Ey talib-i hakikat, âlem-i şehadette her zerre birbiriyle dolanıkken, asıl sır, gaybın perdesini aralayan o mübarek kapılarda gizlidir. Zira Kur’ân-ı Kerîm, kâinatın anahtarıdır; onun iniş ayı Ramazan ise, en derin dolanıklığın zuhur ettiği zaman dilimidir. Bakara Sûresi’nde Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır. Sizden kim bu aya ulaşırsa orucunu tutsun. Kim de hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.” (Bakara, 2/185)
Bu âyet-i kerîme, Ramazan’ı bir feth-i kapı olarak ilan eder; zira oruç, bedeni suskunluğa, ruhu uyanıklığa çağırır. Tasavvufta oruç bir “fâtiha”dır; yani açılış ve başlangıçtır. Fâtiha Sûresi’nin kendisi de Kur’ân’ın kapısıdır. Her rekâtta okunan bu sûre, kulun Rabb’ine dolanıklığını hatırlatır: “Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Er-Rahmâni’r-Rahîm. Mâliki yevmi’d-dîn. İyyâke na’budü ve iyyâke nesta’în.” (Fâtiha, 1/1-4) İşte burada, “Sadece Sana kulluk eder, sadece Senden yardım dileriz” diyerek, kulun kalbi Yaratıcı’yla anlık bir bağ kurar; tıpkı kuantum dolanıklığında iki parçacığın mesafesiz etkileşimi gibi.
Ve ey ârif, yegâne kuantum dolanıklığını açan Fâtiha kapısı; oruç ve Ramazan’dır. Zira oruç, nefs-i emmâreyi zincire vurur; midenin boşluğunda kalp dolar. Bakara Sûresi’nde orucun farz kılınışı şöyle beyan edilir: “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız.” (Bakara, 2/183) Bu takvâya davet, dolanıklığın özüdür: Kul, oruçla dünyadan ayrılır, Rabb’ine bağlanır; her açlık sancısı bir zikir halkası olur.
Geceleyin teravihlerde okunan Kur’ân, gündüzün sırrını aydınlatır; iftarın bereketinde ümmet birleşir. Tıpkı Zâriyât Sûresi’nde buyurulduğu üzere: “Ve her şeyden çiftler yarattık ki düşünüp ibret alasınız.” (Zâriyât, 51/49) Bu çiftler, kuantumdaki zıt parçacıklar gibi görünse de Ramazan’da asıl çift, kul ile Rabb’idir; ayrılık yok, sadece birlik vardır.
Tasavvuf erbabı bilir ki, Ramazan bir miraç yolculuğudur. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) miraçta Rabb’ine yaklaşması gibi, oruçlu kul da nefsinden arınır. Bakara Sûresi devam eder:
“Oruç gecelerinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtüsünüz. Allah sizin kendinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık (Ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdığını dileyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın.” (Bakara, 2/187)
Bu âyet, dolanıklığın maddi-manevi boyutunu gösterir: Gece helâllerle ruhu besle, gündüz açlıkla arın; böylece âlemdeki her zerre, ilâhî nizamda titreşir. Mevlânâ Hazretleri’nin Mesnevî’sinde belirttiği üzere; “Aşkın dolanıklığı, ayrılığı birliğe çevirir; iki âşık, bir ruh olur.” Ramazan da böyledir: Oruç, Fâtiha’nın kapısından girer, Kur’ân’ın nuruyla dolar; her âyet bir dolanık iplik gibi kalbi örer. İbn Arabî’nin fütühatında belirttiği gibi, vahdet-i vücudun sırrı burada gizlidir; her şey O’ndan gelir ve yine O’na döner.
Kadir Gecesi’nde ise bu dolanıklık zirveye ulaşır:
“Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (yani Cebrâil) her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.” (Kadr, 97/1-5)
Bin aydan hayırlı bu gece, zamanın dolanıklığını açar; geçmiş, gelecek ve şimdi Rabb’in huzurunda bir olur. Ve nihayet, bu derin dolanıklığın sonu tevhide varır. Zira tasavvufun kemâli, “Lâ ilâhe illâllah”tır; her şeyin O’nda erimesidir. İhlâs Sûresi’nde buyurulur: “De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.” (İhlâs, 112/1-4)
Ramazan, oruç ve Fâtiha kapısı bizi bu tevhid okyanusuna taşır; kuantumun ötesinde, ayrılık perdesi kalkar ve sadece “O” kalır. Ey dost, bu mübarek ayda dolan, oruçla arın, Fâtiha ile açıl; zira her dolanıklık O’nun birliğinde biter. Hû, daimî esen rüzgâr.
Bayrama uruç ola…
Gülşah Karabörk

