmalıdır. Böyle bir ekibe oyun tasarımcısından film yapımcılarına kadar, pek çok meslekten de fiili destekler verilerek, nesillerin kalbine ve beynine hitap eden eserler vücuda getirilmelidir.

Mesela Kuran’da yer alan ve bir mucize ile kazanılan Talut-Calut savaşı ve Hz. Davud’un (as) zaferi vizyona konulabilir, gayet esaslı fantastik hikaye olur. Gençlerin birçok heyecan ve tutkusunu tatmin edecek ve en önemlisi iman dersini verecek olaylar örgüsü ile böyle bir yapım iyi bir başlangıç olabilir.

Milletin hamiyetli ve maharetli insanları, gözleri önünde kuyuya düşmüş ve düşmekte olan Yusuflar için akıl ve el becerilerini kullanmada geç kalmazlar ise, sonbahar gibi görünen şu mevsimin çehresinde bir ilkbahar tebessüm edecektir inşallah.

Rukiye Anar

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment