DüşünceEkim '23Yusuf Alptürk

“Allah katında canlıların en şerli olanı (hakka karşı) sağır ve dilsiz olan, akletmeyen kimselerdir.” /Enfâl 22

– Bilakis, onların çoğu akletmezler. /Ankebût 63

Hayatımıza dair inançlarımıza dair sevdiğimiz sevmediğimiz şeylere dair çoğu zaman katı kabullerimiz, ön yargılarımız, tutkularımız vardır.. Bu da doğduğumuz aileden çevreden gelir en doğru en sağlam bilgi diye görürüz.. Hangi coğrafyada hangi inançta, hangi ailede doğduğumuz farketmez.. Hangi çağda olduğumuz da farketmez.. En doğru bilgi, en doğru inanç, en doğru mezhep, en doğru ırk, en doğru ideoloji ve diğer mensubiyetlerimiz herkes için kendisininkidir.. Evrensel değerler açısından ne ifade eder çoklar sorgulamaz bunları ömür boyu.. Bir tutku ve hamasetle bağlıdır..
Oysa araştırmamak, sorgulamamak, bağlılık ve mensubiyet çeşitlerimizin ne kadarı doğru ne kadarı yanlış ne kadarı problemli bilemeyiz sorgulamadıkça ilmi kriterlere tarihsel sürece mihenklere vurmadan bilemeyiz, vicdana vurmadan hukuka vurmadan bağlılıklar ve inançlarımızı ve mensubiyetlerin ne olduğunu ne olmadığını bilemeyiz.. Doğuştan çevreden aldklarımızla hayatı sürdürürsek büyük yanılgıların, savrulmaların içine düşebiliriz..
Bu mensubiyetlerimiz, bağlılıklaırmız hep hamaset üzeredir öyle de sürer durur.. Bizim gibi olmayan mensubiyetlerimizin içinde olmayanları hep küçümser hep damgalar hep düşman kategorisinde ve potansiyel tehlikeler olarak görürüz.. Oysa büyük yanılgılar aldanışlar içindedir hep insanların kitlelerin büyük yekunu..
Atalar, menkıbler, efsaneler, babalar, abiler, şehyhler, liderler (dini/ siyasi), dâvalar, ideolojiler, dinler, mezhepler, inanç-inançsızlıklar kültleri üzere hayatımıza yön veririz.

Sorgulama yok, araştırma yok, doğru ise pekiştirmek yok, yanlış ise düzeltmek vazgeçmek yok.. Bir nevi gurur meselesi ve yanılmayız duruşu içerisinde kör kuyularda tutku ile kültler ile yaşarız. Oysa nelere mensup ve bağlı isek mutlaka taklidi hamasi olmamalı müdakkikane tahkiki kriterlere vurulan mensubiyetlerimiz olmalı öyle pekiştirmeliyiz mihenklere vurarak.. Her daim de yanlışlardan arınarak..

Bizler de lise, üniversite yıllarımızda hatta sonrasında nisbi de olsa hamaset dolu idik mensubiyetler sarmalinde hayatımızı sürdürüyorduk ama farklı okumalar araştırmalar dinlemeler sayesinde yavaş yavaş ve gözlemler yaparak şimdiki halimize ulaştık.. Hala da kendimizi düzeltmeye arınmalara devam ediyoruz.

Farklı okumalar, dinlemeler, gözlemler ile ışığın tek renk olmadığını idrak etmektir, kirlenmiş camalrı silip net görmektir.. Aksi halde tek tip okuma ve dinlemeler insanı köreltiyor, yobazlaştırıyor, akletmekten vidandan alıkyouyor.. Yanlışları tevil eder hale geliyor..

Maalesef toplumların büyük yekunu tarih boyu böyledir kemikleşmiş düşünceler, ideolojiler, mensubiyetler ile yaşar durular ta ki içlerinden aklı selim insanlar çıkana kadar veya Allah Peygambelerler göndererek ikaz edene kadar ama yine de kısa sürede ne akleden düşünen vican sahibi fikir insnalarını ne gönderilen peygamberleri yine de dinlemezler. Dinler görünenler de o düşünce veya dini içerden değiştirir dönüştürür çıkarlarına, yanlışlarına alet ederler o düşünceler ve dinler üzerinden farklı şekillerde yanlışları sürdürürler hakikatleri çarpıtırlar bu sebeple okuyan akleden sorgulayan kişilere mensuplara alimlere ihtiyaç vardır.. Çok zor olsa da işleri olmak zorundadırlar yapmak orundadırlar..

Herkes, her kesim sağlıklı, tahkiki bir inanca, düşünce ve mensubiyete, ideolojiye kavuşmak istiyorsa sorgulamalı mihenklere vurmalı aksi vahim yanılgılar içinde kaybolmaktır, zulümlere dahil olmaktır, şirkin türlerine teslim olmaktır.. İnsanlar daima mensubiyetlerine dair feed-back’ler yapmalı düşünce ve mensubiyet bağlarında düzltmeler yapmalıdır.. Burda TEVBE bahsi, olgusu devreye girer.. TEVBE yanılabilirliği kabuletmektir ve sürekli yenilenmeyi ve akli ve kalbi feed-bacler yapmak demektir düzltmeler yapmak demektir.. Fatiha suresi işte tüm namaz rekatlarında bunun için farzdır.. Allah bunun idrakini versin.. “BİZİ DOĞRU YOLA, KENDİLERİNE NİMET VERDİKLERİNİN YOLUNA İLET; GAZABA UĞRAYANLARINKİNE VE SAPIKLARINKİNE DEĞİL” diye şuurla okumak idrakle okumak teslimiyetle okumak gerek.. Yani biz yanılgılarda olabiliriz, aldanabiliriz, yanlış düşünebilir yapıp edebiliriz ama Allahım ne olur sen neden razı isen sen neyi murad ediyorsa gerçek doğru ne ise RAZO OLDUĞUN çizgeye doğruya, doğrulara bizi ilet demektir.. Yanılabilirlikliğimizi teslim etmektir yanlışa düşüp yanlışlarda ısrar edip gazaba uğrayacak sapkınların yolunda gitmemize engel ol yardım et kurtulmak için demektir.. Başlarda doğru gideriz de hayat dalgaları içinde birgün yanlışlara savrulabilirizi o sebeple bii her daim doğru yola ilet demektir o tüm rekatlarda bunu deklare etmek teslimiyet götermek yanılabilirliği ve düelmek istemeyi kabul etmk demektir.. Bu okuma ve namaz kılma şuurunda mülümanlardan % kaç kişi çıkar acaba.. Çokların namazda duruşu bile kasıla kasıla kibirle namaz kılmalarına kasıntılarına bakarsak % 5 bile olmadığını söyleyebiliriz.. Hele bir de sarık takke cübbe sakal sarmalinde herşey yamam aksesuar tamam ama içerikte namaz şuurunda zerre nasiplenme yoksa vay ki vay ne hallerdeyiz “VAY O NAMAZ KILAN/ GÖSTERİŞ YAPANLARIN HALİNE” diye MAUN suresi ikazı duruyorken ikazı tınmayan binler ehl-i namaz ne durumdalar idrakindeler mi.. İlla Fatiha şuuru illa Maun suresi şuuru.. SORGULAMAK TESLİMİYET için olmazsa olmazlarımız..
Üstad Bediüzzaman’ın Sorgulamaya dair enfes tespiti ile konuyu bitirelimmensuplarının % 90 veya % 95’i bu sorgulama kriterinden mahrumdurlar en küçük abi abicikleri bile sorguamazlar veya onların yapıp ettikleri herşeyi “vardır bir hikmeti/ biz bilmeyiz onlar bilir” gibi çarpık söylemlerle çok kötülük ve yanlışların sürgitliğinde teslimiyetçilikte yuvarlanır giderler.. Sorgulayanları daafaroz eder sakıncalı diye damgalar dışlarlar..

 

Üstad Bediüzzaman’ın sorgulamaya dair serlevhalık enfes beyanı:

 

“Hiç bir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i hakdan görünür. Batılı hak görür. Evet kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hatta benim sözümü de ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın mihenge vurunuz. Eğer altın çıktı ise kalbde saklayınız, bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz.”

@DrMusaHub Hocamızın körü körüne MENSUBİYETLERE dair twit serilerine de bakılabilir.. Konuya dair veciz tespitleri var. MANSUBİYET ve SORGULAMAMALAR ile ilgili..
———————
Akletmeye/ Sorgulamaya Dair bazı ayetler:
-Akletmez misiniz/Bakara 44
– Akletmez misiniz /Bakara 76
– Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyun.” denildiği zaman: “(Hayır,) bilakis biz, babalarımızı üzerine bulduğumuz (ve alıştığımız âdetlerimize) uyarız.” derler. Babaları hiçbir şey akletmemiş ve doğru yolu bulamamış olsalar bile mi (onların yoluna uyacaklar/Bakara 170
– Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar (bu özelliklerinden dolayı) akletmezler./Bakara 171
– Akledesiniz diye Allah ayetlerini sizin için açıklamaktadır./Bakara 242
– Akletmez misiniz?/Âl-i İmran 65 / Mü’minûn 80//A’râf 169/ En’âm 32/ Kasas 60/ Saffât 138
– Şayet aklediyorsanız gerçekten size ayetlerimizi açıkladık./Âl-i İmran 118
– Allah katında canlıların en şerli olanı (hakka karşı) sağır ve dilsiz olan, akletmeyen kimselerdir./Enfâl 22
– Kendisiyle akledecekleri bir kalplerinin ve işitecekleri bir kulaklarının olması için yeryüzünde dolaşmazlar mı? Çünkü gözler kör olmaz. Asıl kör olan sinelerdeki kalplerdir./Hac 46
– Sen, onların çoğunun dinleyip aklettiğini mi sanıyorsun? Onlar, yalnızca hayvanlar gibilerdir. Hayır, hayır yolca daha sapkınlardır./Furkân 44
– Bilakis, onların çoğu akletmezler. /Ankebût 63

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment